Tiyatroyla “Bulut Fabrikası” Kurmak

Sadık Aslankara
910 Görüntülenme

Yeni kurulmuş bir genç topluluk olarak Tiyatro Mundus’tan izlediğim ilk oyun Arnold Wesker’den Berin Cumalı’nın çevirdiği, rejisini Sercan Şekerci’nin üstlendiği, Erkan Kılıç koreografisinde iki genç oyuncu Anıl Çalım-Merve Ayteş ikilisinin rol aldığı Dört Mevsim adlı yapıttı. 

Topluluktan neredeyse arka arkaya izlediğim ikinci oyun bizden bir yazarın öykülerinden uyarlanmış sahne çalışması oldu: Bulut Fabrikası.

Gökhan Kutluer’in aynı adlı öyküler toplamından Serenay İduğ’un uyarlayıp yönettiği, Selin Eresin’in yönetmen yardımcılığını üstlendiği, Cansu Topallar, Gamze Taş, İkbal Karabıyık, Osman Doğan, Selin Eresin beşlisinin rol aldığı oyun, hayaller, sanrılar, masallar dünyasında gezindiriyor diyebiliriz seyirciyi. 

Özetle “bulut üzeri” ya da “bulut içre” bir oyun olduğu öne sürülebilir Bulut Fabrikası’nın. Daha açığı masalsı, düşsü biçemle yoğrulmuş sıçramalı anlatımla kendini gösteren alçakgönüllü bir sahne plastiği. Çocuklukla, gençlikle hemhal edilmiş “büyü oyunu” da diyebiliriz buna… 

Hadi bir çalım oyundan içeri girelim öyleyse…

Bir “Bulut Fabrikası” Masalı…

Gökhan Kutluer’in kitabını okumuş değilim, okumadığım için yönetmen imzası da taşıyan Serenay İduğ’un uyarlaması üzerine bir söz etme olanağı da yok elimde. O halde kendi payıma, izlediğimle yetineceğim, seyirlik yanından bakacağım demektir oyuna. 

Kendisi salt oyun olduğu halde tiyatro sanatı, bunu bir adım daha öteye taşıyıp, oyun içinde oyunla, oyunlarla besleyip âdeta bir oyun atlıkarıncasına dönüşmekte mahir kendi yapısını. 

Tiyatro, yarattığı sanatta, bu gözbağcı, büyüleyici yanı, işin başlangıcından bu yana hiç terk etmiş değil. Bu sanattaki oyunsu süreçlere dayalı yapıyı, ders programı düzeneğine göre sınırlayıp sıkıştırmaya niyetlendiğinizde tiyatroyu da kapı dışı etmiş olursunuz bir çırpıda. Oyun, hayatın içinde zaten. Hayat, tüm canlı-cansız varlığıyla bir oyunda dönüyor sürgit. Biz şaman çağından bu yana söz konusu şaşırtıcı gerçekliğin insanlık bağlamında bilincindeyiz ayrıca. 

İşte Tiyatro Mundus’un seyirciyle buluşturduğu Bulut Fabrikası, bizi tam anlamıyla böyle bir masalın içine çekiyor. Seyirci olarak biz de kendi çocukluğumuzu, ergenliğimizi, buna dayalı yetişkinleri-yetişkinliğimizi âdeta bir çubuğa tutturulan pamuk şeker dolambacıyla birbirine katıp harmanlıyor, ortaya bir “bulut fabrikası” ebrusu çıkarmaya giriyoruz elimizde olmadan. 

Bir masal harcı eşliğinde. Kaldı ki zaten oyun, seyirciyi, kendi çocukluğunun masallarını kurmaya yönlendiriyor bir kez daha, yeniden.

Ortaya çıkan sahne plastiği bunu destekleyen somutlamayla masalı havalandırmaya, bulutlara taşıyıp bu güç işin altından kalkabilmek adına herkesi masala bağlamaya çabalıyor. Biraz da buna yoğunlaşalım şimdi. 

“Bulut Fabrikası”ndaki Plastik Yoğurum…

Oyuncusundan aksesuarına sahne yerleştirimiyle kullanımı, bunların siyah-beyaz filmlerin sinematografisine benzer, uzak leke çağrışımlarıyla bir rüya tablosu oluştururken arada çok parlak, âdeta reflektör çakımlarıyla renk pınarına dönüşen bir tayf da çıkıyor denebilir ortaya. 

Olan biten, bu tür tablolar aracılığıyla, buluşup birleşen lekelerle, film karelerinin akışıyla netleşerek algılanıyor denebilir. Hızla akan, birbirine geçen, birbirinden sıçrayıp ötekine bulaşan, sonra kelebek misali konup değen, fırlayıp uçan görüntü akışıyla böyle bir anlamsal labirentten geçilerek kavranması gerekiyor zaten bunların.

Yönetmen bizi, böylesi bir sahne gerçekliğiyle buluşturuyor, bu yolla da yansıttığı masala çekiyor. Göze görünmese de kulaklarımıza yer yer işitsel fiyonklar takan, yer yer sessiz bir görsellik içinde bizi yüzdürürken kapsayıcı sahne plastiği çerçevesinde bunları seyirciye yayan reji anlayışıyla.

Bilinmedik bir kavrayış değil bu. Sürekli oyunsu süreçler içinde gezinen, hızlı bir akışla bu evren içindeki olay-karakter buluşmalarını, ayrışmalarını kıpır kıpır tablolar aracılığıyla birbiri üzerine yıkıp deviren bir sahne plastiği…

Olguyu Rus Matruşka bebekleri esprisine benzer biçimde düşünmek mümkün. Öyle ya sahneler, birbiri içinden çıkarak ya da birbirini tetikleyip bütünleyerek ya da kendi parçalarına ayrılarak helezonik çevrimsellik sergiliyor. 

Bu doğrultuda çocuk-ergen başta olmak üzere onların geçmiş yaşantıları, algılarıyla değerleri, özellikle yayılımı, kaplayımıyla bir lightmotiv bağlamında bisiklet, sonra öteki oyun öğeleri, Bulut Fabrikası’nda birer asli rol üstleniyor sürekli. Oyun geçmiş günlerin anıları, hayalleriyle kayıp giderken seyirciyi de peşine takarak kendi geçmişine doğru sürüklüyor bu arada.

Tiyatro Mundus’un Doğru Yolu…

Topluluk tarafından sergilenen, gerek Berin Cumalı çevirisiyle Arnold Wesker’den Sercan Şekerci’nin yönettiği Dört Mevsim gerekse yukarıdan bu yana üzerinde durduğum Bulut Fabrikası, Tiyatro Mundus’un doğru yönde, bütünleyici yaklaşımla tiyatro yaptığını ele veriyor.

Tiyatro Mundus her ne kadar yeni bir topluluk adı bağlamında ilk iki oyununu sergilemiş, sergiliyor görünse de aslında Marmara Drama Topluluğu olarak önceki beş yıl boyunca geçirdiği kuluçka evresini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.  Hiç de kısa sayılamayacak bu süre boyunca her yıl farklı bir oyuna çalışmanın kazandırdığı deneyim, yepyeni bir hamleyle adını duyuran Tiyatro Mundus’un, yüksek irtifada başlattığı girişimin temelde buna dönük ciddi ipuçlarını oluşturuyor. 

Kendisini yeniden yapılandırmış bir yeni topluluğumuz var artık:  Tiyatro Mundus. Eh, öyleyse herkes görev başına.”

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku