polly_01bigİyimserliği elden bırakmamak… her durum ve koşulda mutlulukla randevu tazelemek… hayatın iyi ve güzel  yanlarını öne çıkarmak; dahası bunu başkalarıyla  da paylaşmak…

Bu ve benzeri  kavramların  karşılığı kıyasıya  tartışılıyor günümüzde!  İkinci Dünya Savaşı’nın acı sonuçlarının hemen ardından   ortaya çıkan  “yeni insan” profilinden  çocukların  hanesine düşen bir  paydan söz ediyoruz bu noktada. Evet, konumuz Pollyanna!   Eleanor Porter’ın bu tanınmış yapıtının   çocuk klasikleri arasında bu gün  hangi  ölçüde yer aldığı ve etkisini sürdürdüğü tartışılabilir kanımca. Zamanın göstergeleri, değer yargıları bambaşka bir dünyaya işaret ediyor çünkü. Acımasız, bireyci, egemen çocuklar yetiştirme çabasında değil miyiz yoksa? Biz ana babalar sistemin her birimizi bu yeni yapılanmayı onaylayan bir noktaya getirip bıraktığını biliyor, ama  ne yazık ki bu durumda bile “Pollyannacılık  oynamaktan” geri durmuyoruz.   Aslında kendi ahlaki önermelerimizdeki çifte standardın tuhaf  bir sonucu bu. Pembe dünya, pembe hayatlar, pembe gazeteler, pembe diziler zincirinin arada sıkışmış zayıf bir halkasından başka bir şey değil belki de. Çok mu acımasız  bir tespit acaba?  Örneğin bir dönemde hayli popüler olan bu çocuk klasiğinin yeni yetişen kuşaklara söyleyeceği hiç mi bir şey yok sahiden? Olanla olması gereken arasındaki o geniş uçurum belki de yaşadığımız   bu “ikilemin” en önemli  nedeni. Evet, sorgulamaya değer bir durumdur bu.

Ne var ki, aklımızdakilere tatminkar bir  yanıt bulamadığımız noktada sığındığımız duraklar yine bu türden sorgulanmaya açık değerlerle donanmış yapıtlar oluyor.  Sonuç olarak, sanatla ilgili o değişmez ölçüt, “hakikat” bir kez daha karşımıza dikiliveriyor!polly_02big

Ankara’da çalışmalarını belki  sessiz ama derinden sürdüren Tiyatro Tempo’nun kukla oyunu olarak gerçekleştirdiği projenin  adı,  “Mutluluk Oyunu”. Metnin hareket noktası Eleanor Porter’in Pollyanna adlı ünlü  kitabı elbette. Tiyatro Tempo’nun son dönemde, özellikle  kendi sahnesinde  izleyicileriyle buluşturduğu kukla gösterileriyle hayli dikkat çektiğini hemen vurgulayalım. Dostum Aslan, Uçmak Özgürlüktür, Bavuldaki Hayatlar… hemen ilk aklımıza gelen çalışmalar  arasında. Tiyatro Tempo’nun sahneye taşıdığı projelere   gösterdiği özen ve titizlik “Mutluluk Oyunu”nda da göze çarpıyor. Sonuç olarak, kukla tiyatrosuna yakışan, estetik bir çalışma izleyicisiyle buluşmayı bekliyor. Saygıdeğer bir durum bu.

Pollyanna’yı sahneye koyan  Antonina  Dobrolyubova, aynı zamanda romanı  kukla tiyatrosu için uyarlamış. Aslına sadık bir metin bu.   Dobrolyubova,  “Mutluluk Oyunu”nu  daha önce Sahalin’de de (Rusya)  sahnelemiş. Usta işi bir sahne çalışması olduğunu söylemek gerekiyor öncelikle. Sahne trafiği çok başarılı. Proje ciddiyetle ele alınmış,  kuklalar karakterleri ele verecek bir özen ve estetikle hazırlanmış; oyunun dramatik çatısı aksamayan bir ritm ve duygu aktarımıyla saat gibi çalışıyor. Yediden yetmişe dikkatle, hayranlıkla izlenen bir  gösteriyle karşı karşıyayız kısacası.

Pollyanna, kanımca eğlenceli bir çocuk kitabı değil.   Oyun boyunca klişe karakterlerin   çatışması, bildik bir  süreç ve salınımda ilerlerken biz yetişkinler de  çocuklarımızın bir iki sıra arkasında olması gerekeni, yani    iyi huylu olmaya evrilen, mutlulukla buluşma sanatından  pay almayı beceren kişilerin öyküsüne tanıklık etmeyi sürdürüyoruz.  Duygu ve düşüncelerimizin yüzümüzdeki yansımasını neyse ki  karanlıkta kimsecikler fark etmiyor!

Sahnede beyazdan griye; sarıdan kahverengiye… dinlendirici bir renk döngüsü var.   Bu renk seçimleri karakterlerin  duygu dünyasıyla ilgili  ipuçları da taşıyor sanki. Özellikle, kukla oynatma konusunda Tiyatro tempo’nun sanat yönetmeni Haluk Yüce’nin projeye önemli katkısı olduğu belli oluyor. Marina yüce, Başak Gürer, Beril Boz, Adem Doğar ve  İlknur  Tırpan    Pollyanna’nın  öyküsünü    ırmakta akan duru bir  su  benzeri,  izleyicilerine başarıyla  aktarıyorlar. Müzik seçimi,   sahne arkası animasyonu, fonksiyonel dekor kullanımı… kısacası  oyunla ilgili her türden seçime uzun deneyimlerin sonucu ulaşıldığı belli oluyor.

Kukla tiyatrosuyla neler gerçekleştirilebileceği konusunda iyi bir örnek Pollyanna.  Tiyatro Tempo, bu klasik yapıtın hakkından geldiğine göre, çocuk yazının daha lezzetli, daha  keyif vadeden, en önemlisi  günümüz dünyası ve gerçeğiyle daha bir  örtüşen  yapıtlara da uzanabilir elbette. Küçük Prens’in öteden el salladığını, Don Kişot’un atının üstünden gülümsediğini, Küçük Kara Balık’ın  yolculuk ateşiyle şimdiden yanıp kavrulduğunu görür gibiyim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here