Bugün Hürriyet’te Ünal Erdem imzalı, Kültür Bakanı Mahir Ünal’la yapılmış ve “Sanatçının Memur Olmasına Karşıyım” başlıklı mini bir haber-söyleşi vardı, Bakan Ünal’ın satır arasına sıkışmış mesajlarını analiz edeceğiz. Haberin ilgili bölümü aşağıda.

Sayın Bakan’ın TÜSAK tasarısını anmadan, tasarının ana başlıklarının altını çizerek TÜSAK tasarısını raftan indirdiklerini ve Bakanlar Kurulu’na verilene kadar da kamuoyunda tartışılmasına izin vermeyeceklerini, tasarıyı sadece kendilerinin belirleyeceklerini “…bütün bunları nasıl yapacağımızla ilgili eylem planı hazırladık. Bakanlar Kurulu’na sunulduktan sonra açıklanacak.” sözleriyle altını kalın kalın çiziyor.

TÜSAK Yasa Tasarısı’nın temel özelliklerinden biri şuydu: Devlet Tiyatroları, Opera-Bale, Korolar’ın sanatçı kadrosu İl Kültür Müdürlükleri’ne dağıtılacak, oralarda kendi birimlerini kurarak tiyatro yapabilecekleri vurgulanıyordu, bunu da Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül 3 yıl önce Ankara’da gerçekleştirilen toplantıda uzun uzun anlatmıştı, TÜSAK’ın temel noktası da buydu.

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal
Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal

Bakan Ünal, bu tezi kuvvetlendirmek için, öncelikle şehirlerimizin yeniden kültür-sanat üretildiği merkezlere dönüşmesi gerekiyor” diyerek, sanki daha önce şehirler kültür-sanat üreten merkezlermiş de bir süredir bu özelliğini yitirmiş gibi bir algı sunuluyor ve bunu güçlendirmek için de Tiyatronun 81 ilde olması lazım. Çünkü bizim bu illerde kültür ve sanatı hareketlendirip oradaki yetenekleri ortaya çıkarmamız gerekiyor. Artık biz şehirlerden merkeze sanatçı ve kültür adamı alamıyoruz.” denilerek, olmayanı varmış da şimdi artık engellenmiş gibi göstererek, söylemek istediğini, yani ana fikri vurguluyor: Sanatçının devlet memuru olmasına karşıyım.”

Oysa Bakan Ünal’ın Devlet Tiyatroları sanatçılarının memur olmadığını, kendi yönetmeliği yapılana kadar 657 sayılı yasaya atıfta bulunularak özlük haklarının sağlandığını hepimizden daha iyi bildiğine şüphe duymamak gerek.

Evet, ödenekli tiyatroların, özellikle de Devlet Tiyatroları’nın reforma ihtiyacı var ama bu bürokratların hazırladığı, tamamen ülke gerçeklerine aykırı TÜSAK Yasa Tasarısı ile olması mümkün değil, bu konuda örnekler var, onlardan da yararlanarak, tartışılarak oluşturmak gerekir ama aynı öneriyi sanatçılara ve sanat örgütlerine de yapmak gerekiyor. “Bu yasamız iyi aman değişmesin” yerine kendi modellerini oluşturmaları (Burada hemen araya girerek Devlet Tiyatroları tadil yasa tasarısı örneklerini ileri sürmemelerini öneririm.) bu modelin sadece var olan yasa ile mevcut hakların korunması, pekiştirilmesi olarak algı oluşturacak yapıdan uzaklaşarak, ülke gerçeklerine uygun modeller oluşturulması gerekir.

Kısaca, hem Bakanlık hem de sanat çevreleri (Özellikle DT ve DOB örgütleri) kendi konumlarını gözden geçirmeli, her iki yapı da yanlışlarından arınarak, ısrar etmeyerek bir masa etrafında toplanmalı.

Bakanlık ben bilirim tavrından vazgeçmeli, kültür-sanat STK’lar da üyelerinin değil tiyatronun, opera-balenin haklarını korumaya, gelişmesine olanak sağlayacak ortamların yaratılmasına sarf etmelidir enerjisini.

Bugüne kadar bir masa etrafında buluşulamadı, şimdi o masaya oturmanın zamanıdır.

Hürriyet’teki söyleşinin ilgili bölümü:

“Sanatçının Memur Olmasına Karşıyım”
ŞEHİRLER TAŞRALAŞTI

“Kültür paketimiz hazır. Bütün kültür politikalarımızı şehir üzerinde somutlaştıracağız. Şehirler kültür ve sanat üretmemeye başladığı anda taşralaşıyor. O yüzden öncelikle şehirlerimizin yeniden kültür-sanat üretildiği merkezlere dönüşmesi gerekiyor. Şimdi, illerimizdeki koroları tekrardan açıyoruz. Tiyatronun 81 ilde olması lazım. Çünkü bizim bu illerde kültür ve sanatı hareketlendirip oradaki yetenekleri ortaya çıkarmamız gerekiyor. Artık biz şehirlerden merkeze sanatçı ve kültür adamı alamıyoruz. Neden, o illerde yetişmiyor çünkü. Kültür-sanat iklimi kayboluyor ve çoraklaşıyor. Kentlerin hafızasının ve kimliğinin korunması, şehirlerin sosyal tarihi, dokusunun korunması bütün bunları nasıl yapacağımızla ilgili eylem planı hazırladık. Bakanlar Kurulu’na sunulduktan sonra açıklanacak.

İYİ BİR KÜLTÜR SANAT YÖNETİMİ
Sanatçının devlet memuru olmasına karşıyım. Sanatçının devlet memuru olması, sanatçının performansını değerlendirmemizi engeller. Ama sanatçı performansı ile vardır. Eğer siz sanatçıyı alır devlet memuru yaparsanız ve onun da kendi performansını herhangi bir şekilde değerlendirmezseniz orada bir sanat ya da sanat etkinliği olmaz. Kültür paketinin birinci önceliği, iyi bir kültür-sanat yönetimi. Teşkilat Kanunu çalışması yapıyoruz ama kültür-sanatın birtakım siyasi gerilim hatlarına takılmasını istemiyoruz.”
Hürriyet

Haber-Yorum: Mustafa Demirkanlı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here