Tiyatrolar ‘devlet desteği’ni tartışıyor… Cüneyt Yalaz: “Destek, politik ve ideolojik baskı mekanizmasının bir aracı olmamalı”

Yavuz Pak
1829 Görüntülenme

Son yıllarda çok tartışılan konulardan biri “özel tiyatrolara devlet desteği”... 1982 yılından bu yana, her yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “özel tiyatrolara” yapılan yardımları belirleyen kriterler, son yıllarda daha çok ve farklı veçheleriyle sorgulanıyor. Önceleri daha çok ekonomik, estetik ve etik boyutlarıyla gündeme gelen bu tartışma, son yıllarda ideolojik/politik boyutlarının belirleyici olduğu bir tartışma zemininde ilerliyor.

Bu yıl, Kültür Ve Turizm Bakanlığı 6 milyon 102 bin TL’lik “rekor bir bütçeyi” özel tiyatrolara aktardığını açıkladı. Ancak, kırılan bu rekor da tartışmaları dindirmeye yetmedi! Biz de konunun muhataplarına, özel tiyatroların temsilcilerine bir kaç soru yönelterek görüşlerini almak ve tartışmaya katkı sunmak istedik.

***

Bugün, BGST-Tiyatro’dan Cüneyt Yalaz‘ın sorularımıza verdiği yanıtları paylaşıyoruz okurlarımızla:

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ‘devlet desteği’ için başvuru yaptınız mı? Başvurunuz nasıl sonuçlandı?

Cüneyt Yalaz: Evet başvuru yaptık ve başvurumuz yine olumsuz sonuçlandı. 2009 yılından beri her yıl devlet desteğine başvuruyoruz. Bu konuda 2013 yılı ve Gezi olayları bir kırılma noktası oldu. O yıla kadar başvurduğumuz her projeye destek aldık. Ve destek alan bu projeler yönetmelikteki kuralları tam anlamıyla yerine getirerek ve İstanbul içinde ve dışında gösterimler yaparak çok sayıda seyirciye ulaştı. Ama 2013 yılından sonra yaptığımız hiçbir başvuruya olumlu yanıt alamadık. Bu noktada bir hukuksuzluk olduğunu düşündüğümüz için her yıl Kültür Bakanlığı aleyhine dava açtık. Bu konuda yürüttüğümüz hukuk mücadelesinin ayrıntılarını http://www.mimesis-dergi.org/2019/01/bgst-tiyatronun-kultur-bakanligina-karsi-hukuk-mucadelesi/  adresinden okuyabilirsiniz. Özetle şunu söyleyebiliriz: “4 ayrı dava açtık. Bu davalardan biri halen devam ediyor. Diğer üçü ise lehimize sonuçlandı. Lehimize sonuçlananların bir tanesi üst mahkeme denetiminin sonuçlanmasını bekliyor, diğer ikisi ise üst Mahkeme denetiminden geçerek, onanarak kesinleşti. Kararları kesinleşen projelerimiz “Kim Var Orada? Muhsin Bey’in Son Hamlet’i” ve “Zabel” adlı projeler. Kesinleşen dava dosyalarımız ve bu dava dosyalarına konu edilen projelerimiz için Kültür Bakanlığı’na tekrar başvuru yaparak yeniden değerlendirme ve destekten yararlandırma talep edildi. Bakanlık bu başvurularımıza karşı da gerekçesiz, keyfi ifadelerle tekrar olumsuz yanıt verdi. Mahkeme kararlarını hiçe sayan bu tutuma karşı tazminat taleplerimizi de içerir şekilde yeni hukuki süreçlerimiz başlatıldı. Şu anda bu davalar sürüyor.” Biz bu davaları açarken tarihe not düşmek, bu keyfi ve gayr-ı hukuki uygulamayı belgelemek istedik. 

Son yıllarda yaşanan politik, toplumsal ve kültürel yarılmanın tiyatro alanına da sıçradığını ve devlet yardımlarının da bu yarılma ekseninde şekillendiği yönünde ciddi bir tartışma yaşanıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cüneyt Yalaz: Bu tartışmalı bir şey değil, mahkemelerce de tescil edilmiş bir vakıa. Gezi’den sonra bir kara liste oluşturuldu ve bu listede bulunan topluluklara kesinlikle yardım yapılmamaya başlandı. Bazı topluluklara ise aynı yıl içinde birden çok proje için destek verildiğini saptadık. Bunun için yürüttüğümüz mücadelenin ayrıntılarını da şu linklerden okuyabilirsiniz.

http://www.mimesis-dergi.org/2013/12/bakanligin-para-yagdirdigi-tiyatro-grubu/

http://www.mimesis-dergi.org/2014/06/kultur-bakanligina-gore-ayni-gruba-6-kez-yardim-yapilmasi-uygundur/

http://www.mimesis-dergi.org/2014/12/yine-ayni-gruba-4-kez-destek/

Tabii ki destek alan toplulukların hepsinin yönetime biat eden topluluklar olduğu iddia edilemez. Söz konusu kara liste nasıl ve kim tarafından oluşturuldu bilmiyorum ama yandaş/muhalif ayrımını yapmakta pek başarılı olmadıklarını söyleyebilirim. Ya da bunu politik bir manevra olarak yapıyorlar. “Bakın işte, muhalif topluluklara da destek veriyoruz” diyebilmek için destek verilen topluluklar içine bazı muhalif toplulukları da katıyorlar. 

