ITI Türkiye Başkanı Refik Erduran’ı bir süre önce yitirdik. ITI Türkiye’yi tek başına yöneten, 3 üyesi vefat etmiş olmasına rağmen yerine yeni üyelerin de seçileceği Genel Kurul’u bir türlü toplayamadı. Son Genel Kurul, yaklaşık 15 yıl önce yapılmıştı, doğal olarak kendisinden başka kimsenin ne olup bittiğinden haberi yoktu, hatta konuyla ilgili yapmış olduğum bir soruşturmada üyelerin, üye olduğunu hatırlamadığını şaşkıunlaıkla öğrenmiş, Refik Abi’yle de paylaşmıştım.

Ayşe Emel Mesçi’nin de bulunduğu bir sohbetimizde (yaklaşık 1.5 yıl önce) Genel Kurul’u toplayacağı sözünü vermişti ama maalesef ömrü yetmedi.

Bu boşluk içinde TEB görevi üstlenerek güzel bir bildiri yazmış, Prof. Dr. Merih Tangün de bir bildiri kaleme almış, bize doğrudan ulaşmadı, diğer yayıncı arkadaşlara da doğrudan ulaşmamış, Sayın Tangün kendi inisiyatifiyle mi yazdı, bir kuruluş mu rica etti, öğrenemedik.

İzmir Tiyatroları Derneği de bir bildiri yayımlamış. Bu üç bildiriyi de yayımlıyoruz.

Mustafa Demirkanlı

Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin yazdığı 2017 Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi:

Alacakaranlığın eşiğinde duruyoruz. Oysa tiyatro, bizi o eşikten geçip aydınlık günlere ulaştırmak için gerekli en önemli araç.

Akademisyenlerin toplumsal barış için girişimlerinden dolayı üniversiteden uzaklaştırıldığı, bu nedenle ülkedeki en köklü tiyatro bölümlerinden birinin neredeyse kapanma noktasına geldiği, yine yüzlerce genci tiyatroya kazandırmış özel parasız eğitim veren bir kurumun kundaklandığı, özel tiyatroların ayakta kalmalarını sağlayacak destekten yoksun bırakıldığı, çevrenin korunması amacıyla haklı protestolara katılan sanatçıların ait oldukları sanat kurumlarından ihraç edildiği bir ortamda bırakınız Tiyatro Günü kutlamayı, tiyatro sanatının nasıl icra edilebildiği bile şaşırtıcı ama umut verici.

Biz tiyatro emekçileri, tiyatronun insanı değiştirici, dönüştürücü gücünden kuşku duymayız. Tiyatro olmazsa olmazımızdır.

Önündeki bütün engellere rağmen tiyatro sanatı, tam da üstlendiği misyonu yerine getirmek üzere toplumu uyarmaya, eleştirel düşünmeye sevketmeye, özgür düşünceyi ve temel insan haklarını savunmaya, hakikati kavramaya ve kavratmaya devam edecek.

Sözümüz bitmeyecek, perdemiz kapanmayacak, sahne ışığımız sönmeyecek, bu kubbedeki ‘hoş sadamız’ karanlığa teslim olmayacak.

***

Daha çok HİKAYE… Daha çok TİYATRO…
Bugün, “Dünya Tiyatro Günü”… Bugün, sahnede olma günü… Bugün, birbirimize sarılma, destekleme ve özgürlüğü dillendirme günü… Bugün bayramlaşma günü… Hepimize kutlu olsun!

Tiyatro, insanları bir arada tutmanın en içten, en yalın ve en EVRENSEL ARACI…

İnandığımız ve savunduğumuz değerlerin en ETKİLİ KONUŞMACISI…

İnsanlık tarihinin yaklaşık 2500 yıllık HİKAYE ANLATICISI…

İnsanoğlu tarih boyunca varlığını sürdürürken çok büyük değişimlerden geçmiştir. Neredeyse ışık hızıyla yaşanan değişimlerin içinde değişmeden kalan çok az şeyden birisidir Hikaye Anlatıcılığı… İnsanların bir arada yaşadıkları ortamlarda, ortak yaşama kodlarının belirleyicisidir. Bunların nesilden nesile aktarılmasına yardımcı olur. İşte kolektif bilincin kaynağını aldığı sanatlardan birisi de, gücünü hikayelerden alan Tiyatro’dur.

Bazen acı, bazen tatlı; bazen hüzünlü, bazen sevinçli; bazen eleştiren bazen birleştiren hikayelerdir bunlar. Ama hep insana ait, insanca hikayeler. Zaman içinde tiyatro, yöntemini, biçimini, aracını değiştirdi ama hikayeler hep varoldu. Bizi; öfkemiz, hırslarımız, iki yüzlülüğümüz ve adaletsizliğimizle yüzleştirerek kendimizi temize çekmemize yardım etti, ediyor ve edecek…

Bugün dünyadaki hemen hemen tüm ülkelerin inanılmaz bir hızla içine düştükleri bu kaotik ortamda, tiyatronun anlattığı ve anlatacağı hikayelere çok ihtiyacımız var. Çünkü:

Ruhlarımız yoruldu…

Yüreklerimizdeki sevgi azaldı…

Akıllarımız tutulmaya başladı…

Öleni-öldüreni, sürüleni-süreni, yok edileni-yok edeni ve tüm bunların nedenlerini anlamakta zorluk çekiyoruz. Ama kaçış yok! Bu kaotik şartlar altında dahi hayat yaşanacak, oyunlarımız perdelerini açmaya devam edecek. Belki de bu yüzden Shakespeare bütün dünyayı bir sahneye ve bütün insanları da oyunculara benzetmiştir, sahneyi dünyaya değil…

İşte tam da bu noktada daha fazla sarılmalıyız TİYATROYA…

Üretmeye mecburuz. Yani, yazmaya, oynamaya, sahnelemeye, kısacası tüm gücümüzle hikayelerimize sahip çıkmaya mecburuz. Çünkü bizi birbirimize yaklaştıracak ve duygularımıza dokunarak ruhlarımızı iyileştirecek hikayeler yine tiyatronun içinde var.

