Türk tiyatrosunun yakışıklısının ardından…

Selen Korad Birkiye
2377 Görüntülenme

Özdemir Nutku gibi bir dev için söylenmemiş bir şey yazabilmek öylesine zor ki. Onu en iyi tarif eden cümleleri veda töreninde 50 küsur yıllık meslekdaşı, en iyi kavga ettiği kişi, vazgeçilmez arkadaşı olan Murat Tuncay özetledi. “Türk tiyatrosundan onun yazdığı ve çevirdiği eserleri çıkarınca geriye ne kalır?” Çok kıymetli değerler üreten bir kuşağın son temsilcilerinden olan Özdemir Hoca, tam da o kuşağa yakışan şekilde misyonunu fazlasıyla yerine getirmiş, 150 kitap, yüzlerce makale, binlerce saatlik ders, konferans ve panelle 1968’den beri en az üç kuşağın yetişmesinde doğrudan etkili olmuştur. Tıpkı DTCF kökenli o efsane kadronun diğer hocaları gibi, o hepimizin hocasıdır. Herhalde Türk tiyatrosunda  dramaturgundan akademisyenine ve amatöründen profesyoneline -okulda öğrencisi olma şansını yakalamasa bile- yazdıkları ve yönlendirdikleriyle etkisini hissetmeyen, kendisini onun bilgisiyle geliştirmeyen “tiyatrocu” bulmak mümkün değildir. Bu nedenle Özdemir Nutku’nun çalışmalarını ve yaptıklarını Türk tiyatrosundan çıkarttığımızda, geriye tiyatroculardan kimse kalmaz. O tam anlamıyla bir tiyatro insanıdır. Eğitimci, kuramcı, pratisyen, yönetmen, çevirmen, yazardır. Bu vasıflarıyla sadece kurama boğulmuş, akademiyanın sınırlarıyla kendini var eden bir insan hiç değildir. O bu sanatın her yönüne aşkla bağlı bir sanatçıdır. Yazmayı, okumayı, araştırmayı sevdiği kadar, üretmeyi, oyun yönetmeyi, yazmayı da sever.

Özdemir Nutku aynı zamanda bu camianın en yakışıklı hocasıydı. Elinden düşmeyen piposunun mis kokusuyla, karizmatik bakışlarıyla, şıklığıyla bir Cumhuriyet kuşağının tüm idealizmini üzerinde toplayan bilgiye olan sevdasıyla, derin bilgisini paylaşırken gösterdiği mütevazılığıyla hayat arkadaşı Hülya Hocamıza olan düşkünlüğüyle, çocuksu neşesi, hiç bitmeyen enerjisiyle ve sıcacık kalbiyle aşkımızdı, baba yarımızdı. Bazılarımız kendi yolunu bulmaya çalışan her birey gibi uzun süre o baba figürüyle çatıştı, bazılarımız ise onun aurasına doğrudan kucağını açtı. Ama hangi yolu seçerse seçsin etkisini her zaman hissetti. Tıpkı babamız gibi onun da bir gün bu dünyaya veda edeceğini hiç düşünmek istemedik. Bundan hep korktuk. O acı haber geldiğinde ise isyan ettik. Bazı insanlar hiç ölmemeli dedik.

Öte yandan Özdemir Nutku İzmirlilerin hakkını ödeyemeyeceği bir kişiydi. Hiç yoktan dişiyle tırnağıyla kurduğu bölümüyle, İzmir’i Türk tiyatrosu için vazgeçilmez önemde bir kente dönüştürdü. Ülkenin Batı’ya yüzü en dönük kentinin bu akıl almaz yoksunluğu, onun ve onunla birlikte mücadele eden meslektaşları ve öğrencileriyle giderildi. Türk tiyatrosunda DTCF ile birlikte sadece tiyatrocu değil, tiyatro aydınları yetiştiren bir ekol yarattı. 9 Eylül Üniversitesi’ni bu günün moda tabiriyle, bir marka haline getirdi. Onun kurucusu olduğu bu bölüm ülkenin her köşesinde sahne sanatların her alanında emek üreten insanlara dönüştüler, üstelik  her geçen günle birlikte çıtalarını da yükselterek. Ve tırnaklarıyla kurduğu o bölüm rektörlük kararıyla yerinden edildi, adının verildiği sahneyi yıkmaktı, hatta ölümünün ardından bir mesaj bile yayınlamaktan imtina etti. Türk tiyatro camiası Özdemir Nutku’yu her  anışında, 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün akıl almaz nobranlığını da hatırlayacaktır.  

Bana gelince okuduğum eserleri ve hakkında duyduklarımla yıllar içinde gözümde bir efsaneye dönüşen Özdemir Hoca ile gerçek anlamda ilk ilişkim Devlet Tiyatroları edebi kurul üyesiyken, ben 30’lu yaşlarımdayken oldu. O günden itibaren dramaturgluğumdan, akademik hayatımın her bölümüne uzanan bir süreçte gerek yazdıklarıyla, gerekse o sıcacık karşılaşmalarıyla hep yanı başımda oldu, beni cesaretlendirdi, vazgeçilmezim oldu. İşte o güzel adam tiyatroyu, hayatının bizatihi kendisi yapmıştı. Sevgili Murat Hocamın sözleriyle “Özdemir Nutku için bir çınar yitirdik derler ama, burada bir orman yatıyor.” Nasıl Türk tiyatrosu onsuz düşünülemezse, o da tiyatrosuz düşünülemez. Umarım onun bu emeği ve çabalarına layık oluruz. Onunla rekabet etmek mümkün değil, ama biraz olsun  çalışma azmimizi ve aşkımızı üretime dönüştürebilsek  ona karşı borcumuzu ödemeye başlarız.

 

Not: Bu yazı, 14.11.2019 tarihli Birgün gazetesinde yayınlamıştır.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku