“Tiyatromuzun Ünsüz Büyük Kahramanları”: ODTÜ Oyuncuları’ndan Yücel Çelikler ile söyleşi

Filiz Tanya
2284 Görüntülenme

Ülke tiyatromuzun “ünlü” olmayan büyük kahramanları vardır. Onlarla tanışıp konuşmadıkça nasıl büyük bir sanat mücadelesi verdiklerini bilemezsiniz. Onları yalnızca bilenler bilmektedir. Onların tarihini araştırdığınızda karşınıza onlarca oyun, oyuncu ve inanılmaz bir tiyatro serüveni çıkar. Ama onlar “ünlü” değildirler. Ülke tiyatromuzun büyük yapıcılarından Yücel Çelikler’le tiyatromuzun kayıtlara geçmemiş, kayıtları yok edilmiş, yakılmış tarihini konuştuk. Bu tarihte inanılmaz bir mücadele, bir sanat azmi, yaratıcılık ve üretimin serüveni var. Biz yazalım tarihe geçmeyenler utansın.

  • Yücel Çelikler’in sahne serüveni nasıl başlıyor?

 Benim sanat hikayem “Türkiye Liselerarası Tiyatro Yarışması”nda sahneye koyup, “Willy Loman” rolünü oynadığım Arthur Miller’ın “Satıcının Ölümü” adlı oyunuyla  başlıyor. Kısa bir konservatuar ‘macerası’ ve birkaç amatör girişim sonrasında ODTÜ’de öğrencilik yılları ve -doğal olarak- ODTÜ OYUNCULARI… 

ODTÜ Tiyatro Kulübü ya da bilinen adıyla ODTÜ OYUNCULARI, 1957 yılında “METU PLAYERS” adıyla kurulan bir topluluk. Öğretim dilinin İngilizce olduğu bir üniversitede bu pek şaşırtıcı değil. Benzer bir oluşum, daha sonra “Boğaziçi Üniversitesi”ne dönüşecek olan Robert College’da da mevcut; “ROBERT COLLEGE PLAYERS”… 

1960 yılında Hazırlık Okulu’nun açılmasıyla, ODTÜ’nün öğrenci profili de radikal bir değişime uğrar. Artık, İngilizce eğitim yapan bir ortaöğretim kurumundan mezun olmanın avantajını kullanan öğrencilerin yanında ‘farklı bir sınıfsal orijine sahip’ gençler de ODTÜ’nün yolunu tutarlar.  İşte bu değişim, topluluğun önce adına sonra da tiyatro anlayışına yansır ve  ODTÜ OYUNCULARI, 1960 yılından itibaren yeni adıyla varlığını sürdürür. Ta ki, 12 Mart dönemine dek…       

Bizim jenerasyonumuz 12 Mart sonrasına denk geldi. “Muhtıra”nın üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmişti  ve kulüp halen kapalıydı. “6 aylık boykot”un bitiminde bir grup ODTÜ öğrencisinin girişimi ve Öğrenci İşleri Dekanlığının desteği sonucunda ODTÜ OYUNCULARI yeniden izleyicisiyle buluşmaya başladı. Ben de söz konusu öğrencilerden biriydim. Ne var ki, adını bile anmak istemediğimiz birinin rektörlük görevine atanmasıyla ODTÜ’de “9 aylık boykot” süreci başladı. Bu dönemde topluluk üyesi bir grup arkadaşımız “Gelin Görün” adlı gösteriyle  ODTÜ öğrencilerinin mücadelesini izleyicilerine anlatma çabasındaydı. Ben de birkaç arkadaşımla birlikte “ANKARA DEVRİMCİ SAHNE” adlı topluluğu kurdum ve çalışmalarımıza kampüs dışında devam ettik. 

