Tiyatro Müstesna; adı gibi kuralların ve bütünün dışına çıkarak, sahnelenmesi çok zor olan Peter Shaffer’in efsane oyunu “Küheylan”ı fon perdesi Almanya’da özel olarak hazırlanan, ve 3D mapping yöntemi ve ID TAG teknolojisi kullanılarak sahneleniyor…

3D mapping yöntemi; mimari yapılara uygun olarak tasarlanan animasyon videosunun projeksiyonların kesişme noktaları yok edilerek, animasyona belli bir perspektif verilerek izleyicide 3d algısı oluşturup 3d gözlük vb. olmadan farklı bir illüzyon oluşmasını sağlayan bir teknoloji… Az da olsa zaman zaman tiyatrolar tarafından kullanılan bu teknoloji, ülkemizde Küheylan adlı oyunun sahnelenmesinde ilk kez kullanılıyor…

Kuheyla Afis

İngiliz oyun yazarı, senarist Peter Shaffer tarafından yazılan ve ilk kez 1973 yılında Londra’da sahnelenen ve Broadway’de 1200’den fazla sahnelenmiş olan oyun ülkemizde de ilk kez 1974 yılında Cüneyt Gökçer’in yönetmenliğinde seyirciyle buluşmuştur… Cüneyt Gökçer, o yıllarda Alan Strang rolü için 16 yaşındaki Mehmet Ali Erbil’i seçer… Bugün bile Erbil’in o oyunda sergilediği oyunculuk beğeniyle anlatılır, hatta aynı yıl Erbil bu performasıyla Yılın En İyi Oyuncusu Ödülü’nü de almıştır… 1996-1997 sezonun‘da Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları tarafından sahnelenen Küheylan’da bu kez Tolga Çevik oynamış ve aynı yıl Avni Dilligil ve Vasfı Rıza Zobu özel ödüllerini kazanmıştır…

Küheylan ergenlik döneminde kişiliğinin oluşmaya başladığı, erken ve hassas bir dönemde, farklı toplumsal görüşlere sahip anne ve babasının arasında kalan ve 17 yaşına geldiğinde tutkularının esiri olması sebebiyle, altı atın gözünü kör eden İngiliz genci Alan Strang’in ve onu kurtarmaya çalışan doktoru Martin Dysart’ın hikâyesidir…

Yargıç tarafından görevlendirilen Dr. Dysart tıpkı iğne ile kumaşa atılan bir etamin gibi sabırla, dikkatle işleyerek çözmeye başlar bu sırrı… Bunu yaparken, anne ve baba arasındaki değer yargılarının farklılığı, bir çocuğu yetiştirmekteki ebeveyn olmanın önemini sorgular… Bununla da kalmayarak toplumdaki değer yargılarının bir insana neler yaptırabileceğini ve insanların bu baskılar sonucu çevresini ve kendi doğasını nasıl yok edebileceğini normal ve anormal olma durumu üzerinden ortaya koyar…

Kuheylan (4)

Dinin ve modern dünyanın çatışmasında belki de Alan Strang’in durumu masum bir intikam oyunudur… Alan Strang tutucu derecede dindar bir anne ve sosyalist olup aynı zamanda cinsel dürtülerini açık seçik filmlerin izlendiği sinema salonlarında gizlice tatmin eden bir baba tarafından baskı altına alınmış, televizyonda sadece reklamları izlemesine izin verilen, sınırlı duvarlarla çevrilmiş aile içi iletişimsizliklerin ve süregelen ikiyüzlü sosyal yaşamın değerlerine karşı, özgürlüğü ve kendi olma durumunu atlarda bularak, içsel ve psikolojik mücadelesini at binip hatta bunu bir ritüele dönüştürüp, onlarla özgürce dolaşarak bilinçaltındaki önlenemez cinsel gücü ve coşkuyu açığa çıkarmaktadır…

