M.Sadık Aslankara

Tiyatromuz, özellikle 1990’lardan bu yana, demek ki yaklaşık çeyrek yüzyıldır öncülük de üstlenmiş görünen genç topluluklarca ileriye taşınıyor. O yıllarda buna girişenler, orta yaşlarını sürüyor denebilir artık.

Dönemi içinde yaşadıkları koşullar gençleri zorladığı, bu nedenle bir enerji damarının tiyatromuzda kendiliğinden açığa çıktığı söylenebilir. Sonradan âdeta çığıra, ötesinde yeğlenmiş yönsemeye dönüşecek bu hareketin, başlangıçta tam anlamıyla bilincine varabilmiş değildi belki çoğunluk ama bugün özellikle son on beş yıldır genç toplulukların görevdeşlik duygusu ile bu ağır yükü omuzlayıp canla başla çabaladıkları söylenebilir tiyatromuzda. Bu demek değil ki kurum tiyatroları boş duruyor, elbette hayır ama öncülük gençlerde yine.

Söz konusu genç topluluklar arasında süreğenlik gösteremeyip birkaç mevsim yüksek enerji yansıttıktan sonra tiyatroda kıyıya çekilmek zorunda kalmış gruplar da yok değil elbette. Ne var ki Moda Sahnesi, yola çıkalı kısa süre geçse de, uzun yıllara yayılacağı şimdiden gözlenen enerjisiyle tiyatrodaki öncülüğünü somutlayıp örnekleyen üç beş genç topluluktan biri olarak dikkati çekiyor yine de.

afis

Topluluk, insanın insanla, toplumla, doğayla, devletle ilişkilerini deşen, bunlara, kültürlerin birbiriyle etkileşime girerek örüntülediği doğum, düğün, ölüm üçgeninden bakan, bununla yetinmeyip seyircisinin bu karmaşık sorunsallar bütününe sorgulayıcı, eleştirici zihinle yaklaşmasını sağlayan bir estetik bireşim çözümlemesi getiriyor yaptığı tiyatro ile. O halde Kemal Aydoğan öncülüğünde Moda Sahnesince gerçekleştirilen bu hareketin tiyatroyu tam bir sosyal psikoloji laboratuvarına dönüştürdüğü öne sürülebilir.

Bu çerçevede Moda Sahnesinin tiyatro kavrayışının 1990’da perde açan Tiyatro Stüdyosunun kavrayışıyla örtüştüğü izlenimine vardığımı söyleyebilirim gönül rahatlığıyla. Yanı sıra yönetmen Kemal Aydoğan’ı bu açıdan bir Ahmet Levendoğlu ardılı olarak almanın da olası olduğunu.

Topluluğun bugüne dek sergilediği oyunlardan kalkarak bu yargıya ulaştığımı ekleyeyim bir iki eksiği de kalsa izlediklerimin. Nitekim son olarak sahnelenen “Bir Başkadır A.” adlı oyun da bütün bu öne sürüşlerimi sahnede bir kez daha vurgulayan örnek bağlamında alınabilir…

“Bir Başkadır A.”…

Yazar olarak Andreas Sauter, Bernhard Studlar imzasıyla, Gülen İpek Abalı, Ayşe Gülsüm Özel ikilisinin çevirisiyle izlediğimiz “Bir Başkadır A.”, sahne tasarımında Bengi Günay, ışık tasarımında İrfan Varlı işbirliği, yönetmen Kemal Aydoğan rejisiyle yani baştan bu yana bilinen ekip emeğiyle geliyor…

Bir “sıra dışı” yaşamöyküsüyle karşılaşıyoruz bu yeni oyununda da topluluğun. Daha önce “Roberto Zucco”, “Bütün Çılgınlar Sever Beni”, “Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz” adlı oyunlarda da yine “sıra dışı” yaşamlarla tanıştırmıştı bizi Moda Sahnesi. Bu kez A.’nın sıra dışı öyküsünü izliyoruz sahnede. Oyuncu olarak Metin Coşkun, Kübra Kip, Emre Çaltılı, Bülent Aksu, Deniz Elmas tarafından sunulan eksiksiz işbirliğiyle…

18.01.2017.15.08.53.1

Oyunun adı ilk anda beni Orhan Asena’nın “Yurttaş A” adlı kısa oyununa götürmedi değil. Hoş, “Bir Başkadır A.”da tek perdelik oyun, ama “kısa oyun” örneği değil. A. için yapılan cenaze töreniyle açılan oyun, geri dönüşler eşliğinde karakterlerin farklı yaşantı kesitlerine uğrayıp bize A.yı, önyargısız biçimde, ama seyirci olarak onu sorgulayan, eleştiren tutumla değerlendirmemizin önünü açan yaklaşım getiriyor. Özetle ailesinden dostlarına, yakın çevresinden aşkına tümünün, A.’nın sıra dışı yaşamına karşı sergilediği orta malı teksesli tutumu izliyoruz sahnede.

Çoğunlukçuluktan Çoğulculuğa…

Sıra içi kalmayı yeğleyen, beri yandan sıra dışına tahammülsüz çoğunluk, Kemal Aydoğan’ın bunu daha da belirgin kılan rejisiyle âdeta bir suç topluluğu halinde “olay yeri-inceleme” şeridiyle seyirciye sunuluyor ama aslında oyuncuların oyun öncesinde seyirciyi aralarına alan karşılamasıyla birlikte düşünüldüğünde, seyircinin de bu çoğunluk içine alındığı kesin. Böylece A. dışında kalan gerek oyunun öteki karakterleri gerekse seyirci aslında kütleşmiş çoğunluğu oluşturan ahlaksal (etik) anlamda tutucu bir kesimi simgeliyor.

18.01.2017.15.06.42.1

Sonuçta hep birlikte A.’yı izliyoruz sahnede kaba bir çoğunlukçuluğun uyar kulları olarak. Onun ölüme sürüklenişi karşısında kayıtsız birer seyirciye dönüşüyoruz. Hepimiz başımızda kulaklıklar, âdeta aynı radyo tiyatrosunu dinliyoruz. Bunu toplumda da sanki bir radyo oyunu havasında izleyip bizi kuşatan yabancılaşmanın, aykırı gerçekliğin içinde debeleniyoruz.

Oysa sınırları aşarak artık sıra dışı bir düşünme, yaşama biçimini, kılgı eylemini, tutumunu benimsemiş bir A.’yı kabullensek çoğunlukçu olmaktan sıyrılıp çoksesli, çoğulcu anlayışa kucak açsak kim bilir daha nice A.’ları da toplum dışına itilmekten kurtarıp sonuçta bundan elbette biz kazançlı çıkacağız.

Dünyayı Dönüştüren Güç: Sıra Dışılık…

Kuşku yok ki dünyayı, gelişim doğrultusunda hep ileriye taşıyan dinamo, sıra dışı insanlar tarafından yaratılıyor. İnsanlığın yolu, işte bu sıra dışı kişilerin girişimleri, onların kendilerinde, toplumlarında yarattıkları devrimlerle aydınlanıyor. Ama ne yazık ki bu insanlar, yaşadıkları çevreler, toplumlar tarafından hep sıra dışı olarak algılanıyor, anlaşılmaz kişilere dönüştürülüyor, sonuçta sırt dönülüyor tümüne de…

0E2A8706

Moda Sahnesi, yeni oyunları “Bir Başkadır A.” ile aslında baştan bu yana dizgeli biçimde yürüttüğü bir tür “insanlık komedyası”nı, yeni bir oyunla, yenilenmiş biçem, sahne plastiğiyle bir kez daha seyirci önüne çıkarıyor…

Yazıya girerken Kemal Aydoğan öncülüğündeki genç bir kadronun Moda Sahnesi çatısı altında tiyatromuza kattığı öncü tutuma boşuna değinmedim. Bu saptamanın yanında kutlanıp desteklenmesi de gerekiyor topluluğun.

Mevsimin kaçırılmaması gereken oyunlarından biri “Bir Başkadır A.”

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here