ODTÜ-DER’in  “Öğrenci Temsilcileri Konseyi”ne (ODTÜ-ÖTK) dönüşmesiyle birlikte, üniversitemizdeki öğrenci toplulukları ÖTK kapsamında oluşturulan Sanat-Kültür Topluluğu (SKT)  çerçevesinde yeniden örgütlendi. Bu dönem 1976-80 yılları arasını kapsar. ODTÜ OYUNCULARI bu dönemde, 12 Mart’ta kesintiye uğrayan ODTÜ Tiyatro Şenliği’ne yeniden hayat vererek “ŞENLİK ‘78”, “ŞENLİK ‘79” ve “ŞENLİK ‘80”i gerçekleştirdi ve “Şili’de Av – Orhan Asena”, “3.Reich’ın Korku ve Sefaleti – Bertolt Brecht” ve “Galile’nin Yaşamı – Bertolt Brecht” izleyiciye sunuldu. Öte yandan, 1980 yılının ilk aylarında bir başka özel tiyatro girişimimiz de oldu ve DTCF orijinli arkadaşlarımızın da katılımıyla “Ankara Deneysel Tiyatro”yu kurduk ama ne yazık ki bu topluluk fazla uzun ömürlü olamadı. ODTÜ OYUNCULARI  12 Eylül darbesinde bir kez daha kapatıldı. SKT ve topluluk yöneticisi olan kimi arkadaşlarımız bir hayli uzun süren davalarda askeri mahkemenin sanık sandalyesine oturtuldu. Darbeden yaklaşık bir yıl sonra  topluluğu kurmak gene bana ‘nasip’ oldu. Birkaç ‘gözü kara’ arkadaşımızın katılımı ile başlattığımız kuruluş süreci kısa sürede geniş bir katılımla başarıya ulaştı ve Friedrich Dürrenmatt’tan oyunlaştırdığımız “Yunanlı Bir Kız Aranıyor”u  “ŞENLİK ‘82”de sahneledik.     

Özetlemek gerekirse ‘meslek’  hayatımda  ODTÜ orjinliyim. ODTÜ oyuncularından geliyorum diyebilirim.

  • Ülke tiyatromuzda önemli bir yer tutan ODTÜ geleneğinden bahseder misiniz?

“ODTÜ geleneği” deyimini kullanmak ne denli doğru pek emin değilim. Ama jenerasyonlar arasında bir ‘süreklilik’ ya da ‘ortak paydada buluşma’ söz konusu. 60 yıllık geçmişi olan bir topluluktan söz ediyoruz ve her dönem ya da her jenerasyon orada kendi  varlığını ülkedeki ve dünyadaki toplumsal-siyasal-ekonomik-sanatsal dinamikler çerçevesinde  kendisi belirliyor. Ancak bu, farklı dönemlerde birbirinden tümüyle farklı uçlara savrulmak anlamına da gelmiyor tabii.  

ODTÜ oyuncularının ‘talihsizliği’ şu; 12 Martı gelir kapatır, 12 Eylülü gelir kapatır. Bazen darbeye gerek kalmaz, üniversite yönetimince kapatılır ya da çalışmaları engellenmeye çalışılır. Böyle bir olay 1984 yılında başımıza geldi. O dönemde YÖK tarafından rektörlük makamına oturtulan zat ve onun ODTÜ’yü “zapt-u rapt” altına almaya hevesli yardımcıları  “Çavuş Musgrave’ın Dansı”  adlı oyunumuzun provaları sırasında tiyatro kulübünü kapattı ve ODTÜ OYUNCULARI  1984’ten 87 ye kadar kapalı kaldı. Neyse ki, o günden bu güne böyle bir sorun yaşamadık. Tüm bu kesintilere karşın, sizin “gelenek” diye nitelediğiniz,  benim “süreklilik ve ortak paydada buluşabilme” diye adlandırdığım bu özelliğin varlığını bugün de sürdürmesi, 60 yıllık kulüp tarihi boyunca tüm topluluk çalışanlarının ortak başarısıdır.   

ODTÜ OYUNCULARININ varlığını  sürdürebilmesinin ve  ‘üniversite toplulukları camiası’ içinde saygın bir yer edinmesinin bir diğer  nedeni de her yıl düzenlenen üniversite tiyatroları şenliği. Kimi zaman üniversite tiyatrolarının yanı sıra amatör grupların da katıldığı ŞENLİK, salt bir ‘marifet sergileme’ düzlemine indirgenemez kuşkusuz. “Topluluklar arasında iletişim kurmak ve bilgi-deneyim paylaşmak” öncelikli hedef tabii ki… Öte yandan,  katılımcılar arasında kurulan ve yıllar boyu devam eden dostlukların değerini de en iyi biz biliriz. 

ODTÜ OYUNCULARININ yaşadığı engellemeler, şenliklerin de kesintiye uğramasına neden oluyor. Söz gelimi ŞENLİK 78’in öncesinde sekiz yıllık bir boşluk var.  1978 yılında tiyatro kulübünün yeniden düzenlenmesinden sonra, eğitim ve oyun sahneleme etkinliklerimize şenlik organizasyonu da eklendi. Böylece daha önce belirttiğim 78, 79 ve 80 şenlikleri gerçekleştirildi. Tam iyi gidiyoruz derken bu kez de 1980 darbesi oldu. Şenliğe iki yıl ara vermek zorunda kaldık.  

Tüm baskılara ve engelleme çabalarına rağmen 1982  şenliği kazasız-belasız tamamlandı. Ne var ki, 1990 yılına kadar ODTÜ’de tiyatro şenliği yapılamadı. 1985 yılı Mart ayında topluluğumuz  bu kez de  rektörlük tarafından  kapatıldı. Bunun üzerine, ODTÜ OYUNCULARI kadrosunda yer alan bazı arkadaşlarımızla şehrin yolunu tuttuk ve kurulmakta olan METROPOL KÜLTÜR SANAT EĞLENCE SİTESİ’nin tiyatro birimini oluşturduk. Aramıza DTCF Tiyatro Bölümü’nden ve Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’ndan arkadaşlarımız katılmıştı.  Bu süreçte Metropol Tiyatro’da Peter Weiss’ın “MARAT-SADE”, Bilgesu Erenus’un “555 K” ve Bertolt Brecht’in “Gece Çalan Davullar” adlı oyunlarını sahneye koydum.  Bu arada ilginç bir gelişme oldu. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncularından birkaç arkadaşımız şenliğin canlandırılması gerektiğini,  ODTÜ’de yapılamıyorsa  Boğaziçi Üniversitesi’nde birlikte  gerçekleştirebileceğimizi bildirdiler.  Böylelikle  “Boğaziçi Tiyatro Günleri” doğmuş oldu. 

Ankara Metropol Kültür Merkezi’nde  de ŞENLİK 87 ve ŞENLİK 88 düzenlendi.  . Şenlik aynı şenlik ama isim değiştirdi. Birinde “Boğaziçi Tiyatro Günleri”, birinde “Metropol Tiyatro Şenliği” oldu. 90’dan itibaren de şenlik evine döndü ve halen ODTÜ’de kesintisiz olarak sürdürülmekte.

  • Bu toplulukları oluşturan oyuncular tiyatro okumaya gelmiş oyuncular mühendislik ya da başka bölümlerde okuyan oyuncu öğrenciler. Toplamda 4 yıl kalıyorlar bu üniversitede ve çok iyi oyunlar oynuyorlar, çok iyi oyunculuklar sergiliyorlar. Bu kadar zamanda bunu nasıl öğreniyorlar? Nasıl hayata geçiriyorlar?

Öncelikle “heves”, “Yetenek” yerine bu deyimi kullanmayı tercih ederim. İşte bize “hevesli” arkadaşlar gelir. Ve ciddi bir eğitim sürecinden geçerler.  Bu, nitelik açısından pek de yabana atılacak bir eğitim değildir ve “heves” ile birleşince sözünü ettiğiniz “düzey” ortaya çıkıyor. Her yıl yaklaşık  100 dolayında öğrenci  topluluğa katılıyor ve pek de uzun sayılamayacak bir sürenin  sonunda  bu işi  mesleki disiplin içinde sürdürebileceğine inanan insanlar kalıyor. Bizim dönemlerde hem ODTÜ oyuncularında çalışıp hem de normal sürede mezun olmak pek olası değildi.  Mezuniyet oranı %35-40  falandır muhtemelen.  Topluluk üyelerimizin hatırı sayılır bir bölümü atılırdı okuldan ya da yönetmeliklerin tanıdığı  süreyi sonuna kadar kullanırlardı. 

  • Siz bir ODTÜ öğrencisi olarak ne sorunlar yaşadınız? 

Ben 12 Mart’tan sonra da 12 Eylül’den sonra da ODTÜ Oyuncularının kurucuları arasında yer aldım.  Öğrenciydim ama  bir yandan da tiyatroda  profesyonel yaşamımı sürdürmekteydim.  Dolayısıyla topluluktaki statüm biraz daha farklı belirlenmiş oldu. Yönetmenlik, yöneticilik dışında kendi jenerasyonuma hocalık da yapmak durumunda kaldım. Yapıyı böyle oluşturduk, ondan sonra da bizden sonraki arkadaşlar  devam ettiler. 

ODTÜ OYUNCULARI’nda  78 kuşağı ile 68 kuşağı arasında bir kopukluk vardı.  Bizim toplulukta çalıştığımız sürede, 68 kuşağına mensup ODTÜ Oyuncularıyla bir araya gelmemiz pek mümkün olmadı. Biz de, “öksüz oğlan kendi göbeğini kendi keser” misali kendi yolumuzu çizdik.  Elimize ulaşan bilgiler çok yetersizdi. Bir arşiv yoktu. Daha doğrusu, arşivin başına gelmeyen kalmamıştı. 

  • 12 Eylül darbesi ODTÜ Oyuncuları’na neler yaptı?

12 Eylül darbesinin ikinci günü  bizim “Goebbels Ateşi” dediğimiz bir ateş yaktılar topluluk barakalarının önünde. ODTÜ Sinematek, ODTÜ OYUNCULARI, ODTÜ Edebiyat Kulübü gibi bir çok öğrenci kulübünden topladıkları fotoğraf, film, kitap ve bildiri gibi tüm belgeleri   yaktılar. Hakkımızda açılması muhtemel davalarda kullanabileceğini düşündükleri belgeleri ise müsadere ettiler. ODTÜ tarihinde “Goebbels Ateşi” dediğimiz hikâye budur. 

Bu yakılan arşivlerden kurtarılabilenler kurtarıldı.  Bireysel arşivlerde bulunan kopyalanmış belgeler şimdilerde yeni yeni ortaya çıkıyor. Bizim öğrenciyken ulaşamadığımız 12 Mart öncesi döneme ait belgelere ve bilgilere şimdi sahibiz.

  • ODTÜ oyuncuları 1980’nin baskılı yıllarını nasıl yaşadı?

Darbe olduktan üç gün sonra 15 Eylül’de hakkımızda yakalama kararı çıktı. Kulüp kurmak, yönetmek gibi “suçlama”lar vardı bize yöneltilen…  Bir yıla yakın bir süre  gözaltılar, sorgular, hazırlanan iddianame ve açılan dava gibi sorunlarla uğraştıktan sonra sıra ODTÜ OYUNCULARI’nı yeniden kurmaya gelmişti.   Üniversitemizde, Öğrenci İşleri Dekanlığı diye bir kurum mevcuttu ve  kulüpler de idari olarak öğrenci işleri dekanlığına bağlıydı. Henüz 12 Eylülcü’ler bunu ortadan kaldırmayı akıl etmemişlerdi.  Rektörlük koltuğunda 12 Eylül’den önce vekâleten atanan Mehmet Kıcıman hocamız oturmaktaydı. Öğrenci İşleri Dekanımız da Engin Karaesmen hocamızdı.   Böylece,  öğrenci işleri dekanlığına başvurduk. Dekanımız başvurumuzu rektörlüğe götüreceğini, yetki ve sorumluluğu almamız koşuluyla topluluğumuzun yeniden açılabileceğini, kendisinin de  bu işi takip edeceğini söyledi. Ve 1981’de tekrar başladık… Ama çok büyük sorunlarımız vardı. ODTÜ içinde provokatörlerden sivil polislere kadar bir yığın ‘karanlık’ kimse cirit atıyordu.  Ortam provokasyona son derece açıktı.  Söz gelimi,  ‘birileri’ herhangi bir binanın herhangi bir duvarına -bilhassa tuvaletlerin duvarlarına-  bir slogan yazıyordu ve  o sırada bina içinde ne kadar öğrenci varsa gözaltına alınıyordu. 

Her türlü doğrudan ya da dolaylı baskıya rağmen 1982 şenliğini çok geniş bir katılımla -hafızam beni yanıltmıyorsa, 21 tiyatro topluluğu- gerçekleştirdik. Ve ŞENLİK ‘82, bizim gibilere sevgi ve sempatiyle bakan ‘malum çevrelerde’ bir heyecan dalgası yarattı. Öyle ki, bu çevreler, “ŞENLİK, 12 Eylül rejiminin suratına atılmış bir tokattır” gibi değerlendirmeler bile yaptı…  1982 şenliğini fazla hasara uğramadan tamamlamış olduk. Çok geçmeden,  ‘vekaleten’ görev yapan rektörümüzün yerine ‘asaleten’ bir atama yapıldı  ve bu ‘asil’ kişi ve yardakçısı toplulukları “12 Eylül realitesi”ne uygun bir biçimde yeniden düzenlemeyi görev edindi.  

Biz bu süreçte dışarıda özel tiyatro yaptık. Konservatuar çıkışlı ya da daha önce üniversite topluluklarında yer almış kimi arkadaşlarımızla  “Metropol Tiyatro”yu oluşturduk. 

  • Metropol tiyatroda  seyirciden nasıl tepkiler aldınız?

Metropolü kurduğumuzda ilk yaptığımız iş bir yıllık eğitim veren bir atölye açmak oldu. O atölye döneminden bugün “star” olarak tanıdığımız bir çok insan  geçti. 

ODTÜ OYUNCULARI 1985 Mart ayında kapatılınca, ilkin “TİYATRO” adında amatör bir topluluk kurup, Wolfgang Borchert’in “Kapıların Dışında” adlı oyununu sahneye koyduk. Bu toplulukta yer alan oyuncu ekibi,  Metropol Tiyatro’nun da omurgasını oluşturdu.  Bu süreci birlikte yürüttüğümüz  merhum Selçuk Uluergüven’i saygı ve özlemle anıyorum. Metropol Tiyatro varlığını sürdürdüğü dönemde, Selçuk Uluergüven’in sahneye koyduğu Rolf Schneider’ın “Richard Waverly Davası” ve Sermet Çağan’ın  “Ayak Bacak Fabrikası” ile benim sahneye koyduğum  Peter Weiss’in “ Marat-Sade”,  Bilgesu Erenus’un “555K”  ve Bertolt Brecht’in “Gece Çalan Davullar” adlı oyunlarını Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana’da tiyatro izleyicisiyle buluşturdu. 

O dönemde, iki matine dört suare olmak üzere haftada altı  temsil veriliyordu.  Seyircinin talebi doğrultusunda bu sayının arttığı da oluyordu.  Seyircimiz oyunlarımıza yoğun ilgi gösteriyordu. Kuşkusuz bunun nedenlerinden biri de repertuara aldığımız oyunların niteliğiydi. Dönemin kimi toplulukları “fincancı katırlarını ürkütmemek” için biraz ‘sade suya tirit’ oyunları sahneye taşırken, Metropol Tiyatro meramını yetkin bir biçimde ve sözünü sakınmadan anlatıyordu. Sanırım bu yaklaşım seyircimizde karşılığını buldu. 

Ne var ki, dört yıllık bir sürede kurumsallaşan ve İstanbul ve İzmir Metropol kültür merkezlerini açma hazırlıklarının sonuna gelen Metropol Kültür Sanat ve Eğlence Sitesi, trajik bir trafik kazasında büyük hissedarını kaybetti. Bu acı kaybımız  kurumumuzun sonu oldu.     Bu olaydan  sonra kişisel tarihimiz başka bir şekilde aktı. Üç yıl kadar İzmir  Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kuruluş çalışmalarında yer aldım.   Ülkemizde ticari televizyonların dönemi başlıyordu ve belediyeler de televizyonculuğa merak saldılar -anayasa değişikliğiyle belediyelerin televizyon yayıncılığı yapmaları yasaklanıncaya kadar-  Bu arada olan şehir tiyatrolarına oldu ve tiyatronun bütçesi televizyon ‘heves’ine aktarıldı.  Bunun üzerine ben de İstanbul’a döndüm ve sektörde yer alan birkaç arkadaşımla birlikte bir yapım şirketi kurduk. 

Yücel Çelikler

  • ODTÜ Mezunları Derneği Oyuncuları nasıl başladı?

2010 Yılında ODTÜ OYUNCULARI’nın 50. Yılını kutlamak üzere tüm jenerasyonlar  “ŞENLİK ‘10”da bir araya geldik.  Orada bazı arkadaşların aklından “İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi mezunları “BGST” örgütlenmesi yaptı ODTÜ  mezunları niye böyle bir girişimde bulunmuyor?” diye geçiyormuş. İhale bana kaldı doğal olarak. Çünkü böyle işlerde nedense ihale hep bana kalır. Benim de o sırada İstanbul’da işlerim vardı. İstanbul ağırlıklı çalışıyordum.  Samimi söylemek gerekirse, başlangıçta bu öneriyi çok ciddiye almadım. Kaldı ki,  o zamanlarda “Dernek”le de pek ilgilenmiyordum.  Ama dernek yönetim kurulu başkanının kadim dostum Himmet Şahin olduğunu öğrenince işin rengi değişti. Himmet’e olanı biteni anlattım. Bir gün sonra yönetim kurulu toplantısı vardı.  Toplantıda  ODTÜ MD GÖSTERİ SANATLARI KULÜBÜ’nün kuruluş kararı alındı ve başlattık.  Bu yıl ODTÜ Mezunlar Derneği Oyuncuları  11. yılını kutluyor.  Ne acıdır ki, topluluğun kurulması ve kurumsallaşması sürecinde büyük emeği olan sevgili Himmet Şahin  artık aramızda değil. Özlemle ve sevgiyle anıyorum… 

Bu söyleşimiz biraz ODTÜ OYUNCULARI ağırlıklı oldu galiba? Umarım sizinle keyifli bir söyleşi daha yapma fırsatımız  olur ve ODTÜ MD OYUNCULARI’nın dününü ve bugününü konuşuruz… 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku