Uğur Ozan Özen yazdı: “Bursa’da Tiyatro Seyircisinin Tarihi (1879-1933)”

editor
3344 Görüntülenme

1879 yılında, Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa’nın desteğiyle Osmanlı Tiyatrosu’nun açılması sadece tiyatro tarihinde değil, seyircinin tarihinde kırılmaya sebep olur. Bu kırılmanın en önemli belgesi tiyatro biletleridir. 

Araştırmacı Sinan Çuluk’un Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Ahmet Vefik Paşa’nın soruşturma dosyasında bulduğu Osmanlı Tiyatrosu’na ait biletler iki dilde basılmıştır; Türkçe (Osmanlıca) ve Ermenice. Biletlerin üzerinde “Temâşâhâne-i Osmanî” yani Osmanlı Tiyatrosu, hemen altında ise “Fasulyeciyan Efendinin Nezaretinde” yazar. Biletlerin üzerinde tarih yoktur. Rakamsız olan numarasız sarı renkli bilet 6 kuruş, rakamlı olan numaralı sarı bilet 12 kuruş, yeşil bilet ise 10 kuruştur (Çuluk, 2012). 

Ahmet Fehim anılarında seyircilerle ilgili şunları söyler:

Bursa ilk zamanlar bu tarz eserleri yadırgamış, zevkine varamamıştı. Çünkü bir kısmı manzum olan eserlerin Bursa gibi bir muhitte hemen hazmı kolay olamazdı. Hattâ biz bunu bildiğimiz için Paşa’nın etrafı teftişe çıkışında melodramları oynamaya başlardık. Kendisi de işin farkındaydı. Giderken: ‘Hazır ben yokken pis oyunlarınıza devâm edin de kurtlarınızı dökün’ der, gülümserdi.

Sonraları Bursa halkı Paşa’nın eserlerinden başkasına ilgi göstermemeye başladı. Yalnız kısa olan Molière komedilerine başka taraflardan ufak komediler ilâve ettiğimiz olurdu.” (Ahmet Fehim, 1977, s. 18).

Ahmet Vefik Paşa

İlk cümle çok önemlidir: “Bursa ilk zamanlar bu tarz eserleri yadırgamış, zevkine varamamıştı.” Halk yüzyıllardır kendi kültürüne ait hikâyeleri, kendi mahallesinin parçası olan mekânlarda (kahvehane ve meydan) seyrediyordu. Her ne kadar Paşa bazı oyunları uyarlamışsa da, oyunlar halkın alışık olmadığı yeni bir mekânda yâni tiyatro salonunda sahnelenmiştir. İkinci paragraftaki cümle de önemlidir: “Sonraları Bursa halkı Paşa’nın eserlerinden başkasına ilgi göstermemeye başladı.” Bu sözü başarı olarak mı kabul edeceğiz, yoksa zorunlukluktan ortaya çıkan sonuç mu? Ben ikincisinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. 

Ahmet Vefik Paşa, 1882 yılında açılan soruşturmanın sonucunda görevinden alınır. Soruşturmayı yöneten İstinaf Mahkemesi Hukuk bölümü üyesi Avlonyalı Ferit Paşa’dır. Raporda on üç madde vardır. On ve on birinci maddeler tiyatroyla ilgilidir. Oyunların haftada kaç kere sahnelendiğinden tutun, tiyatroya kimlerin seyirci olarak geldiğine kadar ayrıntılı bir rapor hazırlanır. Onuncu maddede seyircileri ilgilendiren cümleler vardır. “Zabtiyeler marifetiyle bir takım fahişelere bilet verecek ve fahişeleri tiyatroya celb etdirecek kadar bilet satdırarak halkı ızrar etdiği gibi”, “Bilet almak istemiyenleri muhtelif suretlerle ızrar eylemişdir. Haftanın birkaç gecesini kadınlara tahsis etmiş ve onların arasına fahişeleri de sokmuşdur.” (İnal, s. 690).

Ahmet Vefik Paşa görevden alındıktan sonra tiyatroya seyirciyi nasıl getirttiği hakkında haberler gazetede yer almaya başlar. Refik Ahmet Sevengil’in yazdıklarını okuyalım: 

“Tercüman-ı Hakikat gazetesinin 1309 sayılı 14 Zilhicce 1299 tarihli nüshasında da Ahmet Vefik Paşa’ya dair bir yazı vardır… Paşa on gün evvel Bursa Valiliğinden azledilmiş bulunuyordu. Tercüman-ı Hakikat gazetesi bu sefer Ahmet Vefik Paşanın öteden beri dillerde dolaşan ve garip sayılan hallerine iki tane daha ilâve edildiğini söyler:

  1. Halkı cebren tiyatroya sevkediyordu.
  2. Kendisi el çırparsa halkın el çırpmasına müsaade ediyordu, kendisi alkışlamamış da halktan biri piyesi ve sanatkârı alkışlanmışsa Paşa o adamı alenen tekdir ediyordu; bunlar onun garip hallerindendir.” (Sevengil, 1961, s. 123-124).

Tiyatro salonu 1890 yılında yeniden açılır. İstanbul’dan turne yapan kumpanyalar oyun sahneler. 

Siyaset düşünürü, oyun yazarı ve eleştirmen Paul Lindau’nun Küçük Asya’nın Batı Kıyılarında, Doğuda Tatil ve Doğu Gezisi adlarında üç kitabı vardır. Paul Lindau Bursa’ya ilk kez 1897 yılında gelmesine rağmen notlarını yayımlamaz. 1898 yılının Mayıs ayında ikinci kere gelir. Notlarının arasında önemli bir bilgi mevcuttur. Ahmet Vefik Paşa’nın yaptırdığı tiyatroda Fransız vodvili seyretmiş ancak oyunu beğenmemiştir. Lindau hangi tiyatronun oyun sahnelediğini ve oyunun adını yazmamıştır. Şöyle der: 

“Oyunun son bölümü için perde tekrar açıldığında cereyan eden bir olay komedinin zamanından önce bitmesine neden oldu. Oyun henüz başlamıştı ve eğlenceli anıydı; balkondaki locaların birinden sahneye, genç sevgiliyi oynayan yaşlı Ermeni kadının ayakları dibine bir bardak fırlatıldı ve tuz buz oldu. Olay herkesi çok etkiledi. O anda sahnede bulunan üç oyuncu, şişman Ermeni kadın, hizmetçisini oynayan genç kız ve komedyen oldukları yerde mıhlanmış gibi korkudan donakaldılar. On dakika önce hain adamı acımasızca bıçaklayan komedyen tir tir titriyor; titremekten beyaz şalvar pantalonu dalga dalga dalgalanıyordu. Ne yapacaklarını bilemez bir halde sadece salonu seyrediyorlardı. Aynı durum, izleyenler arasında da hakimdi. Herkesin yüzündeki neşeli ifade gitmiş, yerini korku dolu sessizliğin ifadesi almıştı. Bu süre o kadar uzun gibi gelmişti ki, aslında geçen süre yarım dakika bile değildi. Salonda aniden bir kıpırdanma oldu ve herkes bakışlarını bardağın geldiği locaya doğru yöneltti. Aynı anda tek tük sesler yükseltmeye başladı; bir anda bütün izleyiciler de bu koroya katıldı. Türk olmama rağmen, bu bağrışmaların bardağı atanın salondan uzaklaştırılması yönünde olduğunu anlayabiliyordum. Kısa bir süre sonra da birkaç polisin adamı yaka paça tuttukları gibi locadan dışarı çıkardıkları görüldü. Türkler bu gibi konularda çok sakin insanlar. Adam için öngörülen cezanın ne olduğunu sorduğumda, mahkemelerin bu gibi olaylarla ilgilenmediğini, suçlunun nezarette biraz dövülüp hücreye atılacağını ve ertesi sabah serbest bırakılacağını söylediler.” (Pınar, Toplumsal Tarih, Ağustos 1994/8, s. 27. Aynı bölümün bir başka çevirisi için bkz. Lindau, Bursa’da Yaşam, Ekim 2018, s. 212-213).

    Tayyare Sineması 

Tayyare Sineması 1932 yılında açıldığında sadece sinema olarak değil tiyatro olarak da kullanılmıştır. Kısa bir dönem gazetelerde Tayyare Cemiyeti Tiyatrosu olarak anılmıştır. Ancak halkın hafızasında sinema özelliğiyle yerleşmiştir. Şehrin en önemli kültür mekânıdır. Açılışından bir yıl sonra, Gazeteci Musa Bey (Ataş) “Bursa Tiyatrosunda Numaralar Sökülünce” başlıklı yazı kaleme alır. Başlıkta “Bursa Tiyatrosu” demesi dikkat çekicidir. O yıllarda şehirde sadece Bursa Halkevi Temsil Kolu faaliyet gösterir. Oyunlarını Tayyare Sineması’nda sahneler. Ayrıca İstanbul’dan turne yapan tiyatrolar da burada oyun sahneler. Sinemanın yakınlarında birçok otelin olması da cazibesini artırır. Musa Bey önce kaç liraya yapıldığından ve işletmesinden bahseder: 

 Tayyare Cemiyeti tarafından 270 bin liraya yaptırılan tiyatro şimdi bir şirket tarafından işletilmektedir. Raşit Rıza ve arkadaşlarından Vedat Urfi B. de İzmir’den bir heyetle gelip burada temsiller vermişti. O zaman mevkilerin ve koltukların numaraları vardı. Fakat son hafta içinde bu numaralar yeniden takılmak için sökülmüştür. Ve tam bu sırada da İstanbul’dan da ‘Kadıköy Süreyya Opereti’ Bursa’ya gelmiştir.”

 Sözü koltuk numaralarının yokluğu nedeniyle ortaya çıkan keşmekeşe getirir:  

 “Şehirde bu tiyatrodan başka kışlık eğlence yeri bulamayan halk ne yapsın? Her gece (1200) kişilik tiyatroyu hınca hınç doldurmaktadır. Beş geceden geri ben de tiyatronun müdavimi oldum.

Bu beş gece içinde ne garabetler gördüm bilseniz… Hem bunları yalnız ben görmedim. Tiyatroya gelenlerin hepsi gördü. Anlatayım:

Tiyatroya girenler evvelâ: Kapılarda durarak şöyle etrafa bir göz gezdiriyorlar. Boş gördükleri yere doğru giderek oranın meşgul olduğunu görünce mahcup bir vaziyette başka yer aramaya başlıyor ve bu yüzden tiyatronun içine kaynaşan bir karınca meşherine döndürüyorlar… Bu arama ve araştırma ameliyesi bazen on beş yirmi dakika bile devam ediyor. Bu vaziyeti gören halk bir iki gece sonra artık saat altıdan itibaren bir adamını veya hizmetçisini gönderip bir iki kişilik yer işgal etmeye ve ettirmeye başlamıştır. İşte garip manzaralar bundan sonra baş göstermiştir. Meselâ: Yemeğini alelâcele yiyip erkenden tiyatroya koşanlar, iki pardesü, üç şapka getirip komşularına veya kızlar ile tanıştıkları ailelere ikram için üç dört kişilik yer işgal eden gençler, koltuklara mendil serenler, baston veya şemsiyelerini hendesi eşkâl ile amuden ve mailen asanlar, mevkilere şapka, pardesü, palto ve manto koyanlar… Hatta iki koltuğun ortasına oturarak iki mevkii birden kaplayanlar ve daha neler neler… Tevekkeli değil, evvelce palto ve şapkalar arasına gömülerek gözden kaybolan vestiyerler şimdi sinek avlıyorlar. Hatta ilk gece vestiyerleri bomboş görünce tiyatroya çok erken geldiğimi zannederek saatime neden bu kadar acele ediyor diye oldukça hiddet etmiştim… Bir de ne göreyim; içerisi meğer ağzına kadar dolu değil mi imiş? Bereket versin ki: Yer aramak, pardesü ve şapka koymak külfetinden azadeyim… Yoksa benimde halim harap olacak. Çünkü yer buluncaya kadar akla karayı seçmek işten değil… Hasılı bu hal numaralar takılıncaya kadar işte böylece devam edip gidecek…

Şimdi Bursa’da tiyatroya girip bir yer tedariki umumi harpte vesika ekmeğine kavuşmak kadar güçleşmiştir desem yalan değil…

Bu tiyatronun nazarı dikkati celbeden bir şeyi daha var. Koltukların yarısı maroken yarısı kadife… Bursa belediyesi kahvehane ve gazinolardaki hasır sandalyeleri haşarat yuvasıdır diye kaldırtmışken, nedense tufeylât yuvası olmaya namzet bulunan bu kadife koltuklara henüz dokunulmamış bile…” (Cumhuriyet, 3 Ocak 1933).

      UĞUR OZAN ÖZEN

 

    Kaynakça :

Ahmet Fehim, Ahmet Fehim Bey’in Hâtıraları, (Hazırlayan Hafi Kadri Alpman), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1977.

(Ataş), Musa “Bursa Tiyatrosunda Numaralar Sökülünce?”, Cumhuriyet (3 Ocak 1933).

Çuluk, Sinan “Bursa’nın İlk Tiyatrosuna Ait Mukavele ve Türk Tiyatro Tarihinin Bilinen En Eski Biletleri”, Bursa Araştırmaları Kent Tarihi ve Kültürü, Sayı: 37, (2012) s. 13-16.

İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, Son Sadrazamlar, 2. Cilt, Üçüncü Baskı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1982.

Lindau, Paul “Bursa Seyahati –Mayıs 1898-”, Bursa’da Yaşam, (Ekim 2018), (çev. Levent Bakaç), s. 204-219.

Pınar, İlhan “Gezginlere Göre 18. 19. Yüzyıllarda ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında BURSA”, Toplumsal Tarih, Ağustos 1994/8, s. 22-29.

           Sevengil, Refik Ahmet, Tanzimat Tiyatrosu, İstanbul: M. E. B, 1961.

Not: Musa Ataş’ın yazısını Araştırmacı Deniz Dalkılınç’tan aldım. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku