Toplantının yemek arasından sonra başlayan bölümünün ilk diliminde TÜSAK taslağı madde madde konuşuldu, önerilen yapıldı Bakanlık yetkilileri tarafından notlar alındı, biz bu dilimi 4 ncü bölüm olarak yayımlayacağız.

Kamuoyunun gündeminde olan sanat kurumlarının “mülga” edilmesini içeren Madde 13’ün Geçici 9. ve 10. Maddelerin okunması sonrası Genel Müdürler’in ve diğer konuşmacıların görüşlerini aktarıyoruz.

Sayın Nihat Gül’ün yasaların “mülga” edilmesi kurumların kapatıldığı anlamına gelmez diyerek, neyi kastettiğini açıkladığı bölümü 3’ncü bölüm olarak yayımlayacağız.

Çalıştay’da okunan Geçici 9. ve 10. Maddeler şöyle:

MADDE 13 – 4848 sayılı Kanuna Geçici 8 inci Maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 9 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun Ek Geçici 12, 14 ve 16 ncı maddelerine göre çalışmakta olan personelden;
a) Kültür ve Turizm Bakanlığınca her sanat dalında en az birer adet kurulacak orkestra, koro ve topluluklarda görev almak üzere talepte bulunanlar arasından Bakanlıkça ilgili alanlarda oluşturulacak komisyonlarca seçilenler, başka bir işleme gerek kalmaksızın Bakanlık Sahne Sanatları Genel Müdürlüğüne pozisyonlarıyla birlikte devredilmiş sayılır. Bu personel hakkında 657 sayılı Kanunun 28 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu birimlerin norm kadrolarında herhangi bir nedenle eksilme olduğunda personel ihtiyacı öncelikle bu fıkranın (b) bendinde sayılan personelden talepte bulunanlar arasından karşılanır. Buna rağmen norm kadroya göre ihtiyacın devam etmesi halinde İş Kanunu uyarınca personel istihdam edilebilir. Bu bent kapsamında seçilen personel, başvurması halinde, bu maddenin (b) bendinde belirtilen haklardan yararlanabilir. Bu birimler icra ettikleri etkinliklere ilişkin ücret karşılığı bilet bastırabilir, satabilir. Bu biletlerin satışından elde edilecek gelir Bakanlıkça açılacak özel hesaba gelir kaydedilir. Özel hesabın kullanımına ilişkin esas ve usuller Bakanlıkça çıkarılacak Yönetmelikle belirlenir. Bu birimler bütçeleri kapsamında programladıkları etkinlikler dışında projeler hazırlayarak Türkiye Sanat Kurumuna başvurabilir. Desteklenen projelerde görev alan personele Bakanlıkça belirlenen esas ve usullere göre Türkiye Sanat Kurumunca verilen destek tutarının yüzde ellisini geçmemek üzere gişe gelirlerinden pay verilebilir.
b) Bu maddenin (a) bendi kapsamında devredilmeyenler ise pozisyonları ile birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın Bakanlık Kültür ve Sanat Araştırmaları Genel Müdürlüğüne devredilmiş sayılır. Bu personelden farklı bir ilde görevlendirilmek isteyenlerin talepleri ilgili mevzuat uyarınca Bakanlıkça sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilenlerin özlük işlemleri o ilin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce yürütülür. Bu pozisyonlar, herhangi bir nedenle boşalması durumunda iptal edilmiş sayılır. Bu pozisyonlar herhangi bir sebeple boşalana kadar yıllık vize ve sözleşme yenileme işlemlerinden muaf olup, her takvim yılı başında vize edilmiş ve sözleşme yenilenmiş kabul edilir. Bu personele, brüt sözleşme ücreti esas alınmak suretiyle verilmekte olan ikramiyeler ile teşvik ikramiyeleri ödenmez. Bu personel izin almak kaydıyla sanatsal faaliyetlerde çalışabilir, sanat grubu, koro, topluluk, orkestra gibi oluşumlar kurarak Türkiye Sanat Kurumuna sunmak üzere projeler hazırlayabilir ve temsil ettikleri eserlere ilişkin gelirden pay alabilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mülga Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile mülga Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlükleri bünyesinde faaliyette bulunan atölyelerde istihdam edilenlerden, sanatkâr memur ünvanlı personel hariç diğer personel kadro ve pozisyonlarıyla birlikte Türkiye Sanat Kurumuna devredilir.

Birinci, dördüncü ve beşinci fıkralarda yer alanlar hariç olmak üzere bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mülga Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile mülga Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne ait kadro ve pozisyonlarda bulunan personel, kadro ve pozisyonlarının bulunduğu teşkilat esas alınmak suretiyle, kadro ve pozisyonlarıyla birlikte, Bakanlığın ilgili teşkilatına devredilir. Bunlardan bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içerisinde Bakanlığa veya Türkiye Sanat Kurumuna başvuranlardan Türkiye Sanat Kurumunca uygun görülenler altı ay içerisinde Türkiye Sanat Kurumuna devredilir.
Kültür ve Turizm Bakanlığında veya bağlı kuruluşları olan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünde halen çalışmakta olan sanatkâr memur ve sanatçılardan konservatuar mezunu olan ve en az on yıl görev yapmış olanlar, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına başvurmaları halinde güzel sanatlar fakültelerine, konservatuarların ilgili bölümlerine kadro ihdas şartı aranmaksızın öğretim görevlisi olarak atanabilirler. Bu kapsamda atananların, anılan kurumlarda sözleşmeli statüde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bu fıkranın uygulanmasına yönelik işlemler Yükseköğretim Kurumu Başkanlığınca yürütülür.
Kültür ve Turizm Uzmanı kadrolarında bulunanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde başvurmak kaydıyla, Bakanlığın muvafakati alınmak suretiyle, sanat kurumu uzmanı olarak atanabilir. Bu şekilde atanacakların sayısı sanat kurumu uzmanı kadro sayısının yüzde yirmisini geçemez.

31/12/2016 tarihine kadar Türkiye Sanat Kurumu adına ihdas edilen kadroların yüzde ellisini geçmemek üzere, yılı merkezi yönetim bütçe kanunlarındaki sınırlamalara tabi olmadan atama yapılabilir.

Bakanlık teşkilatında ya da bağlı kuruluşlarında değişen, ilga edilen veya yeni kurulan birimlere verilen görevler ve hizmetler, bu Kanunla öngörülen teşkilatlanma tamamlanıncaya ve yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar Bakanlık bünyesinde görev yapan personel eliyle ilgili mevzuata göre yürütülür.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, mülga Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile mülga Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüklerine ait eserler, taşınır ve taşınmazlar, araç, gereç, malzeme, demirbaş ve taşıtlar envanter kayıt sistemi ile birlikte, ayrıca her türlü banka mevcudu, menkul kıymetler ile hak ve yükümlülükler hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türkiye Sanat Kurumuna devredilmiş sayılır. Bu amaçla adı geçen Genel Müdürlüklere tahsisli Hazineye ait taşınmazlar aynı usul ve esaslar dahilinde Türkiye Sanat Kurumuna tahsis edilmiş sayılır. Bu Genel Müdürlüklerin aynı kapsamda kullandığı diğer kamu kurumlarına ait taşınmazlar ise aynı usul ve esaslar dâhilinde Türkiye Sanat Kurumunca kullanılmaya devam olunur. Bu genel müdürlüklerin aynı amaçla kiralama yoluyla kullandıkları taşınmazlarla ilgili sözleşme, protokol ve benzeri hukuki işlemlere TÜSAK taraf olur. Mülga Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün kullanımında bulunan eser, taşınır, araç, gereç, malzeme ve demirbaşlardan Bakanlıkça uygun görülenler Türkiye Sanat Kurumuna devredilebilir.

Bakanlığın ve Türkiye Sanat Kurumunun 2014 mali yılı harcamaları, 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar ilgisine göre Bakanlık ve mülga genel müdürlüklerin 2013 yılı bütçelerinde yer alan ödeneklerinden karşılanır.
Bu maddenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek sorunları gidermeye Bakan yetkilidir.”

“GEÇİCİ MADDE 10 – Kültür ve Turizm Bakanlığı ile mülga Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve mülga Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünde 657 sayılı Kanunun Ek Geçici 12, 14 ve 16 ncı maddesine göre çalışmakta olan personelden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte emekli aylığı bağlanmasına hak kazanmış olan ve bu tarihten itibaren 2014 yılı sonuna kadar emeklilik başvurusunda bulunanların emekli ikramiyeleri, bu maddenin yayımı tarihi itibarıyla;
a) Yaş haddinden emekliliğine en fazla üç yıl kalanlar için yüzde otuz,
b) Yaş haddinden emekliliğine üç yıldan fazla altı yıl dahil, altı yıldan az kalanlar için yüzde kırk,
c) Yaş haddinden emekliliğine altı yıldan fazla kalanlar için yüzde elli
fazlasıyla ödenir. Bu fıkra uyarınca yapılan emeklilik başvurularında emeklilik tarihi olarak daha sonraki bir tarih gösterilemez, başvurular herhangi bir kayda bağlanamaz ve geri alınamaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 657 sayılı Kanunun ek geçici 12, 14ve 16 ncı maddesine göre çalışmakta olan sanatkâr memurlar ile sanatçılardan emekli aylığı bağlanmasına hak kazanacaklar da hak kazandıkları tarihi takiben bir ay içerisinde emeklilik başvurusunda bulunmaları halinde, bu madde hükümlerinden yararlandırılır.”

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen: Bu maddenin okunması bile bana keder veriyor, okunacak ortamı yaratmamız bile bana keder veriyor. Aslında çok şey konuşuldu, birçok eksik arkadaşlarımız tarafından dile getirildi. Türk kültür sanat hayatına büyük bir ivme katacağını düşünüyorum ama bugün otomotiv sanayinde Avrupa için Mercedes ne ise bu kurumlarda öyledir ama bunların mülga edilmesinden söz ediyoruz, neden? Bu kurumlar ne başarısızlık göstermişler? Bu kurumlar; Van’a kadar, Kars’a kadar tiyatroyu götürmüş, Estonya’ya kadar Kore’ye kadar operayı götürmüş, Amerika’ya kadar baleyi götürmüş, bu akşam Çin’de Şanghay Operası’nda sahne alıyorlar, bu ülkenin yüz akı olmuş kurumlar, demin de belirttiğim gibi her araba arıza yapabilir, bunların yenilenmesi ve tamir edilmesi gerekirken biz bunların ortadan kaldırılmasını… “mülga” diyor ya. Biz bu kurumları yenileştirmeliyiz daha dinamik hale getirmeliyiz, daha verimli hale getirmeliyiz. Arkadaşlarımızın hepsi çok başarılı, başarısızlar da vardır her kurumda olduğu gibi, idareciler bizler başarısızız. Biz bir noktaya kadar bu kurumları taşıdık, ama daha ileri götüremedik fakat bunların çözümü 1309, 1310 ve 5441 sayılı yasada var, bu kurumların sanatçıları hiçbir yere aktarılmadan, -bu sanatçılar dediğimizde Türkiye’nin dünyanın en önemli sanatçıları var- emekliliğe yönelik iyileştirmeler ve performansa dayalı bir yapıyı açmamız ve şu anda en adaletsiz herkese aynı seviyede ücret ödenmesi sistemini değiştirerek bir anlamda ödüllendirme sistemini getirerek biz bu kurumları –genel anlamda söylüyorum- bizim başka çözüm önerilerimiz de var.

Biz bu kurumları küçültürsek, bu meslek alanlarını yok ederiz. Bugün 360 tane keman sanatçımız var, konservatuvarlar bu alan için öğrenci alır ve yetiştirirler, eğer biz bu alanı küçültüp 50-60 seviyesine çekersek yakın bir gelecekte konservatuvarlar artık öğrenci yetiştirmeyecektir. Orkestra sanatı, bale sanatı yok olacaktır. Ben 2 hafta önce Katar Filarmoni Orkestrası’nı yönettim 35 tane ayrı milletten insan var ama bir tane Katarlı yok. Bizim bütün orkestralarımız ve bütün tiyatro sanatçılarımız, bütün bale sanatçılarımız Türk tabiyetli bizim yetiştirdiğimiz çocuklarımızdır.

Bizim ikinci şikayet ettiğimiz konu şudur, kadrolu sanatçılar istemedikleri şeyden imtina edebilirler ama bunun çaresi var. Bu bizim idareci olarak yeteneksizliğimizden ve onları idare edemediğimizden kaynaklı. Biz onlara birtakım yaptırımlar getirecek tedbirleri kendi kanunlarımız çerçevesinde alırsak, kendi kanunlarımız çerçevesinde bunu yapabiliriz. Biz, çıplak bir maaş öneriyoruz, eğer sahneye çıkarsa alırsa parayı hiç kimse kapris yapmaz, biz de kimsenin kaprisini çekmek zorunda değiliz ancak kadro garantisi çok önemli bir şeydir, garanti dediğimizi de 5 yıl sonra veriyoruz. Türk silahlı Kuvvetleri’nde, Dışişleri’nde kadrosuz eleman çalıştırabilir misiniz? Bizim için de böyle, asgari anlamda bir güvence vermemiz gerekir ki insanlar çocuklarını bale sanatçısı, tiyatro, opera, koro sanatçısı olmaları için yönlendirebilsinler. Bu bakımdan kesinlikle her koşulda, ne yaparsa yapsın 65 yaşına kadar bir memuriyet değil, kontrol edilebilen, denetlenebilen ama kendisini sahnede ayağı kırıldıktan sonra sokağa atılmış görmeyecek bale sanatçısı olması lazım. Bu sanatları yaygınlaştırmamız lazım, bu sanatların yaygınlaşması ancak ve ancak –benim kanaatimce- devletin koruması ve kollamasıyla olabilir. Devlet’in desteğiyle en özgür ve özerk sanat yapılabilir, aksi takdirde piyasa koşullarına mahkum olacaktır, sponsor koşullarına mahkum olacaktır. Ben sponsor olsam hep istediğim eserleri çaldırırım ama devlet her zaman kollar ama sanata müdahale etmeden kucaklayıcı olur.

Sanat kurumları için verimlilik hesapları yapılarak -karlılık değil- yeniden revize edilmesi ve Türkiye geneline yaygınlaştırılması ancak kendi yapılarının korunması ile mümkün olacaktır, bu nedenle son derece hassas bir konu.

Heyecanımı maruz görmenizi rica ederim ve beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Mustafa Kurt: Sayın Müsteşarım bu yıl yaptıklarımızı ifade etmek isterim. Bu yıl Devlet Tiyatroları sezonunu yerli yazarlarımızla açalım, şu ana kadar yaklaşık 90 oyun sahneledik bunun yaklaşık 60’ı yerli oyun yani yüzde yetmişi yerli yazarlarımızın eserleri olarak planlamıştık ki sezonumuz henüz daha bitmedi. Sayın Bakanımıza ve değerli bürokratlarına brifing vermiştik ve bunun böyle süreceğini yapacağımızı söylemiştik. Ocak ayında bir Shakespeare haftası düzenledik, Devlet Tiyatrosu tarihinde ilk defa yaptığımız bir şey, yaklaşık 16.000 seyirciyle buluştuk. Şubat ayında bir Çehov haftası yaptık, yaklaşık Çehov’un sekiz oyunuyla yine 16.000 seyirciye ulaştık, bu da Devlet Tiyatrosu tarihinde bir ilktir. Şimdi 8 Mart’ta Bursa’da yine ilk defa yaşayacağımız ‘Balkan Ülkeleri Uluslararası Tiyatro Festivali’dir. Bu Festivalimize de Balkan ülkelerinden değerli tiyatro toplulukları; devlet tiyatrolarından ve özel tiyatrolardan topluluklar gelecek bu da yine Devlet Tiyatrosu tarihinde bir ilk. Bunu şunun için söylüyorum: Devlet Tiyatrosu çok köklü bir kurum, ben 16 yıl bölgede çalıştım, 10 yıl Adana Devlet Tiyatrosu’nun müdürlüğünü yaptım, pek çok tiyatromuzda uluslararası festivaller düzenleniyor, ülkemizi yurtdışında en iyi şekilde temsil ediyoruz. Bölgelerimizin sorunlarını en iyi bilenlerden biriyim, ben hem oyuncu olarak hem Bölge Müdürü olarak, hem Devlet Tiyatrosu’nda rejisör olarak hem 2007 yılında Başrejisör olarak Devlet Tiyatrosu’na hizmet ettim, on aydır da Devlet Tiyatrosu’na vekaleten atandım. Türkiye’de Devlet Tiyatrosu olmazsa, tiyatro olmaz. Şimdi, Diyarbakır’da, Van’da, Sivas’ta, Erzurum’da 15 sanatçımız var, şimdi 6 yıllığına alıyoruz ilk fırsatta 2 yılda, 3 yılda gitmek istiyor. Birtakım sıkıntılarımız olabilir. Biz, şimdi her akşam Diyarbakır’da perde açıyoruz, Sivas’ta perde açıyoruz, Erzurum’da perde açıyoruz 3 liraya 5 liraya kâr amacı gütmeden halka hizmet ediyoruz. Bu o kadar önemli, o kadar değerli ki bir sürü kamu kurumuna bedava, zaman zaman yoksul çocuklarımıza sosyal sorumluluk projesi adı altında hizmetler götürüyoruz. Bunu, Devlet Tiyatrosu olmazsa kimse yapamaz. Ben, birtakım tiyatro simsarlarının bu işi sulandıracağını gelecekte de Türk tiyatrosunun kalmayacağını düşünüyorum. Hiçbir zaman, geldiğim zaman buraya çalışmaktan korkmadım, kaçmadım ama Devlet Tiyatrosu gerçekten önemli. Biz, Skakespeare’leri, Çehov’ları, Molier’leri, İbsen’leri Devlet Tiyatrosu olmazsa kimse yapamaz. Şimdi, baktığınız zaman Ankara’da 250 sanatçınız var, 150 İstanbul’da var, 80 İzmir’de var geri kalanları da 15-20 tane. Şimdi birer topluluk, bu birer topluluk nerede olacak? Ankara’da mı, İstanbul’da mı, İzmir’de mi? Bölge Tiyatroları ne olacak? Şimdi genç arkadaşlarımız çok tedirgin. Ben sezon başında gittiğimde dedim ki: Değerli arkadaşlarım bizi çalışmak kurtarır, çok çalışacağız. Şimdi geçmiş 10 yıla baktığımız zaman Devlet Tiyatrosu’nun sahne sayısı 23’dü, yine bu hükümet döneminde sahne sayısı 58’e çıktı. Şimdi, bir milyon nüfusu olan Kayseri’nin tiyatrosu yok. Bir milyon nüfusu olan Mersin’in tiyatrosu yok. Yaklaşık bir milyon nüfusu olan Mardin’in tiyatrosu yok. Çanakkale’de tiyatro yok, Manisa’da tiyatro yok. Henüz bu ülkede Tiyatrosu misyonunu tamamlamadı, o yüzden ben şahsım ve kurumum adına şöyle düşünüyorum; bizim mevcut yasamızda her şeyi yapmak mümkün. Birkaç geçici madde ekleyerek bu işleri yapmak mümkün yeter ki Devlet Tiyatrosu kapatılmasın. Biz ikramiye konusunda da, teşvik konusunda da, performans konusunda da her türlü reforma hazırız yeter ki kurumumuza bir zarar gelmesin, çok önemli bir kurum. Sizden rica ediyorum, zaten müsteşarımız da söyledi taslak bu, henüz çalışıyoruz üzerinde, eğer mümkünse yasalarımız içerisinde birtakım yenilikler, birtakım reformlar yapılırsa hem kurumumuz açısından, hem de ülkemiz açısından son derece faydalı olur, çünkü tiyatro sadece bize lazım değil, bütün Türkiye’ye lazım. Biz, Devlet Tiyatrosunun sezonunu açmıyoruz, tüm Türkiye’nin sezonunu açıyoruz. O kadar talep, o kadar istek var ki size anlatamam, inanın ki baş edemiyoruz. Herkes arıyor ve Devlet Tiyatrosu gelsin istiyor. Bu anlamda gittiğimiz iller kadar gitmediğimiz illerin de hakkı olduğunu düşünüyoruz. O yüzden ben bu sorunun, 5441 sayılı yasanın kalması kaydıyla pek çok sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. Umarım hepimiz için iyi olur.

Bağımsız Kültür Sanat Sendikası Genel Başkanı Alper Kafa: Benim alanım çok ciddi bir biçimde saldırıya uğramış durumda. Burada Bağımsız Kültür Sanat Sendikası Başkanı sıfatı ile bulunuyorum, yetkili sendika gittiii, işleri kolaylaştırdı şimdi de bana diyor ki: Hain. Bende onlara diyorum ki, içeride kalmayarak mücadelede beni neden yalnız bıraktınız? Kayda geçsin diye söyleyerek konuşmama başlıyorum.

1923’de kurulan Cumhuriyet’in ilk yatırımlarından bir tanesi Musiki Muallim Mektebi, 1925 senesinde. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesinin yüzde onuyla Cebeci’deki bina yapılıyor.

Mülga Genel Müdür diyorsun, mülga opera müdürü diyorsun…

Nihat Gül: Bir dakika dinler misiniz?

Alper Kafa: Dinlerim de, siz beni dinlemiyorsunuz…

Nihat Gül: Rengim Bey konuştu, Mustafa Bey konuştu, Şamil Bey konuştu, bu minval üzerine…

Alper Kafa: Konuştular da onlar bunları anlatmadılar. Neyi mülga ettiğinizi bilmek için beni dinlemek zorundasınız.

Benim mezunlarıma bu kanun içinde diyorsunuz ki: Kanun çıktığı gün mülga olur, sanatçılar gider. Kiraladığınız arabalar kadar sanatçıların değeri yok. Kiraladığınız arabalar için, TÜSAK’a devredilir, biz öderiz kirasını diyorsunuz. Sanatçılara da İl Kültür Müdürlüğü’ne gitme hakkı veriyorsunuz. Burada da samimi değilsiniz, bir yıl önce İl Kültür Müdürlüklerini kaldırmayı planlıyordunuz, plan bütçe komisyonunda AKP’nin teklifi oldu, bir işe yaramıyor bu il kültür müdürlüklerini kapatalım, diye. Sonra, bunların içine birkaç şey daha koyalım sonra kapatırız, dediniz herhalde. Kapatacağınız il kültür müdürlüklerine geçme hakkı tanıyorsunuz sanatçılar için, yok böyle bir şey.

10 yılını doldurmuş olanlar Konservatuvarlarda öğretim üyesi de olurlar, diyorsunuz. Topu YÖK’e atıp buraya yazıyorsunuz. Nasıl olur? YÖK Kanunu’nu mu değiştireceksiniz? Mümkün değil, kandırmaca.

Bu yasayı mutlaka yapacağız diyorsanız, sanatçılarla bir kurultay düzenlenir, aklı selim hareket edilir. Bu kurumlarda harcanan para, babanızdan miras kalan para değil, Devlet’in bunca yıldır yaptığı yatırımı. Proje bazlı olarak TÜSAK’a başvuracak, 1300’lü yıllardan bir oyun koyacak, ayakkabı dikecek adam yok, kostümcü nereden bulacak? Bütün bilgi birikimimizi, bütün hazinemizi yok sayıyorsunuz, çöpe atıyorsunuz. Şikayet ne? Bunu da belirtmeden, keyfe keder bunu böyle yapacağız, diyorsunuz. 1309 fıstık gibi bir kanundur ama –yöneticilerimizi tenzih ediyorum- daha atanmamış bir sürü görev vardır, görev tanımlarını yapmadık, bizlerin kabahatleri de bu.

Bu lezzet işidir, bale dünyada bütün sanatları içinde bulunduran bir sanattır. Orada dans edersiniz, sayarsınız, orkestradaki şef çalar, çalarken aşağıdaki kemana bakar, tagota bakar, her yere bakar bunların hepsinin oluşturduğu dünyanın en lezzetli sanat olayıdır, pat dendi mi de yapılmaz bu. Ben 11 yaşındayken ayaklarımız nasıl sızladığını bilemezsiniz, ne acılar çektiğimi bilemezsiniz. Yemiş yemiş bu kadar olmuş, diyen de oldu. Benim bu kadar kilomun sebebi de meslek hastalığı.

Dün Başbakan Muğla’da konuşuyor: ‘Kimsenin hayatına, yaşam biçimine müdahale etmiyoruz’ diyor, hayatımıza müdahale ediyorsunuz. Opera izleyicisi olarak konuşuyorum şimdi. Herkes opera-bale izleyecek, Samsun’da da izleyecek, Van’da da açacağız Van’da da izleyecek. Sosyal devletin gereği olarak, hükümette siz bürokratlarda bu yatırımı o insanlara vermek zorundasınız ama kandırmacalarla değil.

Satacağınız Milli Piyango’dan gelir oluşturuyorsunuz, sonra buradan gelen parayı size vereceğiz, diyorsunuz. Milli Piyango’dan gelir yapıyorsunuz Milli Piyangoyu satıyorsun, sanatçıları İl Kültür Müdürlüklerine gönderiyorsun, İl Kültür Müdürlüklerini kapatıyorsun. Geriye ne kaldı, salonlar kaldı, onları da börekçi, gözlemeci diye sağa sola satacaklar, desti dümbelek kursları açılacak Osmanlı dönemindeki halktan uzak sanat yapacaklar. Bir tane bale kalsın, bir tane tiyatro kalsın onu da şehzademiz seyretsin diyorlar. Osmanlı döneminde bale vardı, 3 tane vardı. Beyrut’ta vardı, Sivas’taki beylikte yapıldı, İstanbul’da da Saray’da yapıldı, halk hiçbir şey görmedi. Cumhuriyet’le birlikte diye lafa başladım, kaldığım yerden devam ediyorum. Konservatuvarları Güzel Sanatlar’dan alarak YÖK’e bağladılar. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ndeyken planlama yapılıyordu. Kaç konservatuvar açacağız, kaç öğrenci alacağız diye planlama yapıyorlardı. Bakanlık 10 yıl sonrasının planlamasını yapıyordu. O insanların kemikleri sızlıyor şimdi. Kafa üstü atlayıp intihar etsek, öteki tarafta hesabını soracaklar bize.

65 tane üyem var, bu arkadaşlardan birinin kılına zarar gelirse bakanlığın önünde bunun hesabını sorarım diye de sendikacı jargonu yapayım ve sizi bütün halka şikayet ederim, kapı kapı dolaşır şikayet ederim, yapmayın, çünkü bu kurumları siz kurmadınız, bu ülke bu kurumlar için Kurtuluş Savaşı verdi.

Bale nedir bilmiyorsunuz, senfoni orkestrasıyla filarmoni orkestrası arasındaki farkı bilmiyorsunuz, bilmemeniz de normal. Bilmediğimiz bir konuda iş yapamayız, ben size hukuk öğretemem, istatistik öğretemem ama hiçbiriniz de sahnede benim şu halimle yaptığım dansı yapamaz.

Bu tasarı güzeli bir harika ama elmalarla armutları toplayamazsınız, onun için buradan Devlet Tiyatrosu’nu, Devlet Opera ve Balesi’ni, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün güzide topluluklarını çıkartmanız lazım.

Sizden doğruyu bulmanızı, harama karışmamanızı, yapılmış olan yatırımların heba edilmemesini ve bir kere daha aklı selime dönmenizi özellikle rica ediyorum.

Nejat Birecik: Yaklaşık 2003 yılından bu yana ödenekli tiyatrolarda çeşitli kademelerde yöneticilik yapmaktayım. Şu anda da Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nun asaleten Genel Sanat Yönetmeni’yim. Biraz önce Sayın Genel Müdürlerimizi dinledim, bir duygusallıkla, üzüldüm tabii ki basit bir empatiyle, sırtlarında yumurta küfeleri var, doğrudur, üzülüyorlar, yerlerinde olsam üzülürdüm ama en azından bugün için benim gibi vatan haini değiller. Toplantının başında, insani bir tahammülsüzlükle, bizlerin omuzlarında yükselerek bir bildiriye dönüştü ki bilgi Üniversitesi’ndeki toplantıda da aynısı olmuştu ki çirkin, bana yakışmayacak bir biçimde karşılık verdim, çünkü kendisi ülkesini seven, vatanının seven bir Atatürk milliyetçisi, ben bir İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin asil üyesi gibi hissettim kendimi. Bunu bana hissettirmeye kimsenin hakkı yok. Bal dudağı ile bezediği için hadi Alper kardeşimin konuşmasından çok şey hissetmiyoruz, bazen içim cızlıyor tabii, bir vatan milliyetçisiyim ben ve deniz bitti. Bir Amerikalı, kritisyen diyelim bir film için şunu yazmış, film o kadar kötü ki yakmadan önce bazı bölümlerini tekrar çekmek lazım, komik ama ben böyle oyun kabul etmek durumunda kaldım, ödenekli tiyatroda, biliyor musunuz? Adı da Çalıkuşu. Kaldırmadan önce bazı bölümlerini çalışmak lazımdı. Sistem çünkü bu hale dönüştü ve macunun tüpten ne zaman çıktığını biliyoruz: Şehir Tiyatroları’nın yönetmeliği değiştiği zaman, ben de bu yönetmeliği kabul etmeyenlerdenim ama pasif, agresif arayışlara yönelenlerdenim. Evet, bir harika değil ama bayağı üzerinde çalışılabilir bir metin, inanın ben de, hatta alakasız kişilerden biriydim ve geçici görevle son bir yıldır Kültür Bakanlığı’nda çalışmama rağmen, bir iyi niyetle bunun üstesinden gelinebilinir. Bu tasarının üstünde yükselerek başka şeyleri ifade etmeye çalışmayalım lütfen.

Mülga lafının, kelimesinin irrite ettiğini düşünmekteyim, doğrudur, ortadan kaldırmak anlamında algılanıyorsa kabaca. Ama, Sayın Müsteşarımızın dediği –beyan esastır- revize etmek ki bu var olan 5441’in kaldırılmadan bu revizyona gelinemediğini düşünmekteyim, bir iyi niyetle gidelim, bakalım nereye geliyoruz? Kötü niyetlerle nereye kadar olur ki? Ben sizi temin ederim ki 400 bin lira heba olacak diye, sabaha kadar uyuyamayanlardanım, Alman yönetmene derdimi anlatamadığım için, milli malının derdine düşmekse eğer lütfen birbirimizi yok saymayalım, benim de çok ciddi denenmiş tecrübelerim var. Ben diyorum ki bu sistem bitmiştir. Ben bire bir yaşadım. Evet, hele ki sanatçı arkadaşlar, bilirsiniz, ita amirleri, sicil amirleri kapı arkasında nasıl konuşurlar, burada nasıl? Tabii ki bunlardan bahsetmeyelim ama bittiğini ifade edelim, evet ben bitti diyorum. 11 yıldır ödenekli tiyatro yani milli malını, ki 2004 yılında sırf bana bağlı olarak- yardımcı olarak bana bağlı olan rakam 29 trilyondu, dehşet bir sorumluluktur bu. Ve bir sanatçı olarak, bu sistem bitmiştir.

Alper Kafa: Özellerden bahsediyorsanız evet, yoksa Opera-Bale’yi mi kast ediyorsunuz?

Nejat Birecik: Hayır, ödenekli tiyatro sistemi revize edilmelidir, bu halinden asla konuşmamalıyız.

Rengim Gökmen: Aynı şeyi söylüyoruz, yok etmeden, markayı neden kaldırıyorsunuz?

Nejat Birecik: Ben de Sayın Müsteşarımıza burada katılıyorum, revize etmek ve yeniden yapılandırmaktan bahsediliyorsa… biraz önce bir arkadaş bir şey söylemişti, -benim adım Şehir Tiyatrosu’nda Tüzüklerin Efendisi’ne çıkmıştı, çok iyi tüzük okurum, çok iyi yönerge okurum, arkadaş bir maddeye takıldı, o da kamu ihale yasasından kaçırmak, dedi, o kaçırmak için değil, bu bilgisayar koruma sistemi koyarsınız ya, o koruma sistemi çok legal bir şey indirmek istersiniz, zırt diye izin vermez, onun gibi bir şey bu.

Siz, hiç Sayıştay denetçisi ile karşılaştınız mı? Memurlar arasında şöyle bilinir: Ne kurdu gör ne de kulhuvallah oku. Her imza attığınızda 30 kere düşünmek zorundasınız. Sayıştay denetçisini görünce ayağımın bağı çözülür Sayıştay denetçisini gördüğüm vakit, bana ne ya, sanatımı yapacağım. Noldu, tiyatrolar var mı, norm kadrolar? Şehir Tiyatroları’nın durumu ne, hiç söylemedim bile. Öyle başka yerlerde şeyler konuşuluyor ki.. Biliyor musunuz kaç kişi? Devlet Tiyatrosu 600 kişiyle dönüyor. 1500 kişi sırf İstanbul Şehir Tiyatrosu. 6 milyon Euro olduğunu biliyor musunuz Kocaeli Şehir Tiyatrosu bütçesinin? Çıkan estetik değer ne? Konjonktürel, politik, buradan bir şey kaçırılıyor, Atatürk’ün temel ilkeleri falan, aman Allahım.

Rengim Gökmen ve Alper Kafa araya girip itiraz ediyorlar, sesler karıştığı için anlaşılmıyor.

Nejat Birecik: Ben 100 yıllık kurumu yönettim, Osmanlı’dan devralınan Darülbeda-i’yi, Güzellikler Evi’ni yönettim. Noldu şimdi yani, istirham ediyorum.

Bu tartışma çıktığı gün Başbakanımız Maraş mitinginde aynen şunu söyledi “Batı’da neyse bizde de o olacak.” Arkadaşlar İngiltere Batı’da değil mi?

Rengim Gökmen ve Alper Kafa araya girip itiraz ediyorlar, sesler karıştığı için anlaşılmıyor.

Nejat Birecik: Üstadım mülgaysa, kullanılacak dil buysa mülgadır. Ben İstanbul
Şehir Tiyatrosu’nda olağanüstü yetenekli bir butaforu istihdam etmek istiyordum fakat ona yazdığım yevmiyeler yetmiyordu. İstanbul Belediyesi’ne gidip ne buldum biliyor musunuz? B Kadrosu karşısında kullanılmayan köpek itlaf kadrosu vardı, münhal, aldım yapılandırdım. O günden beri şunu düşünüyorum, bu vicdan azabı gerektiren bir şey midir, utanılması gereken bir şey midir? Yoksa, o değerli insanı istihdam ettiğim için sevinmeli miyim? Yani bu komplekslere takılmalı mıyız? Yoksa yaratıcı atılımlara önderlik edecek yeni bir sistem yani evet bir forma.

Son olarak, ben ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim.

***

Sonraki yayın: Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül’ün Geçici 9-10 maddelere ilişkin açıklamaları

TÜSAK Çalıştayı-1: “Bu Kurumlar Kapatılırsa Cinayet İşlemiş Olursunuz.”
TÜSAK Toplantısını Neden Terk Ettik?
3 Mart – TV Haberleri
Oyuncular Sendikası: 3 MART TÜSAK TOPLANTISI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here