Sadık Aslankara

Baştan beri böyle, duygusal komediye ezel ebet düşkün bir toplumuz aslında. Yalnız tiyatromuzda değil, sinemamızda, hatta özellikle öykümüzle romanımızda da beklenti eşiği olarak bir gözümüz gülmede ötekisi ağlamada hep.

Öyle ki tiyatroyla sinemada klişe roller bile oluşmuş bu bağlamda. Ustaların da kendini kurtarabilmesi zor görünüyor bu yaklaşımdan. Çünkü karşılarına, adına “seyirci beklentisi” denilen duvar çıkıyor mutlaka, bir türlü yıkamadıkları. Sinemayla tiyatroyu karıştırarak anımsayalım; Adile Naşit’i, Nisa Serezli’yi, Yıldız Kenter’i, İsmet Ay’ı, Münir Özkul’u vb. adları düşünelim…

Sonra Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’nu getirelim belleğimize, hep bu doğrultuda işlenmiş bir toplumsal zihinle karşı karşıya olduğumuz düşünülebilir öyleyse bir çalım. Üstelik bu kavrayışın yalnız bizim toplumumuz için geçerli olduğu da sanılmamalı. Bu algının, halk sanatı temelinde dayanağa sahip olduğu açık. Yani bu yönsemenin bize özgü bir eğilim olduğu düşünülmemeli.

Nitekim toplulukların mevsim boyunca sergilediği oyunlar, “duygusal komedi” diyebileceğimiz türe dönük ilginin hiçbir zaman sönmediğini gösteriyor. İşte tam bu aşamada iki farklı gruptan izlediğimiz iki oyun, toplumun tiyatrodan beklentisine dönük küçük ipuçları oluşturuyor bir bakıma.

Bu doğrultuda Joseph Kesselring’ten Nedim Saban’ın yeniden derleyerek uyarlayıp yönettiği, dekorda Barış Dinçel, ışıkta Yüksel Aymaz, kostümde Günnur Çaras imzasını taşıyan tiyatrokare yapımı Ahududu, Ali Erdoğan’ın yazıp yönettiği müziği Polat Karayel’e ait, Ali Erdoğan’a Cihan Bektaş’ın eşlik ettiği Kabare Dev Aynası yapımı Sevgiler Alıyorum Eskici bunu pekiştirip destekleyecek iki örnek bağlamında alınabilir.

“Ahududu”…


Tiyatrokare
, önceki oyunlarında popüler düzlemde diyelim duygusal temposu yüksek oyunlar sahneliyordu, yer yer dram, hatta melodrama dek uzanan, gerçekçilikle fantastik evreni harmanlamaya girişmiş yapımlar olarak. Bu kez bunlara öncekilerine göre daha belirgin biçimde öne çıkmış görünen bir güldürüyü de ekliyorlar.

Ahududu, bir kara anlatı değil, kara güldürü bağlamında alınmalı daha çok. Çünkü kara anlatının groteske, ama kara güldürünün duygusal zeminde fanteziye yaslanacağı kestirilebilir bu çerçevede. Yakınlıktaki bu farklı biçim, söz konusu oyunların sahnede somutlanışını da etkileyecektir kuşkusuz.

Ailenin, birbirinden devralarak sürdürdüğü bir ev, bu evin son temsilcileri sayılabilecek, artık çıldırı boyutuna varmış karakterleri: iki kadınla yeğenleri. Evlerini pansiyon olarak veren, ama bu arada gelenleri yaşlarını ya da hastalıklarını dikkate alarak seçip onlara kendilerince bir mutlu huzur sunmayı iş edinmiş bir çılgınlar korosu. Görevleri, ahududu likörüyle onları sonsuzca sürecek mutluluğa uğurlamak, o kadar.

Hadi bu üç role oturtun şimdi üç oyuncuyu: Suna Keskin, Melek Baykal, Nedim Saban. Ee, ne yapar üçlü? Seyirciyi çevirir de çevirir, güldürür tabii…

Öyle oluyor. Bunlara oyunun öteki karakterleri de eşlik edip yardıma koşuyor, rolleriyle: Cem Güler, Halim Ercan, Dicle Alkan, Birol Engeler, Özgür Yetkinoğlu, Bülent Seyran…

Sonuçta seyircisiyle buluşan bir oyun çıkarıyor tiyatrokare.

“Sevgiler Alıyorum Eskici”…


Kabare Dev Aynası
, daha önce skeçlerle geliştirip sunduğu kabare anlayışını bırakmış değil kuşkusuz, önümüzdeki mevsimlerde topluluğu yeniden kendi geleneğine bağlı oyunlarda görmek şaşırtmamalı bizi. Ne var ki bu kez tiyatrokare gibi Kabare Dev Aynası da farklı tat sunmak üzere bir duygusal komediyle sesleniyor seyirciye: Sevgiler Alıyorum Eskici.

Alçakgönüllü bir sahne çalışması diyebiliriz oyun çin. Cihan Bektaş’la birlikte birbirini dengeleyen iyi bir ikili olarak çıkıyor oyuncular sahneye. Abartısız, saydam bir seyirlik oyun geliyor sonuçta önümüze.

Biri eskilerini satan, hatta atan, öteki de alan hatta toplayan diyelim iki insan. Aralarındaki ilişki alan-satan olmaktan çıkıp bir sorgulamaya dönüşürse ne olur? Bir türlü değerini bulamayan, hiç kimsenin gönül indirmediği sevgi üzerine üstelik…

Ali Erdoğan, öteden beri yazarlığıyla da dikkatimi çeken bir tiyatro emekçisi. Nitekim Sevgiler Alıyorum Eskici, onun yazar olarak da hünerini sergileyen bir çalışma. Sonuçta ortaya, başarısını kabullenmemiz gereken iki duygusal komedi örneği geliyor denebilir.

Seyircideki Beklenti Eşiğinin Satır Arasını Sorgulamak…

Siyasal ortamdaki gerginliğin, bütün ortamlarda egemen hale gelmiş buyurgan tutumun, tiyatromuza uzanarak onu etkilememesi olası mı?

Anadolu’daki seyirciyi “taşra seyircisi” diye niteleyip ötelemek gerekmiyor bu durumda. Çünkü büyük kentlerdeki seyirci beklentisi de bu tutumla örtüşüyor. Seyircinin sanat algısıyla ilgili bir durum; dış gerçekliğin baskıladığı yaşam karşısında kendi mağarasını ya da sığınağını böyle dayanaklarla besleyip geliştirme beklentisi bu… Seyircinin enikonu kendisini korumaya alması nedeniyle başlangıçta bu oyunlar kuşkusuz belli mesafeyle izleniyor. Ama sonrasında ılıdıkça hava, yükseldikçe ısı, mesafe kapanıyor, oyun bittiğinde ise sahnedekilerle salondakiler bir biçimde kol kola giriveriyor.

Evet, duygusal komedinin böyle bir işleve de yol açtığı düşünülebilir. Özellikle son yıllarda toplumda yaşanan gerginlikler, dışlamalar, bunun yanında anlayışsızlıklar, sevgisizlikler böylesi duygusal komedilerle giderilmeye, dengelenmeye, ötesinde aşılmaya çalışılıyor.

Özetle söylemek gerekirse yaşadığımız çağın, siyasal ortamın armağanı bu oyunlar. Siz de bunlardan farksız olduğunuza göre siz de izleyebilirsiniz bu oyunları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here