Toronto’dan bir feminist belgesel oyun: “Grace”

Berna Ataoğlu
1836 Görüntülenme

Kanada’da hukuk eğitimi almış, çocuklarını seven ve onlara güven veren bir anne babanın iki kız çocuğundan biri Grace. Anaokuluna gidiyor. Bir kız arkadaşı var. En yakın arkadaşı. Birlikte bazen Grace’in bazen arkadaşının evinde oynuyorlar. Aileler de tanışıyor. Evlerine girip çıkıyorlar birbirlerinin. Aileler de çok iyi anlaşıyor. Sonra, arkadaşı Kanada’dan Amerika’ya taşınıyor. Grace ve ailesi de tatile gidiyorlar Amerika’ya. Aile dostları onları kendi evlerinde misafir ediyor. Aile dostları… Dost(!)

Grace, daha anaokuluna giderken bu en yakın arkadaşının babasının yıllar süren fiziksel ve ruhsal tacizine maruz kalıyor; Amerika tatilleri sırasında da tecavüzüne. Grace henüz yedi yaşındayken. Yedi! 

Grace tecavüze uğruyor henüz yedi yaşındayken. Tecavüzcüsü, ailece görüştükleri bir aile dostu(!). Hep düşünüldüğü gibi bir yabancı değil yani. Gerçek şu ki tacize veya tecavüze uğrayan çocukların %79’u tacizcisini ya da tecavüzcüsünü tanıyor.

Ailesiyle kurduğu ilişki biçimiyle Grace, hayatındaki yetişkinlerin doğruyu yanlışı bilen ve güvenilmeleri gereken insanlar olduğunu düşünüyor.  Çocuk aklıyla maruz kaldığı şeyi anlamlandırmaya çalışırken kafası karışıyor, kendini suçluyor ve uzun yıllar olanlar hakkında kimselere tek kelime etmiyor.

İnsanlarca oluşturulmuş anlamsız sınıflandırmaların içinde “şanslı” olduğu düşünülen bir ailenin ferdi Grace. Eğitimli, beyaz, maddi sorunları olmayan, birçok olanağa rahatlıkla ulaşabilecek bir ailenin üyesi. Önceleri dışa dönük, sıcak kanlı, neşeli bir çocukken yaşadıklarından sonra ruh hali ve davranışlarının değişmesi anne babasının dikkatini çekiyor ve onun bir psikologla görüşmesini sağlıyorlar. On beş yaşına gelinceye kadar, olanları psikoloğuyla dahi konuşmuyor Grace. Ardından, önce bir grup arkadaşına, sonra psikoloğuna ve derken on altıncı yaş gününden sonra da ailesine açılıyor. Sonrasında diğer aileyle yüzleşme, polise gitme, olay Amerika’da gerçekleştiği için orada dava açma, hukuk mücadelesi içinde kendini tekrar tekrar anlatma, insanları doğru söylediğine ikna etmeye çabalama ve hepsinden de önemlisi bunları ispatlamak zorunda olma sürecine giriliyor. O’na üç yıl gibi gelen bir koca yıl. Onlarca telefon görüşmesi, yazışmalar, anlamsız sorular, acımasız raporlar, şüpheli bakışlar… Ya yalan söylüyorsa? Ya her şey sadece onun hayal ürünüyse? Ya yazdığı şiirler ve öykülerdeki başarısıyla kendi çocukluğunu da kurguluyorsa? Peki ya ispat? Öyle ya, adaletin(!) yerini bulabilmesi için suçlunun suçunu itiraf etmesi ya da davacının davasını ispatlayabilmesi gerekiyor. Legal hukuk kuralları bunu buyuruyor. Bir yıl boyunca, sadece Grace değil bütün aile tekrar tekrar yaşananları konuşmak ve yeniden yaşamak zorunda kalıyor. Sonuç? Grace, gerçeği söylediği konusunda mahkemeyi sözlü olarak ikna edebiliyorsa da iddiasını kâğıt üzerinde ispatlayamadığı için davayı kaybediyor. Yani dava “adil” olanla değil “legal” olanla sonuçlanıyor.  

Photo: Dahlia Katz

Grace, bugünlerde yirmili yaşlarının başlarında. Ablası Sarah ona, yaşanılan bu süreci insanlara anlatmayı teklif ediyor. Ardından kendisinin de yardımıyla Grace’in hikâyesi ablası tarafından bir tiyatro metnine dönüştürülüyor. Bu metin Toronto’nun feminist tiyatro topluluklarından Nightwood Theatre prodüksiyonu ve Andrea Donaldson rejisiyle sahneleniyor.  Bir grup kadın tarafından 1979 yılında kurulan ve kadınların seslerini duyurabilecekleri bir platform olmak amacıyla hareket eden Nightwood Theatre, 2018-2019 sezonunda Grace dışında “Now You See Her”, “School Girls; Or, The African Mean Girls Play”, “A Blow in the Face” ve “Inner Elder” gibi dört farklı oyuna daha ev sahipliği yapıyor.   

Oyun metninin yazarı Jane Doe, Grace’in ablası ancak ne Jane ne de oyunda kullanılan ismiyle Sarah, yazarın gerçek ismi değil. Ailenin mahremiyetinin korunması için tüm isimler değiştiriliyor. Ancak tecavüzcünün bir ismi yok. Oyun sırasında onun adının söylenmesi gereken yerlerde parazitli rahatsız edici bir ses efekti kullanılıyor. Gerçek isimlerin kullanılmıyor oluşu, anlatılanların sadece tek bir ailenin başına gelmiş bir olaydan öte, evrensellik kazanmasını sağlaması açısından önemli. Çünkü oyunda amaçlanan Grace’in acı dolu hikâyesini anlatmaktan çok, adalet sisteminin işleyişinin suçluyu değil kurbanı cezalandıran yanına vurgu yapmak. 

Metin başlıklar halinde bölümlere ayrılmış bir belgesel anlatı. O’na belgesellik özelliği kazandıran unsur, konusunun yaşanmış bir olaya dayanmasının yanında, gerçek istatistiklerden ve alıntılardan da yararlanılmış olması.

Toronto’da Crow sahnede oynanan oyunun dekoru birkaç ayaklı mikrofon, sandalyeler ve sahnenin ortasında duran lokal ışıkla aydınlatılmış küçük bir karton kutudan ibaret. Tıpkı Pandora’nın kutusu gibi açıldığında hoşa gitmeyen şeylerle karşılaşılacağı izlenimini veren bu kutu, oyuncuların sahneye girişiyle, kullanılacağı bölüme kadar bekletilmek üzere sahnenin kenarına taşınıyor. Gündelik kıyafetler içindeki dört kişi, Grace (Michaela Washburn), ablası Sarah (Rose Napoli), annesi Diane (Branda Robins) ve babası Steven (Conrad Coates) sahnede yerlerini alıyorlar. Oyun, Grace’in kısa bir monoloğuyla açılıyor. Seyircinin oyun boyunca neyle karşılaşacağına dair izler taşıyan bu monoloğun ardından Sarah yani Rose Napoli kendini ve diğer oyuncuları tanıtıyor. İzlenilecek şeyin her şeyden öte bir oyun olacağını, izleyicilerin olayı yaşamış olan gerçek aileyi değil sadece onların hikâyelerini anlatacak oyuncuları izleyeceği gerçeğinin altı çiziliyor. Seyircinin anlatılacak olan gerçeklikle özdeşleşmesini değil mesafeli durmasını amaçlayan bu yaklaşımı destekleyen diğer bir tercih oyuncuların fiziksel özellikleri. Grace’in oyun içinde tarif edilen fiziksel görünümüyle, oyuncu Michaela Washburn’un fiziksel görünümü uyuşmuyor. Diğer yandan iki kardeşi oynayan oyuncular arasında da bir benzerlik yok. Bu kontrastla seyirci yadırgatılmaya çalışılıyor.

