“Fareler ve insanların en iyi düşünülmüş planları sıkça ters gider.”

“Fareler ve İnsanlar”a, isim ilhamını veren Robert Burns’ün şiirinde geçen bu kilit söz bir bakıma oyunun ana temasına işaret etmekte.

lennie1

Alışık olduğumuz tarzda insanlarla birlikte değiliz bu defa. Hepsi birbirinden oldukça farklı olan insanlar var karşımızda. Bizlere pek benzemeyen insanlar… Belki böyle düşündüğümüz için bir zaman sonra kendimizden utanmamıza vesile olacak olan insanlar…

Bizler ne yazık ki farklı olmanın, farklı olanın kötü olarak empoze edildiği bir toplumda yaşıyoruz. Bu farklılıklar bizim elimizde olmasa dahi alaylar, dışlanma, ötekileştirme en büyük hobileri biz insanların. Ortada duran gerçeği görmekse niyeyse zor. Belli standartlar söz konusu değil ve aslında hepimiz farklıyız. Birbirimizden… Sadece bazılarımız bununla yaşayacak kadar olgun değiliz henüz.

Tiyatro Temaşa tarafından sahneye konulan Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterde iki mevsimlik tarım işçisinin (Oldukça akıllı George Milton ve güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk olan Lennie Small) öyküsünü anlatır. Bu hikâyedeki hayal ise küçük bir çiftlik satın alıp insanca bir hayat yaşamaktır. Ve bu hikâyede şunları öğreniriz; dostluğun, dayanışmanın ve birarada yaşamanın önemini, şartsız koşulsuz birbirimizi kabul etmenin gerekli olduğunu, insanın insanla, doğayla ve toplumla ilişkisinin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğinive nasıl olursa olsun farklılığın (!) kabul edilmesi gerektiğini.

promiyer2

Oyunun yönetmeni Onur Atacan’ın seyirciden beklediği tek bir şey var : “Fareler ve İnsanlar”a dair bildikleri her şeyi unutup oyunu o şekilde seyretmeleri. “Bir roman var ortada. Bunu her okuduğunuzda başka bir şey hissedersiniz.” diyor Atacan. “Oyunda da insanların başka bir şey hissetmesini istiyorum. Romandan bağımsız düşünerek gelirlerse daha iyi olur. Bazı sahnelerde romanı okuyan insanı dahi şaşırtmaya yönelik hareketler yapmaya çalıştık. Hatta bazı yerleri esprili hale getirdik ki seyirci o girdaba kapılıp gitsin.”

Yaklaşık 6 ay önce çalışmalarına başlanan oyunun serüveni de oldukça sıkıntılı geçmiş. Tüm süreç boyunca oyuncuların dekorla hiç sahne alamamış olması ve fazlasıyla oyuncu değişikliğine gidilmesi zaman kaybı yaratsa da oyun herhangi bir tarih değişikliğine gitmeyip planlanan tarihte sahnelenmiş. Ayrıca oyunun sahnelendiği salonda daha önce hiç prova almayan oyuncuların bu bağlamda dekor, ışık, kostüm ve müzikle birlikte ilk defa prömiyerde hareket etmesi bir takım sıkıntılar yaratsa da ben ekibin oldukça başarılı olduğuna kanaat getirdim.

lennie4

Oyunun dönem oyunu olmasını göz önünde bulundurduğumuzda, oyuncuların hayli zor bir işin üstesinden başarılı ve de gerçekçi bir şekilde gelmeyi başardıklarını söyleyebiliriz. Cüneyt Vural, Murat Ilgar, Soner Enmutlu, Ubeyd Ünal, Umut Yaşar ve Cengiz Gül oyunun dokusuyla tezat bir duruş sergilemeyen bir oyunculuk çıkarıyorlar. Özellikle Lennie rolündeki Murat Makar, seyircide onu kucaklamak ve bu dünyada kendisine gelebilecek tüm kötülüklerden onu koruyabilmek hissini fazlasıyla yaratıyor. Evet, Merve Sevi ara ara sinirlerimizi bozuyor ama oyunculuğu o kadar iyi ki “belki de haklıdır” cümlesini istemeden de olsa sarf ederken buluyoruz kendimizi. Oyuncular bu anlamda üzerlerine düşen görevi fazlasıyla yerine getiriyorlar.

Dekorda Nazmi Karabacak, kostümde Zeynep Ekinci, müzikte Yücel Arzen ve ışıkta Sedat Cevrioğlu ise oyunun görünmeyen oyuncuları olarak özel bir alkışı hak ediyorlar. Genç yaşına rağmen böylesi zor bir işi, bu kadar başarılı şekilde bizlere sunan yönetmen ise Onur Atacan. Bu bağlamda Onur Atacan’ın oyuna dair en büyük beklentisi, oyunun çok fazla seyredilmesi, daha fazla insana ulaşması ve yurtdışı turnesi de yine Atacan’ın oyundan beklentileri arasında.

promiyer6

Oyun boyunca umudu hep cebimizde tutuyoruz. Hatta yönetmenin kitabın sonunu değiştirmiş olmasını dahi diliyoruz. Çünkü bazı insanlar hayatın bu kadar acımasız olmasını hak etmiyor. Aslında kimse haketmiyor. Sadece birlikte yaşamayı öğrenebilmek önemli olan. Bunu başarabilmek. Belki bu sayede her şey daha kolay olacak. George’nin sitemkar repliği bir defa daha fısıldasın kulağımızda ki belki bu kez onu gerçek anlamda duyabiliriz:

“Artık pek birlikte yolculuk eden olmuyor. Neden bilmiyorum ama belki de bu kahrolası dünyada herkes birbirinden korkmaya başladı.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here