Tiyatro bizim en insani sığınağımız. Etrafta fırtınalar koparken içinde bulunmaktan huzur duyacağımız, birbirimize olan sevgimizi paylaşacağımız ve ortak değerlerimizi daha güçlü bir şekilde savunabileceğimiz bir sığınak…

İşte, bugün Tiyatro’nun iyileştirici gücüne her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Dostoyevski, “Anlatılacak bir hikayen yoksa, sen o yaşadığına yaşam diyebilir misin?” der. Anlatacak hikayelerinizin ve açılacak perdelerinizin hep varolması dileğiyle…

Haydi, gidin ve perdelerinizi açmaya hazırlanın!

Prof. Dr. Merih TANGÜN
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Başkanı

***

İzmir Tiyatroları Derneği 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
Değerli tiyatro emekçileri, tiyatro severler, basın ve medyanın (eğer var iseler) değerli çalışanları…

KHK’lerle işlerinden edilen on binlerce kamu emekçisi ve DTCF Tiyatro Bölümü’nden ihraç edilen akademisyenleri selamlayor, alkışlarımızı yolluyoruz…

Bugün hepimizin bildiği üzere 27 Mart… Dünya Tiyatro Günü…

Acıların sevinçlere maalesef baskın geldiği, Umudun karamsarlığa doğru gittiği, düşünmeyen-sorgulamayan insan modelinin dayatıldığı bir sistemde kutlamaya çabalıyoruz 27 Mart’ı.

Ülkemiz büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Ekonomik kriz, aşırı milliyetçilik, ilahi duyguların politikaya alet edilerek dinci gericiliğin kışkırtılması, tek adam diktatörlüğünün kapısının aralanmak istenmesi vb..Vb..

KHK’ler ile tüm özgürlüklere darbe vurulmuştur. Neredeyse, tiyatro gününde tiyatro gününü kutlamak için sokağa çıkmamıza izin vermeyecekler. Daha da kötüsü bu sansür uygulanıyor ve hatta oto sansüre dönüştürmeye çabalanıyor. Örneğin bu bildiriyi okurken benim gözaltına alınıp-alınmayacağımı kimse bilemez.. Hatta sadece dinleme eylemini gerçekleştiren sizlerin bile..

Tiyatronun beşiği Anadolu’da tiyatro yok edilmeye çalışılıyor. İstanbul BB Şehir Tiyatrolarından atılan bu ülkenin değerli tiyatro sanatçıları hala işlerine dönemediler ve döneceklerine dair pek bir umut da yok.

Ödenekli sanat kurumlarının küçültülme yoluyla yok edilmesi gün gün hayata geçiriliyor. Bunun için DT ile bağı bile olmayan birini Genel Müdür yapıyorlar. Liyakat, unutulmuş bir erdemdir artık…

OHAL denilen karanlık uygulamayla Yenikapı Tiyatrosuna, Seyr-i Mesel Tiyatrosuna mühür vuruldu. Diyarbakır’da, Batman’da seçilmiş Belediye Başkanlarının yerine atanan Kayyımlar Şehirlerin Tiyatrolarına kilit vurdular.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ve maalesef uzun bir liste ile karşı karşıyayız.

Ama acılara alışılamayacağı gibi umudu da kaybetmemek gerekiyor.

İnsanın, daha güzel ve yaşanılır bir dünya kurması için çabalayan tiyatro; başka bir dünyanın mümkün olduğu bilinciyle, oyunlarını özgürlük çığlıklarıyla, yeniden ve yeniden üretmek zorundadır…

Hepimizin bildiği üzere sanat; yaşamı güzelleştirmek, derinleştirmek ve onu geniş halk kitlelerinin beğenisine sunmak misyonuna sahiptir.

Tiyatronun, tiyatrocunun tavrı; “dünyanın lanetlilerinin” yanında olmaktır… Bu realiteyle sanatçıların, insanî olmayan akıntıya karşı durmaları gerektiğini, Dünya Tiyatro Günü’nde dilimize pelesenk etmeliyiz..

Tiyatro doğal bir kaynak; tiyatrocu da buradan çıkan su olsun… İçtikçe gelişen, geliştiren, güzelleştiren..

Tiyatro ki; Özgürlüklerin evinde oturan.. Yaşama tanıklık eden… Onu değiştirip dönüştüren…

Tiyatro; Eşitsizliğin üstüne giden… Özgür ve özerk olan… Değiştirdikçe, kendi de değişen ve gelişen…

İşte tüm bunları oluşturmak gibi tarihsel bir görevimiz olduğunu,      27 Mart’ta, tüm tiyatro emekçilerine hatırlatıyoruz…

Yaşasın insan, yaşasın tiyatro!

Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here