Alan’ın atlarla olan ilişkisi aşırı ve hayranlık içeren bir seviyeye geldiği noktada Peter Shaffer oyuna trajik bir boyut kazandırır… Bir akşam Alan,  yeni tanıştığı kız arkadaşı Jill ile hayranlık duyduğu atların bulunduğu ahırda, Jill’ in ısrarlarına dayanamayarak fiziksel bir temas kurmak ister, ancak bu isteği kendi adına iktidarsızlık ile sonuçlanır… Alan ile Jill arasındaki kadının tam teslimiyetine karşın Alan’ın cinsel eylemin gerçekleşeceği anda zihninde atın terli teninin oluşması, Alan’ın kadın teni değil, at eti arzulaması aslında bastırılmış bir eşcinsel yönelim olarak da değerlendirilebilir… Alan, karmaşık bir ruh hali içerisinde, atların ilişki esnasında onları gözetlediğini düşünür ve iktidarsızlığına tanık olmaları algısı, Alan’ın içindeki şiddet duygusunu, tepkisel olarak açığa çıkarır… Ruhsal dengesini artık kaybetmiş olan Alan, eline aldığı metal bir çubukla altı atın gözlerini kör eder…

Kuheylan (5)

Ve Doktor Martin Dysart… Görevi hasta ve “anormal” davranışlar sergileyen çocukları iyileştirmek olan bir çocuk psikiyatrıdır… Ancak Dr.Dysart yaptığı işten memnun değildir… Mesleğine olan inancını yitirmiştir… Dr. Dysart’ın aslında hayatı boyunca istediği tek şey, Yunanistan’da bir arkeolog olarak çalışmaktır… Dr.Dysart, bu istekle hiç ilgisi olmayan bir meslek icra etmektedir… Alan’la olan ilişkisi aracılığıyla kendi kişisel ruhsuzluğunu keşfeder… Kendisini “ruhsal cinayet” işliyormuş gibi hissetmeye başlar… Dr. Dysart rüyasında, çok sevdiği Antik Yunan Medeniyeti’nin Homeros çağında bir başrahiptir… Sıradışı bir görevi vardır: dini bir ayin esnasında küçük çocukları Tanrılara feda etmek… Dr.Dysart bu kanlı ayin esnasında Tanrılara feda edilen çocukların düşmanıdır… Çünkü Tanrılara yani düzene karşı çıkma gücünü gösterememiştir ve onlarla işbirliği yapmıştır…

Bu rüya Dr.Dysart’ın bilinçaltındaki karanlık noktaları tüm çıplaklığıyla açığa çıkarır ve kendisi üzerinden sorular sormaya başlar… Dr. Dysart’ın bir türlü çözemediği mesleki çelişkilerinin yanında bir psikiyatrın etik olarak, asıl görevi nedir? Hastayı, toplumsal düzenin beklentileri doğrultusunda iyileştirmek ve onu ikiyüzlü bir topluma “normalleşmiş” herhangi bir kişi olarak adapte etmek midir? Ya da insanın içindeki onu hayata bağlayan heyecanı, coşkuyu yok etmeden, tüm bunları bulup açığa çıkartarak ve nasıl otokontrol kurması gerektiğini öğreterek kişiyi “normal” bir birey haline getirmek midir? Bir çocuğun tutkularını yok etmek midir doğru olan?  “Bir doktor, tutkuyu yok edebilir, ama bir tutkuyu asla yaratamaz” diye seslenir tiyatronun aynasından Dr.Dysart…

Ve yaratıcı kadro… Oyunun yönetmen koltuğunda genç yönetmen Uygar Özçelik yer alıyor, genelde sahnelemede görsel ve estetik açıların oluşması için, atları beden diliyle at başlıkları içinde oyuncuların oynadığı yorum yerine,  yönetmen Özçelik sözü ve elbette metni ön plana çıkaran, ve kullandığı teknoloji ile görselliği de ihmal etmeyen bir reji çalışması sağlamış… Elbette usta dramaturg Selen Korad Birkiye sade ve mesajını son derece başarılı ileten bir dramaturjı çalışması yaparak, yönetmenle birlikte bütünle parçalar arasında müthiş bir ahenk oluşturmuş, seyircinin sadece oyunu izlemesini değil, bütün varlığıyla oyuna dahil olmasını hedefleyen bir çalışma sağlanmış… Aynı zamanda kelimeleri değil cümleleri çeviren ve asla eskimeyen çevirisi ile ödüllü bir oyun yazarı olan (Kaygusuz Abdal) Sevgi Sanlı‘ yı da dilimize kazandırdığı Küheylan için ayrıca kutlamak gerek… Oyunun dekor ve kostüm çalışması yine ödüllü tasarımcı Şirin Dağtekin Yenen ait… Sahnedeki görselliğin ön planda kalması adına sade ve sözü olan bir dekor ve kostüm çalışması yapılmış… Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yeni projelerde daha sık görmeye başlayacağımızı düşündüğüm 3D animasyon çalışması da sahnelemeye uygun olarak Seleme Gülen tarafından tasarlanmış… Işık sahnenin ruhudur, sahnelemeye şüphesiz derinlik, perspektif kazandırır, bu noktada 3D animasyon teknolojisiyle bir bütünlük sağlayan tasarım Akın Yılmaz tarafından oluşturulmuş… Oyun müzikleri Aria grubu tarafından hazırlanmış, oyunun dramatik örgüsüne ve özellikle Alan’ın at bindiği sahnede dekreşendo ile başlayıp yükselen kreşendo ‘ya kadar eşlik eden dramatik müzik, sahne diline son derece uygun ve dramatik örgüyü güçlendirir nitelikle… Yalnızca efekt sesi olarak altta kalan at nalının çıkardığı adım seslerini,  sanki seyirci olarak biraz daha fazla duymak istiyoruz…

Kuheylan (3)

Yargıç rolünde İpek Tenolcay beden dilini ön planda tutarak rolüne çizdiği duruşla, iç eyleminin gereğini titizlikle yansıtmakta… Seyis rolünde Asil Büyüközçelik duru ve ekonomik bir oyunculuk biçemiyle rolüne başarıyla nefes vermekteBaba rolünde Şener Savaş zihinsel ve fiziksel birlikteliğini eylemde eşzamanlı sürdürüyor… Jill‘de Gözde Ciğacı yalın oyunculuğu ile zaman zaman heyecanı fazla gibi görünse de rolünün gereğini başarıyla canlandırmakta… Ve Anne rolünde Elif Erdal rolünün ifade edebilme becerisini son derece titizlikle betimlemiş olacak ki oyun boyunca bir an bile bırakmadığı iç eylemini gestus’u ile uyum içinde harmanlayarak dikkat çekici bir performansa imza atıyor…

Oynayan her oyuncuya büyük bir fırsat veren Alan Strang rolünde Yağız Can Konyalı cesur ve temelinde belli bir düşünce yatan fiziksel davranışlarından hareketle, bu zor rolün üstesinden başarıyla geliyor… İçsel imgelerini yavaş yavaş yol alırcasına sırasıyla ve özenle kugulayarak, düş gücünün yaratıcılığını, son noktaya kadar içsel temposunu bir an bile bırakmadan, belirginleştirdiği yol boyunca kendinden hayli emin ilerliyor… Ayrıca bugüne kadar ülkemizde sahnelenen tüm Alan’lardan farklı olarak, metnin gereği ilk kez yerine geliyor ve Alan perde sonunda çırılçıplak kalarak, at biniyor… Genellikle festival oyunlarında yabancı tiyatro ekiplerinde görmeye alışkın olduğumuz metnin gereklerini sonuna kadar yerine getirme eylemi, bu yorumda can buluyor… Mizansenin belli bir estetik kurgu içinde başarılı bir şekilde sahneye taşınmış olmasında yönetmen Uygar Özçelik ve rolün gereğini tereddütsüz sağlayan Yağız Can Konyalı alkışı hakediyor…

Tamer Levent

Doktor Martin Dysart rolünde usta Sanatçı Tamer Levent adeta bir oyunculuk dersi veriyor… Yalın oyunculuğu beden dili ve sesindeki rahatlıkla ilk andan itibaren seyircisini mesleki etiğe bağlı bir çocuk psikiyatrı olduğuna başarıyla ikna ediyor… Kolaycılığa kaçmadan, yüksek bir gökdelene asansörle çıkmak yerine,  merdiven kullanarak zirveye ulaşan biri gibi rolünü ince ince ilmek ilmek işleyerek ilerliyor… Sanatçı karşısındaki genç oyuncuya el vererek, birlikte yol alarak başarılı bir armoni’nin nasıl kurulması gerektiğini bir oyunculuk dersi niteliğinde gösteriyor…

Tiyatro Müstesna, rüzgara karşı durarak,  üstesinden gelinmesi hayli zor olan Küheylan’ı sahneye başarıyla taşıyarak, mutlaka izlenmeyi ve elbette alkışlanmayı sonuna kadar hak ediyor…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here