Uğur Ozan Özen yazdı: “Cumhuriyet’ten Sonra Bursa’da Karagöz”

editor
3359 Görüntülenme

Tiyatro denilirken önüne geleneksel kelimesinin eklenmediği altı yüz yıl boyunca, Bursa’nın kültürü Karagöz ve Hacıvat’ta vücut bulmuştur. Şehrin ekonomisi zayıfladıkça hayâlilerin sayısı azalmış, Karagöz ve Şeyh Küşteri’nin mezarlarının ne olacağı tartışma konusu olmuş, Bursa’da usta çırak ilişkisi kaybolup hayâli yetiştirilemeyince İstanbul’dan hayâli getirilmek zorunda kalınmıştır. 

Karagöz’ün Mezarı 

Akşam gazetesinin 12 Ağustos 1932 tarihli sayısında yer alan haberde, Çekirge yolundaki Karagöz’ün mezarının son senelerde harap halde olduğu, Cumhuriyet Halk Fırkası ile Bursa Halkevi’nin, İstanbul’da yaşayan Darülbedayi sanatkârı Hazım Bey’i (Körmükçü) aynı ay içinde Bursa’ya getireceği, Hazım Bey’in Karagöz oynatacağı, geliriyle mezarın onarılacağı bildirilir. Aynı gazetenin 26 Ağustos 1932 tarihli sayısında Bursa Halkevi’nin Karagöz meselesini çözmeye çalıştığı haberi verilir. 

Musa Bey’in (Ataş) Osman Şevki Bey (Uludağ) ile yaptığı, Cumhuriyet gazetesinde 14 Eylül 1932’de yayımlanan “Karagöz Münakaşası” başlıklı mülâkatta tartışmanın seyri anlatılır. Musa Bey “mezarın imarı veya bir abide yapılması mes’elesini intaç edilmemiş” olduğunu yani tartışmanın sonuçlanmadığını belirtir. Osman Şevki Bey mezar yapılmasına karşı çıkar, ancak abide yapılmasını destekleyerek şöyle der: “Ve bu abide neş’eyi, şetareti, halk ruhunu, saf bir kahramanlığı temsil eder.” Osman Şevki Bey Bursa’da ve İstanbul’da tartışmaya katılanları anlatır. Selim Nüzhet Bey’in (Gerçek) Türk Temaşası kitabına dikkat çektikten sonra İsmail Hakkı Bey (Baltacıoğlu), Köprülüzade Fuat Bey, Muallim Enver Behram Bey, Aka Gündüz Bey’lerin tartışmaya katıldığı belirtir. 

Bir yıldan kısa süre sonra mezar yeniden gündeme gelir. Cumhuriyet gazetesinin 12 Mart 1933 tarihli sayısında, Maarif Cemiyeti’nin Belediye binasında balo verdiği haberi yer alır. Bursa güzeli Leman Sadullah Hanım, saat onda geceye katılıp masasına oturur. Balo komitesi reisi avukat Namık Cemal Bey Bursa güzeline buket verir. Leman Hanım için yazılan iki parça Muallim Reşat Bey tarafından okunur. Orkestra eşlik eder. Nihayet öğleden sonra saat iki de Karagöz bahsine geçilir. Karagöz oyunu beğenilir. Gazetede dikkat çeken bir ayrıntı vardır. Bursa’da doğan Doktor Osman Şevki Bey, Karagöz’ün yaşamadığını söylerken, İstanbul Belediyesi’nin avukatı Rami Bey ise Karagöz’ün mezarını yaptırmaya çalışır. 

Hazım Bey, Karagöz’e şu sözleri söyletir:

“- Şimdiye kadar mezarım yapılacaktı, fakat nasıl söyliyeyim benim hakkımda bazıları velidir, bazıları nebidir dediler. Böylece ortada kaldık. Halbuki Avrupa’lılar benimsedikleri muhayyel tiplere bile abide dikerler. Zavallı ben sizlerden abide falan değil, bu kadar senelerdenberi sizi değil, dedelerinizi bile oyaladığım, eğlendirdiğim için ufacık bir nişanei mevcudiyet istiyorum. Yerim belli olsun kâfi.”   

Karagöz’ün mezarı

Enver Behnam’ın Akşam gazetesinde 5 Aralık 1932’de yayımlanan “Hacivat, Eski Kumandan Hacı Ivaz Paşa mıdır?” başlıklı yazısındaki sözleri önemlidir:

“Bursalılar geçende Karagözün mezarını yeniden yaptırmak meselesini uyandırmışlar, bu yüzden İstanbul matbuatı da bu mesele ile hayli meşgul olmuştu. Karagöz hadisesi hâlâ Bursa matbuatını meşgul etmektedir” dedikten sonra Yeni Fikir gazetesinde 21 İkinci Teşrin 1932’de yayımlanan Hacivat-Hacı İvaz olduğu konusundaki tartışmayı ve konuyla ilgili yazıyı aktarır. 

Musa Bey (Ataş), Cumhuriyet gazetesinin 22 Şubat 1933 tarihli sayısında kaleme aldığı “Mezar Yaptıracaklara Bursa’dan Yeni Bir Cevap” başlıklı yazısının başında, İstanbul gazetelerinde İstanbul Belediyesi Avukatı M. Rami Bey’in Karagöze mezar taşı ısmarladığını, Hıdırellez günü resmi açılışının yapılacağını konusunda yazıların çıktığını belirtir. Musa Bey de bu durumu Osman Şevki Bey’e sorar. Musa Bey’in yazısında önemli bir ayrıntı yer alır. Osman Şevki Bey, Karagöz’ün yaşamamış olduğunu ilk defa Bursa Halkevi’nde söylemiştir. Osman Şevki Bey konuyla ilgili uzun bir açıklama yapar. Tezini her yönden kanıtlamaya çalışır. Musa Bey’in usta gazeteci olduğu da yazının sonunda belli olur. Rami Bey’in mezar taşı ısmarladığı konusunun aslı olmadığını yazar. 

Akşam gazetesinin 12 Ocak 1934 tarihli sayısında, Halkevi Tarih Encümeni’nin “Karagözün muhayyel bir şahıs olduğunu” iddia ettiği bilgisi yer alır. Bu tez Doktor Osman Şevki Bey tarafından “hararetle müdafaa edilmişti” denir. Gazetede İstanbul’da avukatlık yapan Şevki Bey’in Karagöz’ün mezarını yaptırmak istediği, bu fikrine destek bulduğu belirtilir. Doktor Osman Şevki Bey, Bursa Veren Dispanseri mütehassıslığından İstanbul Fatih Belediye Dairesi hekimliğine tayin edilmiştir. Avukat Rami Bey, gazetenin muharririne şu açıklamayı yapar: “Artık Osman Şevki bey İstanbul’a nakletti. Karagözün mezarını yaptırmağa bir mani kalmamıştır. Şimdi ilk işim, Bursa’ya gidip mezarı yaptırmak olacaktır.” der. (İlk cümleyi gazetedeki haliyle aktardım) Osman Şevki Bey de gazete muharririne, “Ben İstanbul’a da gelsem, gene bu gibi manasız teşebbüslere mani olmak mevkiindeyim.” cevabını verir.  

Selim Nüzhet Gerçek, Yedigün Mecmuası’nın 8 Eylül 1941 tarihli sayısında, kaleme aldığı yazıda, Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa’ya yaptığı hizmetlerden bahsettikten sonra “Ahmet Vefik Paşa’ya Bursa bir heykel dikse yeridir” der. Sonra sözü Karagöz’e getirir. Karagöz için heykelin değil, âbidenin dikilmesi gerektiğini, teşebbüslerin başarılı olamadığını söyler. Karagöz ile ilgili bahsi kapatırken şöyle der: “Bursa denilince daima Karagöz hatıra geldiğinden, onun uydurma mezar taşını şimdi olduğu gibi müzede bırakarak nâmına bir âbide dikmek yerinde olur.” (2018, s. 196-197).     

Mezarın Yalnızlığı 

Refi’ Cevad Ulunay, Milliyet gazetesinin 5 Nisan 1958 tarihli sayısında önemli bir yazı yayımlar. Gazetede adı belirtilmeyen bir kişi, Bursa’dan mektup yazar. Bilgiler çok önemlidir:

“Bir ara sözü Karagöz’e getirdim ve akrabamdan çok yaşlı bir hanıma, ‘Karagöz burada yatıyor’ dedim. Hanım da mezarının nerede olduğunu sordu. Halbuki kendisi senede belki 500 sefer yanından geçer, göremez. Karagöz’ün mezarı gözle görünmeyecek kadar ufak ve kapalıdır. Eskiden kabrinin başında bir kitabe vardı. Sonra Vali Haşim İşcan zamanında ufak bir mermerden mezar yapıldı. Cadde tarafından görünmesine imkân yok. Duvarlarla çevrilmiş sıvaları dökülmüş tuğla ile kapalı ve (Karagöz) ün burada yattığına dair bir kitabe bile mevcut değil.” 

Halkevi ve Karagöz 

Cumhuriyet Halk Fırkası, 1932 yılında Halkevleri ve Halkodaları Tiyatro Çalışmaları için Halkevleri Talimatnamesi çıkarır. Talimatnamede uzun uzun uyulması gereken ilkeler anlatılır. 48. maddede şu ifade yer alır: “48-Kukla-Karagöz halk terbiyesi bakımından bu şubenin önemli çalışmaları içine alınmalıdır.” 1940 yılına gelindiğinde Halkevleri Temsil Kolları’nın görevi üç maddede açıklanır. Birine dikkat çekmek istiyorum: “Kukla, karagöz, ortaoyunu gibi ulusal oyunları düzenleyip bunlardan halk terbiyesi bakımından yararlanmak.” (Karadağ, 1998, s. 96-97).

Bursa Halkevi’nin yayınladığı Uludağ dergisinin 1942 yılının Eylül ve Ekim aylarına ait sayılarında yer alan bilgiye göre, Temsil Salonunda üç kere “canlı karagöz” ve bir kere de Ortaoyunu sahnelenir. Karagözü oynayan ve Ortaoyunu sahneleyen kişilerin adları dergide yer almaz. Ayrıca Sosyal Yardım yararına hokkabaz ve karagöz gösterisi yapılır, 6.720 seyirciye ulaşılır (Uludağ, Sayı: 51-52, Eylül- 1.ci Teşrin 1942). Aynı yılın Kasım ve Aralık aylarında ise iki kere “canlı karagöz” gösterisi yapılır. On iki kere kukla oynatılır. On iki kere de sinema filmi gösterilir. Toplam da 9.328 seyirciye ulaşılır. Canlı Karagöz ve kukla gösterilerinin seyirci sayısı ayrıca belirtilmemiştir (Uludağ, Sayı: 53-54, 2.ci Teşrin-1.ci Kânun 1942). 1942 yılında beş kere canlı karagöz, bir kere karagöz –perdeli olması muhtemel- sahnelenir. 1945 yılında ise dergide karagöz oynatıldığı bilgisi vardır (Uludağ, Sayı: 68-69-70, Kasım-Aralık-Ocak-Şubat-Mart-Nisan 1945). Kaç kere sahnelendiği bilgisi yer almaz.  

Gelelim 1948 yılına. Kasım ayında, Bursa’da ilk kez tiyatro festivali düzenlenir. Organizasyonu Halkevi yapar. Uludağ dergisinin Kasım-Aralık 1948 sayısında yer alan “Kasım ayında Bursa Halkevinin başardığı ödevler” başlığı altında “Muazzam bir tiyatro festivali yapılmıştır” denilir (Akbulut, Uludağ, Ocak-Şubat 1948). Zevk Sineması 1947 yılında yandığı için büyük ihtimalle festival Tayyare Sineması’nda yapılmıştır. Ant gazetesinin 28 Mart 1950 tarihli sayısında, 3-4 Nisan’da tiyatro festivali yapılacağı haberi yer alır. Bursa’da ikinci kere tiyatro festivali düzenlenecektir. 3 Nisan’da Ortaoyunu, İsmail Dümbüllü tarafından Tulûat, Karagöz oyunları; 4 Nisan’da ise, “Tanınmış operet san’atkârları tarafından” Operet ve “Büyük san’atkâr” Raşit Rıza ve arkadaşları tarafından modern tiyatro oyunları sahneleneceği açıklanır. Büyük ihtimalle festival Tayyare Sineması’nda yapılmıştır. Festivali kim organize eder? Elimde kesin bilgi yok. O yıllarda bu işi organize edecek tek kurum Bursa Halkevi’dir. Yine 1950 yılında, Halkevi Temsil Kolu Karagöz hakkında konferans yapmaya karar verir. Hazırlıklara başlanır. Konferansın ardından hayâl oyunları gösterilecektir (Ant, 10 Mart 1950). Konferansta ne konuşulduğu konusunda gazetede bilgi yoktur. 1951 yılında Şubat ayında Bursa Halkevi’nin kuruluşu kutlanır. Ant gazetesinin 25 Şubat 1951 tarihli sayısında kutlama programı yayımlanır. Dokuzuncu sırada Karagöz gösterisi yer alır. Bursa Halkevi aynı yıl içinde kapanır.  

Necip Artan’ın Yazısı 

Necip Artan Doğru Hâkimiyet gazetesinin 7 Eylül 1977 tarihli sayısında “Bursa’da Eski Ramazanlar” başlıklı yazı kaleme alır. O yıllarda 40’lı yaşlarındadır. Yazısında 1940’li yılların ikinci yarısında ve 1950’li yılların ilk yarısında Bursa’da yaşadıklarını anlatır: 

“Millî caddeye dönelim. Şimdiki Ünlü Cadde. İşte şu soldaki kıraathanede Meddah Sururî ve Karagözcü Mustafa var. Karagözü canlı olarak Çinkolu kahve semtinde oturan Karagözcü Hakkı Bey’den, perdede hayal olarak da, İstanbul’da Hayali Küçük Ali’den, Bursa’da Dondurmacı Mustafa’dan seyredeceksin.”

Necip Artan iki tip Karagözcü’den bahseder: Canlı ve Perdede. İlkini Karagözcü Hakkı, ikincisini ise Karagözcü Mustafa ve Dondurmacı Mustafa yapıyormuş. Soyadları nedir? Ne zaman doğup, vefat ettiler? Mezarları nerede? Bu işe nasıl başladılar? Bu sorular cevap bekliyor. Yazısında “şu soldaki kıraathane” diyor. Bu kıraathane, Ünlü Cadde’ye Setbaşı tarafından girildiğinde sol taraftadır. Erdinç Çelikkol’un dediğine göre kahvehanenin sahibi Mümin Ağa’dır. 

Şinasi Çelikkol ile mülâkat yaptığımda, 1960’lı yıllardan önce Bursa’da iki Karagözcü’nün olduğunu söyledi: Hakkı Bey ve Mehmet Akgüngör. Hakkı Bey, Necip Artan’ın bahsettiği kişi değildir. Şinasi Çelikkol’un bahsettiği Karagözcü Hakkı Bey, büyük bir dolabın içine girerek perde kurarak sünnetlerde Karagöz oynatırmış. İhtiyaç olduğu zaman İstanbul’dan Bursa’ya Karagözcü getirilirmiş. Şinasi Çelikkol, İstanbul’dan Bursa’ya üç kere Karagözcü getirildiğinden bahsetti. Karagöz’ü 10 kuruşa seyrettiği hafızasında yer etmiş. Necip Öznacar’dır (Cin Baba). 1968 yılında tanışır. Tasvirleri kendisine has ve 40 cm boyundadır. İkincisi Hayâlî Torun Çelebi’dir (Tuncay Tanboğa). 1978 yılında tanışır ve tasvir alır. 

               Necip Artan üç gün sonra, 10 Eylül 1977’de aynı yazının devamını yayımlar: 

                 Şimdiki Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın bulunduğu yerdeki Şafak Sineması, ramazan geceleri mutlaka bir tiyatro kumpanyası getirirdi. Meddahı, komiği, orta oyunları ile oldukça zengin programları olurdu. 

                 Biraz aşağıda soldaki kıraathane de dondurmacı Mustafa Usta’nın seyretmeye doyamadığımız Karagözü hünerlerini sergilerken (…)”

               Pınarbaşı’ndaki Karagöz oynatıldığından da bahseder: “Bugün Pınarbaşı su deposunun bulunduğu yerde, dışarıdan, daha ziyade samanlığa benzeyen uzunca, kocaman, üstü yosun tutmuş, otlar bitmiş, yerli kiremit döşeli yerde ise Karagöz oynatılırdı.” 

               Konunun dışında olduğu için ayrıntılı olarak yazamadığım, ancak ilginizi çekecek bilgileri kısaca aktarmak istiyorum. Necip Artan yazısının devamında, Marmara Sineması ve Tan Sineması’nın yerine açılan Hayri Küçük Tiyatrosu’ndan bahseder. Yeşil’deki imaret avlusunda ve Yeşil Çay Bahçesi’nde gösteri yapan Kuklacı Yaşar’dan, Namazgâh’taki Kahveci Hakkı’nın bahçesinde kukla, cambaz ve kantocuların olduğundan, Pınarbaşı’nda ise tel cambazı, fasıl heyetleri ve dansözlerden bahseder. Yine Pınarbaşı’nda Cambaz Necmi’yi, cambazın taklidini yapan Palyaço Hayri’yi, Tulûat ekibinin oyuncusu Sehra’yı, Şible Mahallesi’nden ve havlucuyken cambazlığı merak eden Osman’ı anlatır.    

Karagözcü Okulu Önerisi 

               1960’lı yıllara gelindiğinde problemin farkına varılmıştır. Bursa Ticaret Lisesi Tarih Öğretmeni Rûknettin Akbulut “Karagözcü Yetiştirilecekse Bunun Okulu Bursa’da Açılmalı” başlıklı yazı kaleme alır. Yazısında Karagözcü yetiştirilmesi için okul açılması düşüncesine destek verir. 

              “Son Maarif şûrasında Karagözcülüğün ihyası ve Karagöz oynatacak kişiler yetiştirmek için bir karar alındığını öğrendikten sonra bu işin oynatmasının çok önemli olmakla beraber deve derisinden şekillerin yapılmasının da bir hayli hüner olduğuna işaret etmek isteriz.

               Bursa’mızın ve Bursa’lıların manevî düşüncelere en ziyade önem veren bir vilâyetimiz olması hesabile işin Bursa’ya alınmasını isteriz. 

              Bir sene Gazeteciler Cemiyeti güzel bir hareketle “Karagöz-Meddah-Orta Oyunu-Tiyatro ‘Tulûat kısmıyla’ beraber yerinde bir gece hazırlamıştı. Fakat tabi bizde her şey iyi başlar sonu gelmez dedikleri doğru bir teşhis olduğundan bir daha böylesine rastlanmadı.” (Hâkimiyet, 14 Şubat 1962).

           Bu konuyla ilgili dönemin gazetelerinde çıkan tek yazıdır. Rûknettin Akbulut 1962-1963 Eğitim-Öğretim yılının sonunda İstanbul’a tayin olunca “Karagözcü Okulu” düşüncesi bir daha dile getirilmez. 

  Şeyh Küşteri’nin Mezarı

           24-30 Eylül 1983’te Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı birlikte Geleneksel Tiyatro Festivali düzenler. Birçok şehirde festival düzenlendikten sonra sıra Bursa’ya gelir. Uzun yıllar sonra üçüncü kere tiyatro festivali düzenlenir. Festival süresince Türk-İslâm Eserleri Müzesinde “Geleneksel Türk Gölge Oyunu” sergisi açılır (Bursa’nın Sesi, 24 Ağustos 1983. Doğru Hâkimiyet, 24 Ağustos-16 Eylül 1983).

            Festivalin ilk oyunu 24 Eylül’de Meddah Mehmet Esen tarafından Kâşif-i Eyvah Nadir Efendi sahnelenir. 25-30 Eylül’de Mustafa Mutlu Karagöz’ün Yazıcılığı ve Kanlı Kavak; 26 Eylül’de İbrahim Pirinç Talihsiz Baba ve Milli Oyunlar; aynı gün Metin Özlen Leyla ile Mecnun; 27-28 Eylül’de Hayali Torun Çelebi Ferhat ile Şirin; 28 Eylül’de Osman Çiçekoğlu’nun Kambur Damat ve Sakallı Gelin; Zeki Alpan ve Grubu Kanlı Nigâr ve Pişmiş Kazım Uçuşu oyununu 26 Eylül’de Açıkhava Tiyatrosu’nda, diğer oyunlar Bursa Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenir. Festivalin en önemli etkinliğiyse Erol Günaydın, Selim Naşit Özcan, Tacettin Diker’in Ortaoyunu, Meddah ve Gölge Oyunu’nu 29-30 Eylül’de Açık Hava Tiyatrosu’nda açıklamalı olarak sahnelemesidir. Bilet fiyatlarını da yazayım. Yetişkinler için 200, öğrenciler için 100 liradır (Bursa’nın Sesi, 24 Ağustos-29 Eylül 1983. Doğru Hâkimiyet, 24-25-28 Eylül 1983. Bursa Hâkimiyet, 24-30 Eylül 1983). 

            Festivalin ikinci günü 25 Eylül’de Doğru Hâkimiyet gazetesinde haber yer alır: 

                       “Bursa Belediyesi Şeyh Küşteri’nin evi kabul edilen binayı yıkıyor.

             Şeyh Küşteri’nin evi Ulucami’nin yakınlarında bulunuyordu. Evde kiracı olarak oturan kişi 1970 yılında Şeyh Küşteri’nin mezarını nakletti ve bunu Anıtlar Yüksek Kurulu’na bildiriyor. Anıtlar Yüksek Kurulu da binayı koruma altına alıyor. 1973 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından koruma altına alınan bina, ‘iyi korunmadığı’ gerekçesiyle yıkılmasına izin veriyor. Bursa Belediyesi ekipleri de buldozer, balyoz ve kazmalarla evi bir anda yerle bir etti.” 

Ayrıca Necati Akgün anılarında, Şeyh Küşteri’nin mezarının Tayyare Sineması’nın karşısında olduğunu, şimdi –kitabın yayınlandığı 1994 yılında- mezarın olduğu yerde Koruyucu İşhanı’nın bulunduğunu, 1962 yılının Temmuz ayında Çekiryolu üzerindeki Karagöz ve Hacıvat’ın mezarının yanına nakledildiğini yazar. Bu nakil de Enver Kuray’ın vali ve Belediye başkanlığında gerçekleştiğini yazar  (1994, s. 141).  

Yukarıdaki haberden yıllar önce, Selim Nüzhet kitabında Şeyh Küşteri’nin mezarının fotoğrafını, bir sayfa sonrada mezar taşının fotoğrafını yayımlar. Yerini de tarif eder:

“Şeyh Küşterinin kabri olarak Bursada belediye bağçesinin karşısında sıra dükkânlar arasında bir evin harimine sığınmış penceremsi bir yer gösterilir. Orada üç taş vardır. Ortadakinin üstünde: ‘Kütbülarifin gavsülvasilin cennetmekân firdevsaşiyan sahip hayal Şeyh Mehmet Küşteri’ ibaresi ve (802) tarihi mevcuttur.” 

Şeyh Küşteri’nin mezar taşının yeni yapıldığını belirtikten sonra şöyle der:  

“Ayni pencere içinde ise, sağ ve solda, iki taş daha vardır. Bunlarda da ‘Mehemmet bin Ali’ diye okunan bir yazı ve arapça olarak cemaziyel’ahir 919 tarihi mevcuttur. Şeyh Tüsterinin isminin böyle olduğunu farzetsek bile bu tarihi izah edemeyiz. Baldır zade de Ravzai evliyasında şeyhten bahseder fakat vefatı tarihini yazmaz. 

Bu suretle şeyh Tüsterinin taşının kaybolduğunu ve orada diğer bir zatın metfun olduğunu kabul etmek lâzım gelir. Karagözün Bursa nüshasında da bu hususa nazarı dikkat celbedilmektedir.”

Ardından sözü Yeni Mecmua’da Ziya Bey’in yazısına getirir:

“Şeyh Küşteri yakın zamana kadar üzeri demir ve tel örgülü müstakil bir türbede metfundu. Bilâhare bir Boşnakın yaptırdığı ev o türbeyetecavüz ederek harimi dahiline almıştır. Hatta 1335 senesi Eylülü zarfında ev sahibesi şeyhin taşlarını, sanki mezarını kallederek asırlardanberi metfun olduğu mezarından dûr etmeye teşebbüs etmesi üzerine bir komisyon kuyudatı kadimei vakfiyeyi tetkik ederek filhakika türbenin bir türbedarı bulunduğunu bazı leyalii mübarekede kandil yakılmak üzere ciheti vakıftan zeytin yağı verildiğini meydana çıkarmış ve tanzim eylediği rapor meclisi idarece bittasdik kadim kıdemi üzerine terkolunur kaidei esasiyesine binaen şeyhin bir kaç asırdide mezarı ipka ve sökülen taşları yerlerine irca edilmiştir.” (Selim Nüzhet, 1930, s. 54-58 arası).

Rüknettin Akbulut “Her Şeyi ile Bursa” adlı kitabında mezarın çizimini yayımlar, devamında şöyle der: “Şeyh Küşteri Dağcılık kulübü salonu [Tayyare Sineması’na dışardan bakılınca sol taraftadır.] karşısında kuru bir çeşme üzerindeki telli pencereden bakılınca görünen mezarında yatmaktadır. Karagöz’ün mezarı ise Çekirge yolunda ve Süleyman Çelebi Türbesi karşısındadır.” (Akbulut, 1957, s. 226-227).    

Şinasi Çelikkol, Şeyh Küşteri’nin mezarını şöyle anlatır:  

                  “Şeyh Küşteri’nin mezarı Atatürk Caddesi’nde idi. Bugünkü Tayyare Kültür Merkezi’nin tam karşısında. Hatta biz küçükken bir akşam sinema seyrettik Atatürk Caddesi’nde. Belediye sinema kurmuştu. Belediye binasının bulunduğu tarafta seyirciler oturur, yolun karşısına perde kurulurdu. Yıl 1954, trafik yoktu o zaman. Ahşap üç katlı bir ev vardı tam orada. Evin bahçe duvarı gibi bir yerde, bahçe duvarında demir parmaklıklı bir pencere vardı. Oraya mum dikerlerdi. Parmaklıklı camın üzerinde bir mezar taşı vardı. Camın üzerinde eski yazı ile bir levha vardı. O zaman ben 7-8 yaşlarındayım. Acaba ne var diye hem merak eder, hem korkardık. Onun yanında Şehir Lokantası ve Kafkas Pastanesi vardı. Bütün bunlar 1960’larda yıkıldı.” (Özdemir, 2009, s. 81).

Kâzım Baykal’ın kaleme aldığı “Şeyh Küşteri Evi ve Karagöz Hikâyesi” başlıklı yazı Doğru Hâkimiyet gazetesinde yayımlanır. 

“Tayyare Sineması karşısında uzun süre çiçekçi dükkânı olarak duran, ahşap, kerpiç, dolma duvarı ile gözleri çeken bu bina yıkıldı. [Günümüzde binanın olduğu yerde Akbank Heykel Şubesi vardır.] Binanın mimari kıymeti yok, asrımızın başında yapılmış, ötekiler gibi bir ev. İki taraf apartmanla dolmuş, küçük bir boşluk yanında kerpiç hali ile duramazdı.

Çiçekçi dükkânı olmazdan önce orada güzel, zarif bir mezar vardı. Başucu taşında (Mehmet Ali Çelebi), ayakucu taşında ise (919 Cemaziyel-evvel) inde vefat ettiği, mezarın ortasına dikilmiş ayrı bir mermer taşta ise (1-Cennet mekân firdevs-i âşiyan 2-Sahib hayâl Şeyh Mehmed Küşterî 3- Ruhuna fatiha sene isneteyn ve semanemi’e-802) yazılı idi. Belli ki ortadaki taş sonradan konmuş.

Vakıflar Müdürü İzzettin Alp zamanında, Belediye Fen Müdürü Beşir Düvenli’nin gözü önünde (O zaman Fen müdürünün odası sinemanın kapısı üstündeydi) mezar etrafına bir tahta perde çekilmiş, mezar gidecek. Beşir Bey’e gittim, mezarın gideceğini söyledim. Evin tamir edileceğini, perdenin onun için çekildiğini ruhsat verildiğini söyledi. Tahta perde kalktığı zaman mezar yoktu artık. Beşir’e gerekeni söyledim, Hocazademe. 

Vakıflar Bölge Müdürü, Belediye’yi ev ve sahibini mahkemeye vermiş. Rahmetli Hacı İsmail Hüsnü İnanç’ı ve beni tanık olarak mahkemeye çağırdılar, hakim, orada böyle bir mezarın varlığını sordu, biz de bildiğimizi söyledik. Mezar taşları daha iyi bir yere (Çekirge’deki mezarlığa) götürüldüğünü, daha iyi olduğunu söyledik. Müstakil bir mezar yeri olduğu için Vakıflar sahip çıktı, yerinde doğan çiçekçi dükkânının kirasını kim aldı bilmem, davacı Vakıflardı.

O bina yeni yapılmışlardandı. Karagöz zamanından kalma bir işaret bile yoktu, bir kayda da rastlanmaz. Karagöz hikâyesi mezarı ve evi ile birlikte bir dayanağı olmayan rivayetten ibarettir.” (Baykal, Doğru Hâkimiyet, 30 Eylül 1983. Mezar taşıyla ilgili bilgi için bkz. Selim Nüzhet, 1930, s. 59-60).

Bursa Marmara gazetesinin 20 Aralık 1983 tarihli sayısında yer alan haber ibret vericidir. Bursa Belediyesi Karagöz, Hacivat ve Şeyh Küşteri’nin mezarlarını bulur.

Süleyman Çelebi Otoparkı 19 Aralık 1983 günü törenle hizmete açıldı.

                  Otoparkın açılışında konuşan Belediye Başkanı Ekrem Barışık, ‘Park ve çevresini güzelleştirme çalışmaları sırasında otoparkın karşısında bulunan Karagöz-Hacıvat lahitinin arka tarafında Karagöz, Hacıvat ve Şeyh Küşteri’ye ait mezarları bulduk’ dedi.”

UĞUR OZAN ÖZEN

 

Kaynakça:

Akbulut, Rûknettin “Halkevlerinin Kültür Sahasında Oynadığı Rol Büyüktür”, Uludağ, Sayı: 87, (Ocak-Şubat 1948) s. 11-12.

—, Her Şeyi ile Bursa, 1. Baskı, İstanbul: Sulhi Garan Matbaası, 1957.  

—, “Karagözcü Yetiştirilecekse Okulu Bursa’da Açılmalı”, Hâkimiyet, (14 Şubat 1962).

Akgün, Necati, Son 100 Yılın Bursa Olayları ve Anılarım, Ofset Matbaacılık, 1994.

Artan, Necip “Bursa’da Eski Ramazanlar”, Doğru Hâkimiyet, (7 Eylül 1977).

—, “Bursa’da Eski Ramazanlar”, Doğru Hâkimiyet, (10 Eylül 1977).

(Ataş) Musa “Karagöz Münakaşası”, Cumhuriyet, (14 Eylül 1932).

—, “Mezar Yaptıracaklara Bursa’dan Yeni Bir Cevap”, Cumhuriyet, (22 Şubat 1933).

Baykal, Kâzım “Şeyh Küşteri Evi ve Karagöz Hikâyesi”, Doğru Hâkimiyet, (30 Eylül 1983).

Behnam, Enver “Hacivat, Eski Kumandan Hacı Ivaz Paşa mıdır?”, Akşam, (5 Aralık 1932)

Karadağ, Nurhan, Halkevleri Tiyatro Çalışması (1932-1951), Birinci Baskı, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1998. 

(Gerçek), Nüzhet Selim, Türk Temaşası (Meddah, Karagöz, Ortaoyunu), İstanbul: Matbaai Ebüzziya, 1930. Aynı kitabın ikinci baskısı için bkz. Kanaat Kitabevi: İstanbul, 1942.

—, “Tarihte Bursa”, İstanbul, Şehirler ve Mimari, (Yedigün Mecmuası, Cilt: XVIII, Nu. 444, 8 Eylül 1941, s. 10-11) 1. Baskı, Büyüyen Ay Yayınları, İstanbul, 2018, s. 191-198. 

Özdemir, Nezaket, Cumhuriyet Çocuklarının Diliyle Bursa’nın Anısal Tarihi, 1. Basım, Bursa: Sentez Yayıncılık, 2009.  

Ulunay, Refi’ Cevad “Karagöz ve Mezarı”, Milliyet, (5 Nisan 1958).

Not: Ulusal gazete haberlerinin kopyası Araştırmacı Deniz Dalkılınç’tan alınmıştır. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku