Tolga Polat

Dört yüz yıldan fazladır, parlaklığından bir şey yitirmeden günümüze gelen Shakespeare’in romantik tragedyası, “Romeo ve Juliet”, farklı yorumu ve genç oyuncu kadrosu ile İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sahneleniyor… Özdemir Nutku’nun şiirsel çevirisi ve Dejan Projkovski‘nin bugüne değin izlediğimiz yorumların çok dışında, sıra dışı rejisi ile “Romeo ve Juliet” adeta bir “Ab-ı Hayat” sunuyor… “Ab-ı Hayat”;  “hayat suyu” anlamına gelen Farsça bir tamlama; ölümsüzlük suyu ve sonsuz bir yaşam kaynağını temsil etmekte… İşte bu iki aşığın ölümsüz aşkı’da izleyicisine bir ab-ı hayat vadediyor… Oyun; aşkın nasıl ölümsüz olabileceği sorusunu, görsel bir şölene dönüştürerek yanıtlıyor…

Aşk konusunda binlerce yıldır bin bir şiir ve methiyeler yazılmış, şarkılar söylenmiş, efsaneler uydurulmuş ve aşkın gücü, kulaktan kulağa, kalpten kalbe tüm dünyayı avuçları içerisine almıştır…  Aşk sahibindedir… William Shakespeare’in yüzyıllardır değerini ve güncelliğini koruyan başyapıtlarından biri olan “Romeo ve Juliet”  de, kelime anlamı “Sarmaşık” olan aşkın en saf halini ve kavuşamamanın çaresizliğini anlatıyor… Efsane aşk; bugüne kadar sinemadan baleye operadan müzikale hatta resim sanatına kadar pek çok sanat dalı tarafından da yaşatılmakta…

Shakespeare’in 1563’te boğularak ölen Arthur Broke adlı ozanın 1562’de kaleme aldığı “Romeus and Juliet ‘’adlı şiirinden esinlenerek oyunlaştırdığı  ve Verona’da iki önde gelen aile olan Montague’ler ile Capulet’ler arasında süregelen “ezeli düşmanlık” üzerinden filizlenen bir aşkın acı ve beklenmedik bir sona evrilmesini izlediğimiz eser, özde rastlantıların insanın kaderini nasıl etkileyebileceğini ortaya koymakta… Romeo ve Juliet‘in kaderini esasında rastlantılar etkiliyor… Eğer aileler düşman olmasaydı, Romeo ve Juliet’in ölümü de olmayacaktı… Juliet biraz önce uyansaydı ya da Rahip Lawrence mezara bir iki dakika daha önce gelseydi bu gençler belki de ölümden kurtulacaklardı… Kısaca, onları ölüme sürükleyen olaylar, bilindiği üzere kişiliklerinden değil, dış koşullardan ve rastlantılardan doğmaktadır Romeo ile Juliet’in kendi ruhsal yapılarında hiçbir çelişki yoktur;  birbirleriyle de çatışma halinde değildirler… Hatta ansızın kapıldıkları sevdaya uyum sağlar, ve yaşanan tüm olumsuzlara rağmen çatışmaya girmezler…

Bugüne değin izlediğimiz yorumların çok dışında Makedonya Ulusal Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Dejan Projkovski tarafından sahneye konan oyun, tek perde olarak iki saat on beş dakika sürmekte… Özellikle sular içinde oynanması ve suyun pek çok şeyi temsil ediyor olması oyuna bambaşka bir anlam katmakta ve ilk sıralarda izleyenlerin ıslanması dışında keyifli bir seyir sunmakta… Elbette bu noktada tüm oyuncuların, oyun boyunca bir havuz içinde sırılsıklam olmasına rağmen, rollerini nefeslendirmeyi sürdürmeleri çok zorlayıcı bir durum… Bu açıdan tüm ekibi yürekten kutlamak gerek…

İtalya’nın kuzeydoğusunda, Venedik ile Milano’nun tam ortasında yer alan Verona, oyunun geçtiği mekanlara ev sahipliği yapmakta… Verona, nehriyle, köprüleriyle, tepeleriyle, ünlü  romantik bir şehir… Ve Yönetmen Projkovski, Verona şehrini ikiye bölen “Adige” nehrini rejinin merkezine alarak, tüm oyunun su dolu bir havuzun içinde geçmesini sağlamış… Yorum açısından bakıldığında Verona’yı ikiye bölen bu nehir, bir elmanın iki yarısı olan Romeo ve Julıet’in dış çevresel bir etken olarak kavuşamamasına da sebep olmakta… Ancak yönetmen suya nehir olmasının dışında farklı semboller de yüklemiş… Su her zaman için bir hayat kaynağı ve büyümenin sebebi… Geçmiş ritüellerde, her yaratma eyleminin destekleyicisi olmasının yanı sıra, şuurlanma (aydınlanma) kavramları ile bağlantılı olduğu da ifade edilmekte… Bu açıdan bakıldığında iki düşman ailenin final’de ortak acıları sonucunda bütünleşmesi ve eski düşmanlıklarına son vermesi bir anlamda bu aydınlanmanın bir parçası olarak elbette kabul edilebilir… Reji’ye çok katmanlı bir estetik algı katan su havuzunun kullanımının dışında, yönetmenin tercihi olarak seyirci ile girilen interaktif diyaloğun oluşu ve 20-24. sonelere yapılan vurgu, yoruma çok katkı sağlamamış gibi görünse bile tempo ve etkili oyunculuklar son derece ilgi çekici…


Dot ‘un “İyi Şeyler Olacak Diye Düşün”  (2016) adlı oyunundan hatırladığımız Atakan Akarsu, Romeo yorumu ile etkili ve dinamik bir perfomans sunuyor… Nuray Durmuş Lady Capulet’in tramvamtik durumunu deneyimi ile harmanlayan ölçülü yorumu ile dikkat çekiyor… Seda Yıldız Rahip Lawrence rolünü, başarılı kompozisyonu ile adeta yükseltiyor… Dadı performansı ile Zeliha Güney; rolünü içten ve doğal bir yorumla yansıtıyor, sanki bu performans biraz daha eğlenceli olabilir mi ? diye düşünmedim değil ama… Lord Capulet‘de Ahmet Dizdaroğlu tecrübesi ile rolünü ilmik ilmik işliyor… Mercutıo yorumu ile Murat Turhan dikkat çekerken, Yunus Emre Terzioğlu (Tybalt), Kerim Altınbaşak (Benvolıo), Muhammed Çakay (Prens) ve Bilal Ercan (Parıs) yönetmenin aktarmak istediği uyum ve birlikteliğe son derece bağlı kalarak, oyunun bütünselliğine katkı sunan etkin bir performas sunuyorlar… Ve Julıet yorumu ile Damla Ece Dereli tüm oyun boyunca bir an bile rolünü bırakmadan bıçak sırtı olan bu rolde son derece sahici bir performans sunuyor… Özellikle çocuk Julıet ile aşık Julıet arasında olan ince farkı ve dönüşüm sürecini kendinden emin ve yavaş yavaş yol alarak sürdürüyor… Dekor tasarımında M.Nurullah Tuncer ve kostüm tasarımında Medina Yavuz Amaç çağdaş yaklaşımları ile bambaşka bir atmosfer yarattıkları için alkışı gönülden hak ediyorlar… Işık tasarımında Serhat Akın anlam bütünlüğüne kusursuz bir katkı sağlıyor… Duygu dolu anların yolculuğuna rüzgar olan müzik, Goran Trajkoski’ye hareket bütünlüğünün baştan sona belli bir estetik içinde ve suyun yarattığı dalgalara karşı başarıyla sürmesini sağlayan Koreografi, Olga Pango’ya ait…

William Shakespeare’in sayısız filme, tiyatro oyununa ve kitaba konu olan, tüm zamanların en büyük ve en trajik aşk hikayesini ilk kez su dolu bir havuzda izliyoruz… “Tutku”nun doğasını tartışmaya açan oyun ; suyun aşkla dansını nevi şahsına münhasır yorumu ile izleyicisine sunarak, alkışı hak ediyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here