Photo: Dahlia Katz

Oyunda oyuncuların ve oyun kişilerinin sözleri mikrofonlar yardımıyla ayrıştırılıyor. Yani oyuncular oyun kişilerinin aralarındaki diyalogları seslendirirken mikrofonlara konuşuyor. Böylece oyun zamanı ve hikâyenin zamanı arasındaki ayrım kolaylaştırılıyor.

Grace’in düş dünyası ve şiirleri, ışık oyunlarıyla sahnenin arka duvarına yansıtılarak hem oyuna görsel bir boyut kazandırılıyor hem de O’nun sadece bir “kurban” değil, hayalleri, şiirleri, umutları olan, kedileri seven herkes gibi bir “çocuk” olduğu hatırlatılıyor.  Aynı zamanda her bölümden önce anlatılacaklar hakkında önceden bilgilenmemizi sağlayan bölüm başlıklarını da duvarda görüyoruz. Anlatıda kronolojik bir sıra izlenmiş. Grace’in çocukluğu, olayın yaşandığı dönemde hissettikleri, değişen psikolojisi, başlarda kardeşler arasındaki iletişimsizlik, yargı sürecinde yaşananlar, aile bireylerinin gözünden olan bitenler, Grace’in bugünü, yazarlık serüveni ve gelecek planları 90 dakika boyunca anlatılıyor. Oyun kişilerinden biri konuşurken diğerleri bazen sadece bekliyor bazen de anlatılanla bağlantılı küçük devinimler gösteriyorlar. Sözcüklerin ya da zihinde oluşan imgelerin beden yoluyla anlatılmaya çalışıldığı bu hareketler anlatılanın oyunsuluğunu da pekiştiriyor. 

Oyunculuk biçimleri oldukça sade. Grace’in ifadesi, duruşu oyun içinde gelişiyor. Ancak bu değişim çok milimetrik ve gizliden işlenmiş. Washburn’un nahif oyunculuğuyla Grace, önceleri direkt seyirciyle konuşmaktan kaçınıyorken oyunun sonunda ruhunu özgürleştirebildiğini gözleriyle bile aktarabilen birine dönüşüyor. Sarah oyun boyunca zaman zaman öfkeli ve üzgünken, Grace anlattıkça iyileşiyor. Oyunun hiçbir anında olay sırasında yaşananlarla ilgili herhangi bir detay verilmiyor. Hatta seyirciye bu konu hakkında konuşulmayacağı, bu oyunun bununla ilgili olmadığı da tekrar tekrar hatırlatılıyor. Mahkeme süresince Gracein ifadesi için olay anını yazması istenmiş. O da kendi başına gelmiş gibi değil de bir başkasının başına gelmiş gibi yani kendisinden üçüncü tekil şahısmış gibi söz ederek olanları yazmış. Tüm hikâye kapalı bir sarı zarfın içinde. Asla açılmamak üzere diğer mahkeme tutanakları, yazışmalar ve raporlarla birlikte oyunun başında gördüğümüz karton kutunun içine hapsediliyor. 

Sahnede gösterilenin bir oyun olduğu vurgusu defalarca yapılmış ve oyuncular birer oyuncu olarak sahnede yer aldıklarını belirtmiş olsalar da zaman zaman anlattıkları durumun duygusuna kapılabiliyorlar. Tam bu noktada bir diğer oyuncunun dokunuşuyla kendilerine geliyor, aslında birer oyuncu olduklarını hatırlıyorlar. Bu nüans seyirciye de duygudan çıkması için bir uyarı. Diğer yandan birbirine yürekten dokunmanın yarattığı iyileştirici gücü anımsatması açısından da etkileyici bir seçim. Hem temsil ettikleri aile bireylerinin hem de oyuncuların aralarındaki uyum ve enerji, izleyicinin zorlukların ancak birlikte aşılabileceğine dair farkındalığını pekiştiriyor. 

