TÜSAK Yasa Taslağına yönelik bir Çalıştay’ın yapılacağına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından STK’lara ve bazı Üniversitelere yapılan davet ve davet ekindeki taslak sonrası 3 Mart Pazartesi günü Ankara’da TÜRKSOY binasında gerçekleşen toplantı ana hattıyla 2 bölüm halinde gerçekleşti. İlk bölümde usül tartışmaları yaşandı. İkinci bölüm ise taslağın madde madde irdelenmesine geçildi. Bu bölümü de biz 2 başlığa ayırdık. TÜSAK taslağı ve geçici maddeler.

Sonuç olarak TÜSAK Çalıştay’ını 3 bölüm halinde sunacağız. Olabildiğince geniş olarak bant çözümlerine yer vermek istediğimiz için tamamının yayımlanması biraz zaman alacak.

İlk bölüm: Usül tartışmalarının yapıldığı, protestoların gerçekleştiği ve bazı STK temsilcilerin toplantıyı terk etmeleri süreci.

İkinci bölüm: TÜSAK tasarısının madde madde konuşulduğu bölümü sona bırakarak, 13. Madde’de yer alan Geçici 9. ve 10.maddelerin tartışmasını aktaracağız.

Üçüncü bölüm: TÜSAK tasarısının geçici maddelere kadar olan maddelerinin tartışılması.

Toplantıya davet edilen STK’lar arasında İŞTİSAN ve TEB’in olmaması, Üniversiteler içinde de Bilgi Üniversitesi’nin göz ardı edilmesi ya da unutulması önemli bir eksiklikte.

Yaklaşık 50 katılımcı ve Bakanlık Müsteşar Yardımcıları Nihat Gül, Abdurrrahman Çelik ile Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Mustafa Kurt, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen ile Güzel Sanatlar Genel Müdürü Murat Selim Tokaç’ın katıldığı toplantı Nihat Gül’ün açılış konuşmasıyla başladı.

Nihat Gül konuşmasının sonunda DOB Genel Müdürü Rengim Gökmen’in isteği üzerine açıklama yaptığını belirterek şu açıklamayı yaptı: “Bu tasarıda genel müdürlerimizin bizzat katılım şeklinde, metin çalışması şeklinde bir katkısı olmadı. Muhtemelen genel müdürlerimiz de bundan rahatsız herhalde, bir mahalle baskısı olduğunu düşünüyorum.” diyerek taslağa genel müdürlerin katkısı olmadığının altını çizdi. Bu açıklamadan sonra dağıtılmış olan metnin bir taslak olduğunu her türlü katkıya açık olunduğunun altını çizdi.

Nihat Gül’ün bu açıklaması üzerine, açıklamaya teşekkür eden Rengim Gökmen: “Bu durum mahalle baskısı, çevre baskısı, sanatçıların baskısı nedeniyle değil, benim görüşlerim bunlar, birçok sanatçının da katıldığını biliyorum, sadece dışarıda savunduğum görüşlerle yapılan toplantılarda çelişik görüşler savunmadığımın, hangi noktada durduğumun anlaşılması açısından bu açıklamanın yapmasını istirham ettim Sayın Müsteşar’dan. Baskı nedeniyle değil, bu taslağa hiçbir katkımın olmadığını hatta farklı fikirler taşıdığımın bir kere daha anlaşılmasını isterim.” dedi.

Daha sonra usül hakkında söz alan Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) adına Erhan Gökgücü: “Bazı STK’lar, herhangi bir STK’ya dahil olmasa da önemli sanat insanları neden yok ve bu davet listesi neye göre oluşturuldu? Siz, taslak hakkında yıllarca çalıştığınızı ifade ettiniz ama bize 5 gün önce gönderdiniz, bu kısa zamanın bizim için adil olduğunu düşünüyor musunuz? Ayrıca tasarıda gerekçe yok ama tasarıda sanat kurumları yok ediliyor ve bunun gerekçesini bilmiyoruz. Ayrıca bazı yayın organlarına servis ettiğiniz taslaklarda da kurumlar kapatılıyor.” sorularını yöneltti.

Nihat Gül şu açıklamaları yaptı: “Davet listesi bakanlığımızın arşivindeki listeden yola çıkılarak oluşturuldu, sonrasında genel müdürlere gönderilerek eksikliklerin tamamlanması istendi, eksikler yine de olabilir ama bu toplantı ne ilk ne de son olacak, eksiklikler tamamlanabilir, katkı sadece toplantıyla değil, yazılı göndererek, karşılıklı görüşerek de olabilir. Ayrıca taslakta kurum kanunlarının kaldırılması, kurumların kapatılması anlamına gelmez.” Açıklamasını yaptıktan sonra Besteciler Orkestra Şefleri ve Müzikologlar Birliği (BESOM)adına Muammer Sun: “Toplantının daha sağlıklı yürüyebilmesi için bir başkan seçilmesi ve bu başkanın söz vermesi gerektiğini, yoksa sürekli siz konuşuyorsunuz, biz dinliyoruz”, demesi üzerine Nihat Gül: “Bakanlığın daveti üzerine bir toplantı düzenlendi, bu davete de sizler icabet ettiniz, teşekkür ederiz. Bakanlığın daveti üzerine gerçekleşen bu toplantıda usül böyle.” açıklamasını yaptı.