Aslında bu konuda Değerlendirme Kurulu’nda bulunan tiyatro camiasından isimlerin şeffaf bir şekilde açıklama yapması gerekiyor. Değerlendirme Kurulu’nda görev alan bir üye ile konuştuğumuzda (oyunumuzu çok beğenmişti ve destek alamadığını öğrenince şaşırmıştı) “Sizin dosyanız bizim önümüze gelmiyor. Bakanlık bürokratları bu dosyaları eleyerek bize sunuyor, özellikle davalı olan toplulukların projeleri eleniyor” demişti.

Genel olarak, ‘tiyatrolara devlet desteği’ ile ilgili görüşleriniz nedir?

Cüneyt Yalaz: Aslında özel tiyatrolara yapılan destek kamusal bir anlam taşır. Devlet vergi toplar ve bu vergiyi kamunun yararına olan işlere adil bir biçimde dağıtır. Sanat da kamusal fayda içeren işlerden biri. Yani yapılan destek devletin gönlünden kopan bir ulufe olarak değil, devletin yapmak zorunda olduğu, kamusal fayda sağlayan bir kişi olarak sanatçının da hakkı olan bir destek. Ama devlet “yalnızca benim gibi düşünenlere yardım ederim, diğerlerini, beni eleştirenleri cezalandırırım” derse demokratik açıdan bu bir facia olur. Demokratik ülkelerde devlet ya da sistem aksine sanatçının eleştirel yaklaşımına ihtiyaç duyar ve buna açık davranır. Zira gelişmenin yolu bu eleştirellikten geçer.

Bu desteğin dağıtımındaki ciddiyetsizlik ve keyfilik Devlet’in kültür politikalarındaki yozlaşmanın ve gericiliğin göstergesidir. Devletin tiyatroya desteği her zaman sorunlu oldu. Ama şu dönemdeki kadar keyfi, ilkesiz, ciddiyetsiz ve adaletsiz bir süreç de görmedik. Bu keyfilik ve ciddiyetsizlik sadece devletin özel tiyatrolara verdiği destek alanında yaşanmıyor. Keyfi bir biçimde oyunların yasaklanması, festivallerin baltalanması, kayyumlar eliyle şehir tiyatrosu kadrosunun bir gecede işten uzaklaştırılması, tiyatro akademisyenlerinin son derece keyfi bir biçimde görevlerine son verilmesi, oyuncuların sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarının CV’lerinin bir parçası haline gelmesi ve bunun gibi birçok keyfi ve adaletsiz uygulama içinde yaşadığımız baskıcı dönemin sıradan hale gelmiş vakaları. İşin tuhafı bu keyfilik ve ciddiyetsizlik sadece hükümet kanadında yaşanmıyor. Her yere nüfuz ediyor. Muhalif olma iddiasındaki yerlere bile. Bu yıl Artık Bir Davan Var oyunu ile Nilüfer Kent Tiyatrosu arasında yaşanan meselede de bu keyfiliğin izlerini görmek mümkün. Teatral açıdan birçok iyi iş yapan Nilüfer Kent Tiyatrosu tarihi belirlenmiş oyunun Festival programından çıkarılmasına karar verirken kamusal kaynakların keyfi kullanımının bir örneğini vermiş oluyor. Bununla ilgili ayrıntıları şu linkten okuyabilirsiniz. http://www.mimesis-dergi.org/2019/03/artik-bir-davan-var-oyununa-engelleme/

Biz her zaman devletin tiyatroya asli desteğinin altyapı yatırımlarına ve kültürün tabana yayılması mekanizmalarına yoğunlaşması olduğunu düşündük. Yerel ve merkezi yönetim eliyle yeni ve nitelikli tiyatro salonlarının açılması, bu salonların kalifiye kadrolarla tiyatrolara açılarak, iyi programlarla çok sayıda seyirciye ulaştırılması, özel tiyatrolara dönük anlamlı vergi indirimleri, mekan işleten topluluklara destek, dezavantajlı bölge ve toplumsal kesimlerdeki insanların tiyatro ile tanıştırılma kanallarının oluşturulması ve bunun gibi altyapısal desteklerin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Şu anki desteğin de bir an önce Kültür Bakanlığı bürokratlarının denetiminden çıkarılıp, ciddiyetle bu işi yürütecek kurullara devredilmesi, belirlenmiş kriter ve ilkelere uygun ve adil dağılım yapılması, kabul edilen ya da reddedilen projelere dair gerekçelendirmelerin şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılması, dağıtım mekanizmasının politik ve ideolojik baskı mekanizmasının bir aracı olmaktan çıkarılması gerektiğini savunuyorum.

 

Fotoğraf: Berge Arabian

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku