M.Sadık Aslankara

Tiyatroadam, kendine özgü biçemiyle şaşırtmıyor elbette, ancak tiyatro yapma anlayışı doğrultusundaki bu süreğenlikten ötürü şaşırtmakla kalmıyor yanı sıra saygı da uyandırıyor doğrusu.

İşte yeni bir Tiyatroadam yapıtı daha: Kafkas Tebeşir Dairesi. Öncekileri aratmayan, tersine onlara âdeta doğal bir katılışla eklenip, yediveren gül misali uzanmış bir yeni tomurcuk, o kadar…

Sahneyi doldurup taşıran, ötesine geçip seyircinin üzerine de taşarak bunu âdeta tiyatral bir çığ hareketine dönüştüren, elhak başaran dev mi dev sekiz genç, sekiz dağ, sekiz orman…


Tiyatroadam
ya da Biçemsel Süreğenlik…

Sekiz dediğime bakmayın siz; aslında belki dilim sürçüyor, sekiz mi demeliyim on sekiz mi, seksen mi, sekiz yüz bin ya da seksen milyon mu… İşte öyle bir şey. Demin “çığ” dedim, yok yok, çığlaşmış orman demek gerek, öylesine müthiş bir örtüşme aslında; buna dağları, denizleri eklemek de gerekiyor bir ölçüde…

Her biri, tıpkı Toroslarca genç mi genç dağ, ilkin adlarını sıralayalım bu dorukların: Baransel Gürsoy, Deniz Özmen, Ediz Akşehir, Esra Şengünalp, Gökhan Azlağ, Pelin Bölükbaş, Rana Büyükyılmaz, Serdar Akülker…

Ne yapıyor bu gençler? Ne yapmıyor ki? Bize Brecht’i, Can Yücel’in Türkçesiyle somutluyor diyelim kestirmeden. Marifet, bu somutlayışın kendisinde gizli.

Yalınlaştırılarak söylenmiş, herhangi eksik bırakılmadan, dolguya kaçılmadan bin emekle ortaya çıkarılmış bir sahne çiçeklenmesi, sahne plastiği bu. İzlerken onları, yaydıkları tiyatro hazzı, bunun yansılanışında oyunsu süreçlerin birbirine halkalanarak ulanan döngüsü oturduğunuz koltuktan alıp uçuruyor dağlara sizi. Nasıl büyük, görkemli bir enerji böyle, şaşakalarak izliyorsunuz artık sayısını kestiremediğiniz bu gençleri…

Her biri birer büyücü havasında bakıyorsunuz kuklaya dönüşüyor, bakıyorsunuz gölge oyunu karakteri oluyor, bakıyorsunuz yüzlerinde maske komedi dell’Arte, sürekli değişen ortaoyunu karakterleri… Dört başı mamur bir oyunculuk gösterisi halinde hem de…

Can Yücel Brecht’iyle “Kafkas Tebeşir Dairesi”…

Şu Can Yücel ne müthiş “adam”; yalnızca ürettiği “Türkçe söyleyen” deyişiyle bile böylesi özel bir nitelemeyi hak ediyor bana sararsanız… Tiyatroadam topluluğu, yayımladıkları tanıtmalıkta buna vurgu yaparken kendileri de “na” işte tam da bir Can Yücel edası, kıvraklığı, cinlik yansıtan bir kıpır kıpırlıkla bunu yansılıyor.

Gönül rahatlığıyla denebilir ki özetle;  Can Yücel, Brecht’i Türkçe söylüyor, Tiyatroadam da Can Yücel Brecht’iyle bunu bir güzel çığırıyor… Evet evet, yanlış okumadınız, Tiyatroadam, seyircisini de oyun olgusu içine çığırarak bir çığırma eylemi sergiliyor topluca. Bu çığırmayı, göstermeyle bütünleyerek bize özgü bir epik tiyatro yaptığı da düşünülebilir topluluğun. Farklı bir yansıtım bu kuşkusuz. Bu nedenle de bir doğu söyleni değil de bize özgülük yansıtan seyirlik bir oyun sunuyor âdeta Tiyatroadam.

Bu sekiz dev gencin arka planda yardımcıları yok değil elbette. Onların adlarını anmadan geçmeyeyim, haksızlık olur. Müzik düzenlemede Tevfik Kulak, ışık tasarımında Yakup Çartık, hareket düzeninde Gizem Erdem adları anılabilir bu bağlamda. Daha başkaları da var kuşkusuz sahne gerisinde.

Hani ülkede bir “ohal” var ya, Tiyatroadam’ın gençleri de tiyatro sahnesinden yanıt veriyor buna; dünyanın bütün memleketlerindeki o hali göstererek. Buna şapka çıkarmamak elde mi?

Yönetmenler İçinden Bir Yönetmen: Ümit Aydoğdu…

Kalkıp sorsalar da, daha önce izlediğiniz oyunlardan hangilerini yeniden izlemek isterdiniz, diye, hiç duraksamaksızın Ümit Aydoğdu rejisiyle Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’nı da eklerdim bunların arasına. Artık Türk tiyatrosu, eski yönetmenler değerini korusa da yeni bir genç yönetmenler çağı içine girmiş görünüyor. Yepyeni bir tiyatro yapılırken, el birliğiyle tiyatromuza yeni bir “altın çağ” daha yaşatıyor ayrıca bu insanlar.

Eskilerin değerini asla yadsımış olmuyorum, tiyatromuz gençleriyle var artık! İşte bu genç yönetmenler arasında kendine özgü biçemiyle Ümit Aydoğdu’nun adını da en başlarda anmak gerekiyor. Ümit de, Kemal Aydoğan, Muharrem Özcan, tek oyununu izlediğim Ersin Umut Güler gibi kimi genç yönetmenlerde görüldüğü üzere devinimi önceleyen bir yaklaşıma sahip. Ancak onlardan ayrılıp, o da ötekilerin yaptığına benzer biçimde kendine özgü bir devinim anlayışına dayalı, bu yönde örüntülemeyle sahnesini kuruyor.

Rejisinde belirgin olarak öne çıkan bir iki özelliği sıralamaya girişsem neler söyleyebilirim, notlar halinde yazayım: 1.Yönetmen Ümit Aydoğdu, tiyatronun sözel olmaktan çok ritme, tartıma dayalı oyunsal bir sanat olduğu kavrayışına sahip, 2.Bu bağlamda tiyatroyu sahnede bir şaman tapıncının ritüeli halinde, bunun görsel, işitsel, imgesel vb. öğeleriyle yansıtımını önceliyor, 3.Bu nedenle de sahne üzeri eylemliliği bir iç dinamik temelinde kuruyor; eylem, dışa yansıyan yaygın hareketlilik yerine döngüsel ivmeyle kendi içinde gelişen, ritimle, tartımla, ama sürekli muzip çocuk çıkıntılığı yapacağı kestirilen bir potansiyel halinde ortaya çıkıyor.

Tiyatroadam yapımı hangi oyun olursa olsun, bilet alıp salondan içeri dalmak düşer size, o kadar, unutmayın bunu! Düşünmeniz, bir biçimde gerekçeler üretmeniz gerekmez ille! Çünkü yaptığı tiyatroyu kendine özgü kıldığı biçemle sürdüren topluluklar arasında Tiyatroadam’ın altı çizilesi bir yeri var artık.

Tiyatroadam’la buluşmayı savsaklamayın derim şu günlerde…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here