Daha sonra söz alan Ankara Üniversitesi Konservatuarı Müdürü Prof. Çetin Aydar: “Bu toplantıda kara bir gün yaşayacağımız anlaşılıyor, Kültür Bakanlığı kendisinden eski olan, kendisinin varlık nedeni olan sanat kurumlarını bir çırpıda kapatabilecek cüreti göstermiştir. Daha sonra diğer konservatuar müdürleri arkadaşlara ve ulaşabildiğim kadar alanın insanlarına ulaştım, kimsenin bu tasarıdan haberi yok. Açıklamanıza göre genel müdürlerin de bu tasarıya katkısı yok. Bu durumda bu tasarının madde madde çalışılacağını söylemeniz anlaşılır gibi değil, bu toplantının yapılması mümkün değil, alanın tüm birimlerine taslağın gönderilmesi ve onların da katılımıyla açık bir toplantı yapılması gerektiğini ifade ediyorum yoksa bu vebalden hiçbiriniz kurtulamaz.” dedi.

Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül: “Bu bir taslak metindir, ham bir metindir her türlü yolla görüşler iletilebilinir.” açıklamasını yaptı, konuşmaya müdahale eden Mehmet Ege, burada kaç sanatçı var, ayağa kalksın görelim dediğinde yaklaşık 8-9 sanatçının olduğu görüldü.

Daha sonra usül üzerine söz alan TOBAV Genel Başkanı Tamer Levent: “Bu toplantı bizim de isteğimizdi, hatta 46.463 imzalı dilekçeyle Bakanlığımıza başvurduk, bir yasa hazırlığı içinde olunduğunu duyduk, eğer bir yasa hazırlanacaksa konunun uzmanlarından, üniversitelerden, STK’lardan oluşacak bir heyetin katılımıyla kapsamlı bir çalıştayın yapılmasını öneriyoruz, bu çalışma teknik konularda farklı farklı ekiplerce yapılacak çalıştaylar ve bu çalıştayların sonunda oluşacak metinle kapsamlı bir taslak olacak ve bu taslak yürütmeye öneri niteliğinde olacaktı ancak bugün burada başladığımız ve bizi biraz, biraz değil çok fazla hayal kırıklığına uğratan bu teknik çalışma biçimi ile yol alamayacağımızı gösteriyor.  Bilgi Üniversitesi’nde yapılan toplantıda da ifade ettik, birer dünya markası olmuş olan sanat kurumlarının kapatılmaması gerektiğini ifade ettik, İngiliz Sanat Konseyi kurulurken de sanat kurumlarının kapatılmadığını orada bulunan İngiliz temsilciler de teyit etti. Bu konuşmalar, öneriler yapıldıktan sonra en nihayet bu taslak elimize geçti ama burada da bu iki kurumun kapatılacak olduğunu gördük ve siz hâlâ kurumları kapatmıyoruz, yasalarının kaldırılması kurumların kapatılacağı anlamına gelmiyor diyorsunuz. Bu şartlarda bu taslağı madde madde görüşmemizin anlamı yok. Ki ‘mülga’ sözcüğünü defalarca okuyoruz- ve siz hâlâ yok diyorsunuz-, hakikaten bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız.

Arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, bir ön çalışmanın yapılması, çağrılmayan STK’ların tamamlanması, alanın bu konuda çalışmalar yapmış önemli insanlarının da katılımıyla kapsamlı bir kurultay yapılmasını ve bu taslağın bu haliyle değil oradan çıkacak sonucun dikkate alınmasını öneriyoruz.”

Söz alan Devlet Konservatuvarları Mezunları Derneği Genel Başkanı ve Bağımsız Kültür Sanat Sendikası Genel Başkanı Alper Kafa: “Ben de buraya kendimi zorla davet ettirdim, diyorlar ki filanca bankanın temsilcisinin de içeride olduğu ve ileride girecekleri ihaleler için şimdiden yapılan çalışmaları izledikleri ifade ediliyor. Bu uygun bir durum değildir. Hükümetin bir tüccar kafası var ve o tüccar kafanın arkasında sanatçıları da gündemi saptırmak için kullanıyor şu anda. Paralel yapıdır, bakan çocuklarıdır, kasetlerin çıkmasıdır. Bakıyorlar -bizim elimizde ne var?- düğmeye basınca ses çıkartacak sanatçılar var, bakın kapının önünde ses çıkartıyorlar, buradan da duyuyoruz, bravo.  Gündemi saptıracak, bakan çocuklarının dışarıda gezmelerini, Rıza Zarrap’ın Ebru Gündeş’le rahat rahat dolaşmalarını sağlamak için… (Usüle yönelik konuşması için uyarılıyor) Evet, usüle yönelik konuşuyorum, burada hayatında hiç sahneye çıkmamış, solfej nedir bilmeyenlerle mi sanat kurumlarını tartışacağız? Bunu sağlıklı bulmuyorum. Sonuca yönelik oylama yapılsa burada 8-10 kişiyiz.”

Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül: “Başta da söylediğim gibi bu bir karar toplantısı değil, karşılıklı görüş alışveriş toplantısıdır.” açıklamasını tekrarladı.

Toplantının usulüne yönelik söz alan Kültür-Sanat Sendikası Genel Başkanı Başkanı Yavuz Demirkaya da, kapı girişindeki tavrın, çok sıkı kontrol edinilmesinin hiç hoş olmadığını ifade ederek: “Biz buraya bir şey yapmaya gelmedik, ülkenin geleceğinin sanatının, kültürünün nasıl olacağına karar verilen bir ortamda; tecrübemizi, bilgimizi aktarmak için geldik, bu şekilde karşılanmak hiç hoş değildi, neredeyse sadece kemik taraması yapılmadı.” dedikten sonra çağrılmayan diğer STK’ları dile getirdi, birçok kurum ve kişilerin yazılı görüşlerinin alınabileceğini ama bunun yapılmadığını ifade ettikten sonra bu taslağın bu haliyele Anayasa’nın 64. Maddesine ve başka maddelere de aykırı olduğunu belirterek, taslağın bu haliyle görüşülmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS) Başkanı Mehmet Ege: “Dışarıdan gelen sesleri duyuyorsunuz, bu arkadaşlar 3.000 kişiyi temsilen, bütün kısıtlamalara rağmen onları temsilen buraya gelebilmiş olan arkadaşlardır.  Burada siz 90 yıllık Cumhuriyet’in bu kadar kişiyi ilgilendiren yasasını gerekçesi bile olmayan yasasını tartışmaya kalkıyorsunuz. Böyle bir şey ne hukuka ne kanuna ne de bu güne kadar ki teamüllere uygun değildir; biz bunu reddediyoruz.” dedikten sonra hazırlanmış olan bir bildiriyi okumaya başladı, bu duruma itiraz eden Bakanlık Danışmanı Nejat Birecik “Yeter artık ya burada usüle ilişkin konuşmuyorsunuz, bildiri okuyorsunuz.” diyerek müdahale etti, devam eden müdahaleyi Nihat Gül engellerken, Mehmet Ege’nin mikrofonunun sesi kısıldı. Mehmet Ege konuşmasına mikrofonsuz devam etti.

Mehmet Ege’nin “Türkiye Sanatçılar Hareketi” adına okuduğu bildiri:

TÜSAK DENİLEN TUZAĞA DÜŞMEYECEĞİZ!
Cumhuriyet kuruluşunda “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirmek isteyenler.” 1924 yılından başlayarak kurdukları Aydınlanmacı Sanat Kurumlarının özgürce sanat yaratmaları için yasalar hazırladılar.

Oysa bu gün, hayali kurulan karanlık düzeni var edebilmek adına, o aydınlanmacı sanat kurumlarını yok etmek için, TÜSAK denilen TUZAĞI kuruyorlar.

Bu günkü Bakanlık Yetkililerinin, “bizim dediğimiz olacak” dayatmaları ile kurumları yok eden bir yasa çıkartılamaz.

Hele, torba yasaya koydukları bir madde ile koskoca Bir Bakanlığın tüm idareci kadrolarını bir gecede devre dışı bırakan; sabahın ilk ışıklarıyla kafa göz patlatarak yasa çıkartıp, yargıyı doğrudan yürütmeye bağlayan TBMM’nin, parmak kaldırma demokrasisi ile Türkiye’nin tüm sanat dünyası için yasa yapılamaz.

Sanat için her türlü düzenleme, ancak sanatçılar ve de onların uygun görecekleri yetkin kişiler tarafından yapılır.

Sanatın özgürce ve süreklilik içinde, kendi koşul ve kurallarına uygun olarak üretimini sağlayacak ortamı yaratmak ve bu ortamı yaratmak için de gerekli ödeneği vermek, sosyal devletin temel görevlerinden biridir.

Sanatın içeriği ve biçimi siyasal İktidarların günlük politikalarının konusu değildir, olamaz.

Sanat ve kültür alanlarına destek; yandaş beslemeye yarayan bir yemliğe veya ihale ve rand sürecine dönüştürülemez.

Tüm Sanat Kurumlarımızın değişmez özerklik koşulu, anayasamızda açık biçimde güvence altına alınmıştır.

Son Sözümüz şu: Sanatı özgürleştirmek aldatmacası ile tüm sanat kurumlarını ve sanat ortamını, hükümetin sanatı, hükümetin memuru haline getiren TÜSAK Yasa Tasarı Taslağı TUZAĞI,  derhal geri çekilmelidir.

TÜRKİYE SANATÇILAR HAREKETİ
(Türkiye Sanatçılar Hareketinde Yer Alan Kuruluşlar-abecesel olarak yazılmıştır)
Adana Filarmoni Derneği, Ankara Çoksesli Müzik Derneği (AÇMD), Ankara Devlet Konservatuvarlılar Derneği (ADK-DER), Antalya Filarmoni Derneği, Besteciler Orkestra Şefleri ve Müzikologlar Birliği (BESOM), Bursa Filarmoni Derneği, Çağdaş Sanatlar Vakfı (ÇAĞSAV), Çoksesli Korolar Derneği, Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı  (TOBAV), Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS), İzmir Filarmoni Derneği, Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen), Kültür ve Sanat İşgörenleri Sendikası (Kültür Sanat İş), Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED), Opera Koro Sanatçıları Derneği (OKSDER), Opera Solistleri Derneği (OPSOD), Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı (OBV), Sanatçılar Sanatseverler Kültür ve Dayanışma Derneği (SANSEV), T. C. Sanatçı İnisiyatifi, Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB), Türk Dünyası Kültür ve Sanat Derneği, Türkiye Filarmoni Derneği, Türkiye Kültür ve Sanat Hizmetleri Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Kültür Sanat Sen), Çalışan ve Emekli Sanatçılar, Konservatuvar-Güzel Sanatlar ve Sanat Eğitimi Bölümleri Öğrencileri, Konservatuvar-Güzel Sanatlar ve Sanat Eğitimi Bölümleri Öğrenci Velileri, Sanat Eğitimcileri.

Mehmet Ege, yazılı karar metninin okunmasını bitirdikten sonra, sanatçıları toplantıyı terk etmeye davet etti. Tespit edebildiğimiz kadarıyla: Mehmet Ege, Erhan Gökgücü, Tamer Levent, Şahin Ergüney, Arda Akdar (Opera Solistleri Derneği (OPSOD), Aykut Çınar (Ankara DOB Müdürü), Yavuz Demirkaya ve Alper Kul toplantıdan ayrıldı.

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Osman Altıntaş: “Arkadaşlar, ben de Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim, güzel sanatlar benim alanım. Ben ömrümde -kınamak, konuşmacılara karşı olmak anlamında görüş açıklamıyorum- böyle bir toplantı aday öğrenciler arasında bile görmedim, demokratik hakkımızı kullanırken bunu konuşarak, ifade ederek anlaşmamız gerektiğini düşünüyorum, biraz önce bana da saldırıldı, 35 yıllık hoca olarak bu tavır ağırıma gidiyor, yapılanları onaylamıyorum ama bu tasarıya ben de karşıyım, neden karşıyım yahu buradaki tanımlamalar bile yanlış, plastik sanatlardaki bir tanımlama buraya konurken bunu kime sordunuz? Bunları böyle görünce, konuşmacıları haklı kılıyor. Uzman kişilerin görüşleri alınarak bu yasa taslağı hazırlansaydı daha iyi olacaktı. Ayrıca, neden karşıyım? Yahu kardeşim sen yüz yıllık kurumları iyileştirmek, onlara kaynak aktarmak yerine onları bir çatı altına toplayarak hızlı bir biçimde iyileştirmeyi nasıl sağlayacaksınız bu bir defa yanlış. Eğer amaç kaynak aktarmaksa, bu taslak bu değil, kesinlikle bu değil. Bu yasa kesinlikle, onun adamı bunun adamı olanlar yerine alanın insanlarının bir araya gelerek hazırlayacağı, uzlaşacağı bir metin olmalıdır diyorum.  Bu özerk bir kurum olamaz, meslek birliklerinin reddettiklerini gördük, masa başında oturulup, internetten indirmiş tanımlarla bir yasa değişikliğinin yapılmasının bu tür sorunlara neden olduğunu düşünüyorum, ancak konuşmacıları da kınıyorum.

Ben olsam, alan insanlarının katılacağı, bakanlık memurlarıyla değil alanın uzmanlarıyla hazırlanacak bir metinle yola devam edilmesini öneriyorum. Böyle bir metin olmaz, bu yasalaşırsa artık Shakespeare’i kime oynatacaksınız? Bu taslağı olduğu gibi reddediyorum.” diyerek toplantıyı terk etti.

Söz alan DOB Genel Müdürü Rengim Gökmen: “Gönlüm isterdi ki çok daha sakin bir ortamda, çok daha ucu açık bir diyalogla birbirimizi anlayabilecek, bilimsel bir anlamda, bilimsel bir katkı yapabilecek akademisyenlerle, sanatçılarla, hukukçularla bunun ne getirip ne götüreceğini tartışıp geleceğe daha olumlu bir toplum yapısı vadedecek bir ülke bırakmak onun için bir yapılanma çalışması yapılmasını gönlüm arzu ederdi. Ancak vardığımız noktada sanatçı arkadaşlarımızın bu infialini çok haksız göremiyorum çünkü bir yıldır –bunu ifade etmek zorundayım- bir travma halinde sanat ortamı. Sahneye çıktığım da, bageti kaldırdığımda gözü yaşlı bakan sanatçı arkadaşlarımla göz göze geliyorum.  Çok iyi niyetle yola çıkıldığına yürekten inanıyorum, Sayın Nihat Gül ile birlikte çalışıyoruz ama bu iyi niyet yetmiyor. Kanunu tabii ki hukukçular hazırlar ama sanatçıların görüşleri alınmadan olmaz. Biz kanunu yapamayız ama kanunda nelerin olması gerektiği, alanın ruhunu aktarırız bunlar olmadan olmaz. Yanlış bir noktadayız, bunu ifade etmek istiyorum.

Biz bugün, hazırlanmış bir taslakla karşılaştık, oysa bembeyaz bir sayfa ile başlamayı umuyorduk.

Bu taslak pratikte uygulanabilirliği olmayan bir taslak, Devlet Tiyatroları’nın, Devlet Opera ve Balesi’nin manevi anlamda yok edilmeleri bile, adının kaldırılması bile çok önemlidir, bütün dünyada kültür kurumları geçmişleriyle yaşar. Sanatçı arkadaşların görüşlerinin de bu taslağa yansıtılmasıyla daha sağlıklı bir sonuca ulaşılacağını düşünüyorum.”

Prof. Çetin Aydar, toplantının bu haliyle devam etmemesi gerektiğini, bakanlığa da zarar vereceğini ileri sürünce, Nihat Gül; Bakanlığa herhangi bir zararının olmayacağını, bunun bir taslak olduğunu, davete icabet edenlerin görüşlerinin dinleneceğini, toplantıya katılıp-katılmamanın serbest olduğu gibi katılıp da konuşmamanın da mümkün olduğunu ifade etti.

Daha sonra söz alan Muammer Sun: “Bu bir tasarı değil; paçavra, o kadar akıl dışı, o kadar Türkiye’nin gerçeklerine aykırı ki çünkü Türkiye’nin sanatlarını yok etmeye kararlı bir taslak. Siz bizim görüşümüzü almadınız biz de görüşlerimizi vermedik, sadece şunu söyleyeceğim ki o tasarı üzerinden çağırırsanız, bir daha kimse gelmez, ben de gelmem. Yanlış bir tasarı; orkestrayı, tiyatroyu, operayı, bir sürü birikimi kapatıyorsunuz ve kapanmıyor diyorsunuz, olur mu böyle şey? Osmanlı sizden daha ileriydi, Osmanlı zamanında tiyatro vardı senfoni o zamanlardan beri var, 1918 yılında Avrupa turuna çıktı orkestra. Atatürk bu mirasa sahip çıktı. Hazreti Peygamber ben benden önceki dinleri inkar etmeye değil onları tamamlamaya geldim, diyor.  Atatürk de Osmanlı’dan aldığı sanat kurumlarını el üstünde tutmuş, geliştirmiş ve Türkiye’ye yaymıştır. Bu iktidarın Atatürk’ten aldığı, Osmanlı’dan aldığı mirası tüm ülkeye yayması gerekir, bu taslak bunu sağlayacak değil imkansız kılacak bir taslaktır. Lütfen bu taslağa devam etmeyin. Bu kurumları kapatırsanız artık bu sanatlar yapılamaz, bu kurumlar kapatılırsa cinayet işlemiş olursunuz.” Dedikten sonra Prof. Çetin Aydar’la birlikte salonu terk etti.

Bursa Filarmoni Derneği Başkanı Ömer Kızıl, kendisini ve Bursa’daki çalışmaları aktarıp, “Kapatılacak kurumların detayını tartışmak bize yakışmaz.” diyerek toplantıyı terk etti.

Söz alan ITI Türkiye Merkezi Başkanı Refik Erduran: “Uluslararası Merkezin 140 ülkeden topladığı görüşleri size aktarmak, buradan çıkan sonucu da onlara bildirmek üzere görevliyim. ITI’nin başkanı Tobias Biancone Türkiye ile özellikle ilgilidir 4-5 defa Türkiye’ye gelmiştir. Türkiye’deki gelişmeleri yakından izliyor,  sosyal medyadaki yazışmaları bile izliyorlar. Bana iletmiş oldukları mesajı size duyurmakla yükümlüyüm. ‘Türkiye’deki tiyatro reformunu girişimini derin bir ilgiyle izlemekteyim –çünkü bunu bir reform olarak görüyorlar, bir açılım bir atlım olarak görüyorlar. Bu havadan bir bilgi değil, bunu size anlatacak durumdayım, Devlet Tiyatrosu’nda taa Muhsin Ertuğrul’dan beri sıkı ilişki içindeyimdir, ne olup bittiğini bilirim, tiyatronun içinden de sürekli şikayetler gelir, halen Genel Müdür olan Mustafa Kurt dostum burada, ondan önceki Genel Müdür Lemi Bilgin de kendisi bir Edebi Kurul toplantısında ifade etmiştir “Bizim düzeltilmeye, ıslaha çok ihtiyacımız var.” demiştir, bir çok verimliliğe aykırı düşen, rasyonel olmayan durumlar vardır, onun için bunların giderilmesinin gereğini uluslararası tiyatro camiası da yakından izlemektedir. Onun için reform diye biliyorlar bunu.- görüyorum ki Türkiye’de Türk tiyatrosuna hakça bir sistemle destek sağlamanın yollarının araştırılmasına ihtiyaç duyulmuştur, böylece ülkenizdeki tiyatro yaratıcılığı artacak, tiyatro icracılarınız yurt dışında da değerlerini sergilemek için daha geniş olanaklara kavuşturulacak, Avrupa’da ve dünya tiyatrosu camiasının genelinde daha önemli roller üstlenebileceklerdir. Söz konusu tiyatro reformu tasarısının ana hatlarından haberdarım. Avrupa’daki uygulamalarla uyum artırarak atılacak her adımı şahsen çok olumlu bulurum, alınacak sonuç Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığına da katkı sağlar. Yaratıcılığı artıracak ve Türkiye’deki tiyatro icracılarının çalışma şartlarının iyileştirecek reform atılımlarını destekleme çabasında ITI Türkiye Merkezi’nin de görevi vardır.”

Rengim Gökmen: “Görüşlerini ifade eden bu zaatlar Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel yaşantısını ve içinde bulunduğu koşulları çok iyi biliyorlar mı? Bu biraz tribünde oturup, hatta evde oturup maça taktik vermeye benziyor. Batı, Türkiye’deki opera ve bale örgütlenmesini örnek almaya doğru gidiyor…”

Refik Erduran devamla: “Evet Rengim Bey, Türkiye’nin durumunu biliyorlar, çok yakından izliyorlar, raporlar hazırlıyorlar, şu taslağı bile biliyorlar, onun için bilerek konuşuyorlar. Üç nokta üstünde duruyor UNESCO’nun Genel Merkezi: 1) Türkiye’de çok değerli bulduğumuz bir sanat-kültür birikimi var. Burada konuştuğumuz tiyatro alanında en somut belirtisi Devlet Tiyatroları’dır, Türk tiyatrosunun bel kemiğidir, deniyor. Gerçekten dünyaya örnek gösterilecek bir kurumdur. Çok büyük ve somut bir birikim sağlamıştır, bu birikimin mutlaka korunması gerektiği üzerinde duruyorlar. Kesinlikle yok edilmemelidir, zaten böyle bir önerinin olmadığını düşünüyorlar. Bu taslağın bir yıkım tasarısı olmadığını bilakis yapıcı olanaklar sağlayacağını düşünüyorlar, bu yönde adımlar atılmasını temenni ediyorlar.  2) Türk tiyatrosuna kuş bakışı baktığınız zaman bir çarpıklık var, buna ben de katılıyorum, bu kaçınılmaz bir durum, kimsenin kabahati değil. Bizim tiyatromuz modern anlamda oluşmadı, 20. Yüzyıl’da özel çabalarla oluşturuldu, bu çabalardan biri de Atatürk’ün Devlet Tiyatrosu’nu kurdurmasıdır ve bu çok önemli bir mirastır, bunun mutlaka korunması gerektiğini söylüyorlar bu doğru, ancak tiyatronun esası özel sektörde olur, Devlet’te olmaz, her ülkede çok önemli kurumlar var ama esas ağırlık özel tiyatrolarda olmalıdır ama biz de ödenekli tiyatrolara kıyasla özel tiyatrolar çok zayıf, mutlaka bunun iyileştirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu atılımı, açılımı bunun için bir fırsat sayıyorlar yani mevcut kurumlar korunurken özel tiyatroların önünün açılması ve desteklerinin artmasını bekliyorlar ki bu TÜSAK kurulursa, bunun için çok büyük bir fırsat olur, bunu temenni ediyorlar. 3) Teorisyenlere çok büyük saygıları var; profesörlere, eleştirmenlere, gazetecilere, yazarlara önem veriyorlar ancak bu işin uygulaması ve uygulanması için taslakların hazırlanması mutlaka icracılar eliyle yapılmalıdır yani tiyatrocular eliyle yapılmalıdır,  diyorlar.  Ben de şahsen buna yürekten katılıyorum. Şunu da ifade etmeliyim ki bu atılım yeni değildir, rahmetli Adnan Kahveci’nin 20 küsur sene önce bana yazdığı bir mektupta, ödenekli kurumların mutlaka korunması gerektiğini ifade ettikten sonra özel tiyatroların çok zayıf olduğunu, bunların geliştirilmesi, desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor, Adnan Kahveci bunları bana Maliye Bakanı iken yazmıştı, çok somut rakamlara dayanarak söylüyor, örneğin Devlet Tiyatrolarının bütçesinden – o zamanın parası ile söylüyor tabii ki- elli milyar özel tiyatrolara aktarılabilse her biri bin ila bin beş yüz seyirci kapasiteli, orta büyüklükte tiyatro salonu yapılabilir bu da özel tiyatroların sorunlarını büyük ölçü de çözecektir, diyor. Mektubun en sonunda da şöyle bir şey söylüyor: Düzenin çarpıklığından dolayı üretmeden, emek sarf etmeden para kazananlarla, üreterek, emek sarf ederek para kazananlar aynı kefeye konmayacak çalışan ve gayret gösterenler ödüllendirilecektir. Böyle bir tasarıyı Millet Meclisi’ne sunmuş da ondan bahsediyor. Bu tasarı Meclis’e sevk edildiğinde çok büyük tepkiler görecektir. Bu tepkiler özellikle mevcut düzenin çarpık yanlarından yararlanan kesimden gelecektir, diyor.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Rengim Bey, siz dediniz ki, sanatçı arkadaşların infialini doğal karşılıyorum, infial herkesin hakkıdır, ancak burada konumuz sanat değil, sanatın özüne güzellik yaratmaktır, çirkinlik yaratmak değil. İnfiali belirtmenin de bir yolu vardır.  Terbiye dahilinde olmalı, terbiyesizliği hiç birimiz savunmamalıyız. Terbiyesizlik, genellikle mantık eksikliğinden kaynaklıdır, mantığına güvenen, savunduğu kesimin haklarına güvenen insanın bağırmasına gerek yoktur. Şunu söyleyeyim size, bakın iki saate yakın bir zaman geçti konuya ilişkin bir katkı sunabilmiş değiliz, burada güzellikten çok, çirkinlikler yapıldı bu da yeni bir şey değil, iktidarın ilk yıllarında Devlet Tiyatrosu’nun koordinasyon toplantısında bugün bağırıp, çağırıp burayı terk etmiş olan arkadaşlar, -bu dedikodu değil, kayda geçti- Başbakanı ve Cumhurbaşkanı’nı Hitler’e ve Mussolini’ye benzettiler, daha o zamandan başlayan kasıtlı bir saldırı var. Bugün eğer bir tepki varsa, durup dururken iktidarının on birince senesinde birden bire sanat-kültür düşmanı kesilmesinden kaynaklanmakta değildir, nihayet bir tehdit sayılır, eğer içinde tehdit varsa. Taa o zamanlara gider, bütün bu çerçeve içinde bütün bu olaylar değerlendirilmelidir.”

Birleşik Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Mehmet Ali Doğan: “Ben çok koktum, korktum, niye? Sizler bizden bu tasarıyı çalışmamızı ve önerilerimizi getirmemizi istediniz. Biz de bu kısa zamanda kültür sanat konularında çok deneyimli bir avukatımızla birlikte bu tasarıyı değerlendirdik ve şöyle bir netice çıktı: Bu tasarıda kültür-sanat tasfiye edildiği gözlemlenmiştir, idari ve mali açıdan özerkliği yoktur. Özerklikten bahsediliyor ama Bakanlar Kurulu veriyor kararları, ben bunu okuyunca korktum.” dedikten sonra bir sergi açılışı olduğunu ifade ederek toplantıdan ayrıldı.

UNİMA Başkanı Mevlut Özhan: Özetle, tasarı çok geç geçti elimize, bana Cuma akşamı ulaştı, nasıl görüş bildireceğiz. Okuduğum kadarıyla amaç, özgür ve bağımsız diyor ama içeriğe baktığımızda tam tersi yani tamamen bağımlı, öyle bir taslak ki tutacak yer bulamıyorsunuz. Aslında daha kapsamlı bir Çalıştay yapılmalıydı, her kesim görüşlerini ifade edebilmeliydi.

Rengim Gökmen: “Sayın müsteşarım, çok konuştun diyeceksiniz ama bırakın içimizden geldiği gibi konuşalım sayın müsteşarım lütfen, çok önemli, maddelere geçilmeden önce şunu ifade etmek istiyorum, kanunların ruhu vardır, bunun üzerinden mutabakat sağlamamız lazım. Biz de yıllarca, sanat kurumlarımızın yeniden yapılanmasına yönelik her kurum çalışmalar yapmıştır, çağa ayak uydurmak için çalışmalar yaptık, bu değişikliklerin olmasını ifade ettik, hâlâ ifade ediyoruz. Bu kurumları daha ileriye, daha çağdaş bir anlayışa getirebilecek, bu sanat dallarını ülkemize daha yaygınlaştıracak, toplumumuzun estetik beğenisine düzeyine birtakım katkılarda bulunacak amaçlara dönük olmasını istiyoruz. Özel tiyatrolar konusunu da destekliyorum, hiçbir zaman olması gerektiği gibi desteklenmemişlerdir, diğer sanat dallarının da desteklenmesi son derece önemli bir katkı olur. Demin sizin de belirttiğiniz gibi üretimle, destek mekanizmaları ayrı şeylerdir. Destek mekanizmaları, İngiltere’den de örnek verildiği gibi bir destek mekanizması vardır. Destek mekanizmasını konuşalım ama sanat kurumlarının mülga olması gerçekten sanatın yapılamama, üretilememe sonucuna ulaştıracaktır bizi, usül olarak bu her ikisini ayrıştırmamız gerektiği kanaatindeyim.

Bu toplantıda asıl önemli kurumların temsilcileri çıktılar. Ben diyorum ki eğer karşılıklı konuşmayla halledilecekse, bu hazırlanan taslak zaten bugün maddelere geçilse bile birkaç madde sonra tıkanacak. Tartışmalar yine aynı noktalara odaklanacak. O zaman salondaki herkes görüşünü hazırlasın bir başka zamanda geniş kapsamlı -ama bir günde de bitmez bu- toplantı yapılsın. Eğer sağlıklı bir şey ortaya çıkması amaçlanıyorsa böyle yapılmalı, benim düşüncem bu.”   

Güzel Sanatlar Genel Müdürü Murat Selim Tokaç: “Sayın Müsteşarımın da ısrarla söylediği gibi, bu bugünden yarına kanunlaşacak bir tasarı üzerinde konuşulmuyor. Bizim de yıllardan bu yana, -aynı zamanda sanatkâr birisi olarak konuşuyorum, 25 yıldan beri Kültür Bakanlığı’nda sanat icra eden bugün de has bel kader bu mevkide bulunan biriyim- bizim de yıllardan beri kapalı ortamlarda veya açık dost sohbetlerinden, yetkili mercilere kadar savunduğumuz ve şikâyetçi olduğumuz sanat içindeki kurumlarla ilgili kuruluşundan beri hatta ve hatta hatırlarsak, bugün için Kültür Bakanlığı’nın bünyesinde olan resmi sanat kurumlarının kuruluşunda da bu tartışmalar çok yaşanmıştı. Kurulduktan sonra faydalarına, toplumun hizmetine sunulan sanat kurumlarının neden gerekli olduğu hususunda pek çok açılımlar oldu. Sanat sadece sahnede icra edilmez, böyle olsaydı yazarları sanatçı olarak saymamamız gerekirdi. Baştan beri konuşmalarımız neticesinde, sanatı bir bütün olarak ele almamız gerekir. Bugün burada konuşmamızın nedeni, işin desteklenme kısmındaki tasarının konuşulmasının ve tartışılmasının başlamasına bir zemin hazırlandı. Sanat kurumlarının kapatılmasına ait, yok sayılmasına ait bir görüşün burada –herhalde- tartışılacağını zannetmiyorum. Ayrıca kapatılması gündeme gelen ya da tasarıda var olduğunu iddia ettiğimiz genel müdürlüklerin isimlerinin değiştirilmesi bu kurumların kapatılacağına dair bir işaret sayılmaz.”

Nihat Gül: Bu tasarı artık kamuoyuna ulaştı, her kişinin kurumun görüşlerini iletmelerini bekliyoruz.

Son konuşmayla Çalıştay’ın 1. Bölümü sona erdi.

TÜSAK Çalıştayı-2: “Ve Bir Sanatçı Olarak, Bu Sistem Bitmiştir.” 
TÜSAK Toplantısını Neden Terk Ettik?
3 Mart – TV Haberleri
Oyuncular Sendikası: 3 MART TÜSAK TOPLANTISI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here