Photo: Dahlia Katz

Grace geç de olsa konuşup ailesinin de desteğiyle hakkını savunmaya çalışıyor. O kurban olmayı değil hayatta kalmayı seçiyor. Ancak sürecin uzunluğu ve sonucun belirsizliği sadece mağdur için değil ona destek olanlar için de yıpratıcı. Bu oyun hak arama mücadelesi içinde aileye ikinci bir tecavüzün deneyimletiliyor oluşunun düşünülmesini arzuluyor. Aynı zamanda bu eleştirilerini duyurabilmek, eleştirel tartışma ortamı oluşturabilmek ve farkındalık yaratabilmek için Nightwood Theatre oyunu sadece bir tiyatro performansı olarak göstermekle kalmayıp seminerler düzenliyor. İnternet sitelerinde okunabilecek kitaplar, makaleler ve hatta eleştirel düşünmeye sevk edecek sorular paylaşıyor. Yani elindeki tüm olanaklarla konuyu tartışmaya, gündemde tutmaya ve duyurmaya çalışıyor. 

Bu yıl dünyanın refah düzeyi en yüksek ülkesi seçilen Kanada’da bile oyunda verilen istatistiklere göre yetişkin kadınların %53’ü, erkeklerin ise %31’i hayatlarında en az bir kez cinsel istismara maruz kalıyor. Bu vakaların %80’i bu kişilerin çocukluklarında gerçekleşiyor. Diğer yandan, insanların büyük çoğunluğunun olanları saklamayı tercih ettiği biliniyor. Yaşaması zaten zor olan bu durumu, hatırlaması ve anlatması daha da zor çünkü. Konuşulmadığında yokmuş, olmamış varsayılabiliyor ancak dile döküldüğünde, başkalarının gözünde görülen o bazen dehşet, bazen merak, bazen de acıma dolu bakışlarla baş etmek de kolay değil. Kimisi olanların kendi hatası olduğunu düşünüyor, kimisi birine söylerse kopacak büyük kıyametten korkuyor ve susuyor. Yıllarca susuyor. Belki her gün hiç değilse beş kere hatırlıyor başına geleni ama yine de susuyor. 

TÜİK verilerine göre 2014’den 2016’ya kadar Türkiye’de çocuk istismarı vakaları %33 artmış.  27 ildeki 30 Çocuk İzlem Merkezi’ne Ocak 2011 – Mayıs 2016 arası Türkiye genelinde 21.068 başvuru yapılmış. (1)  21.068 çocuk cinsel istismara uğramış. 21.068 çocuk!

Bunlar sadece susmamış olanlar. Peki ya konuşamayanlar?

 

Kaynakça: 

(1) Polat, O.,(2018), Türkiye’de Çocuk İstismarı Raporu-2, Asuma&İmdat, İstanbul.

***Bu yazının Türkçe versiyonu TEB Oyun dergisi Bahar 2019/sayı 41’de ss.72-75; İngilizce versiyonu 25 Mart 2019’da The Theatre Times’da yayımlanmıştır. 

 

Künye: 

  • Yazar: Jane Doe
  • Yönetmen: Andrea Donaldson
  • Oyuncular:

                    Conrad Coates

                    Rose Napoli

                    Brenda Robins

                    Michaela Washburn

  • Dekor ve Kostüm tasarımı: Johanna Yu
  • Işık tasarımı: Michelle Ramsey
  • Projeksiyon tasarımı: Laura Warren
  • Ses tasarımı: Deanna H.Choi
  • Sahne amiri: Christina Cicko
  • Yönetmen asistanı: Sadie Epstein-Fine
  • Ses tasarımı asistanı: Cosetto Pin
  • Prodüksiyon amiri: Pip Bradford
  • Fotoğraflar:  

https://www.nightwoodtheatre.net/media/category/grace

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku