Robert Schild

antigone-6

Cihangir Firuzağa Camii’ne yakın Ağa Hamamı Caddesi ile kesişen Taktaki Yokuşu’nun sağında bulunan bilardo salonunun altındaki eski kömürlük veya depodan iki binli yılların başlarında oluşturulmuş olan minik tiyatro, bana geçenlerde nedense Paris/Montparnasse’daki “Theatre de Poche”u anımsattı! Kuşkusuz, 1943’den bugüne dek dimdik ayakta duran bu “Cep Tiyatrosu” ile şimdi Tiyatro Tatavla’nın konuşlandığı “bizim” sahne arasındaki bu benzetmeme “quelle alâka!” diyecek olanlar vardır – ancak gene de, bana kalırsa şu ortak özelliklerine kısaca değinmeden edemiyorum: İlkinin geçmişi neredeyse 75, diğerininki ise en çok 15 yıla dayanıyorsa da, her ikisi de “damardan tiyatro veriyor”; ikisine de kuruluşlarında ancak 60-70 kadar izleyici sığabiliyordu; değişik yönetimlerin altında olmasına karşın (bizde sırasıyla Özkan Schulze’nin “Arama”, Mahir Günşıray’ın “Oyunevi”, Jale Karabekir’in “Boyalı Kuş” ve şimdi Eraslan Sağlam’ın “Tatavla” Tiyatro’ları) çoğunlukla deneysel, ama her daim nitelikten ödün vermeyen yapımlar sergiliyorlar…

Bu “anımsama”mın bir diğer nedeni ise, sanatçı ve entelektüellerin semti olan Montparnasse’daki bu sahnenin Nazi işgali altındaki dönemde perde açmasıyla, Tiyatro Tatavla’da son izlediğim oyunun da o dönemin Paris’inde –Alman işbirlikçilerinin sansürüne rağmen– perde kaldırması, dahası dikta rejimlerini yermesiydi.

İşte, döneminin önde gelen Fransız tiyatro yazarlarından Jean Anouilh’in Sophokles’den uyarladığı “Antigone”si 4 Şubat 1944’deki ilk gösteriminden günümüze kadar süregelen değişik yorumlarında devletin baskısı karşısında bireyin başkaldırısını irdelemekle birlikte, çeşitli tartışmalara da yol açmış bir başyapıttır – ve Eraslan Sağlam’ın yönetiminde bu tartışmalara bir katman daha sunmakla, sezonun iddialı oyunlarının arasında yer alıyor…

antigone-2

Antik oyunların “çağdaş”laştırılması, hiç kuşkusuz başlı başına bir tartışma öbeği yaratır – ve burada yapımdan / rejiden (B) önce, yapıtın kendisi / yeniden kaleme alınması (A) kimi eleştirilere yol açar…  Hemen somut bir örnek verecek olursak, Sophokles’in o güzelim yedi koro bölümünü Anouilh almış, uyarlamasının (A) en başına –metinde gene de “koro” olarak adlandırdığı– tek bir erkek oyuncuya indirgemiş! Bu kişi, oyunun hemen başında sahnede bulunan tüm ekibin önünde izleyicilere yönelerek, “Buyrun. Bu kişiler size Antigone’nin öyküsünü canlandıracak” sözleriyle (1) başkişileri tanıtıyor ve ardından Antigone ile (Sophokles’in metninde hiç yer almayan!) Dadı’sının dışında herkes sahneden çıkıp, oyun başlıyor. Sağlam’ın rejisi ise (B), Anouilh’in bu %100 Brecht kokan epik girişini olduğu gibi kaldırıyor, oyunu Dadı ile Antigone’nin malikhanenin bahçesinde karşılaşmaları ile başlatıyor. (Hep andığımız, sevgili Üstün Akmen’in yazı biçemine öykünerek) “Kaldırır da kaldırır, oyunu istediği gibi başlatır…” – ve bence bunu yapmakla, izleyicilerin oyuna yakınlaşmasını da başarmış! Yönetmene burada önemli ölçüde yardımcı olan, Cihan Aşar’ın sahne tasarımıdır: Oyuncuların zaman zaman başdöndürücü bir hız ile koşarak katettikleri daire biçimindeki çığır/yol, kimilerinin içinde bulunduğu çıkmazı yetkin biçimde dışa vururken, öyküyü bir yandan sahneye sınırlıyorsa, izleyicilerin başkişiler ile özdeşleşmesini de sağlıyor gibi… Yeri gelmişken, sahne tasarımının iki diğer ilginç uygulaması olan, “gömü” olgusunu simgeleyen kumlar ile çok amaçlı trapezoid büyük masayı da anmalıyız, kahvaltı için örneğin Antigone/İsmene arasında birleştirici, ancak dikine oturtulduğunda Kreon ile Antigone’yi ayırıcı işlevini görmesiyle… Ne yazıktır ki, tüm sevimliliğine/samimi ortamına karşın bu küçük tiyatro, sahne tasarımı öğesine büyük kısıtlamalar getirmekte – ve bununla başa çıkabilmek, herkesin harcı değildir! Bu bağlamda, sahnenin elverişsizliğini ışık tasarımıyla olduğunca ortadan kaldırabilmiş Ekremcan Arslandağ’a da övgü ile değinmemiz gerekir.

antigone-14

Aynı tiyatronun eğitim kurumu olan Tatavla Atölye’de de yoğrulmuş olduğunu varsaydığım iki oyuncudan, İsmene rolündeki Tuba Sağlam, kızkardeşi Antigone ile oluşturduğu tezatı başarılı biçimde çiziyor; Haimon’u canlandıran Ekremcan Aslandağ ise, nişanlısı olmakla birlikte, babası Kreon’a karşı gelen Antigone’ye beslediği sorunlu aşkın tuzağına düşmemiş! Bu gençlerin karşısında, değişik tiyatrolarda güzel performanslarını izlemiş olduğumuz deneyimli oyuncu Aysan Sümercan’ın kuşkulu, kimi zaman sorgulayıcı şefkat betimlemeleri, Dadı rolüne tam hakkını veriyor. Kral Kreon gibi oyunun belki de en karmaşık kişiliğini yansıtan Erhan Tuna, belki ilk bakışta biraz kararsız bir kompozisyon çizmiş gibi görünüyorsa, o zor rolüne uygun olarak, sert/silik, gaddar/ezik ikilemlerinin içinde kaybolmuş özyapıyı en iyi şekilde resmetmeye çalışıyor, oyunu izlediğimiz akşam arada bir teklemiş olsa da… Ancak oyunun kuşkusuz en başarılı yorumu, sevgi/tutku ile ülkü/başkaldırı öğeleri arasında bocalayan Antigone Ayça Bildik’den geliyor. Aynı topluluktan geçtiğimiz sezonda izlediğimiz Molière uyarlaması “İnsandan Kaçan”da Oronte’un uşağını canlandırırken büyük beğeni kazanan genç sanatçı, bu önemli başrolü ile tiyatromuzdaki yerini daha da sağlamlaştıracaktır kanımca.

Jean Anouilh’in bu uyarlamaya kattığı çağaşımsal (anakronik) öğelere gelince, Eraslan Sağlam bunları olduğu gibi benimsemiş olacak ki, tümünü de rejisine katmadan edemedi! Aralarında bulunan tereyağlı ekmek, kahve, sigara, hızlı arabalar ve barlar gibi öğeler, dikta/başkaldırı ikileminin antik çağdan ziyade günümüzün de insanoğlunun en önemli sorunsallarının arasında yer aldığını göstermeye yönelik olsa gerek. Bu bağlamda Hüseyin Özay’ın tasarladığı giysilerin, oyunun başında antik dönem çizgilerini taşırken, Kreon’un sahnede belirmesiyle çağdaş biçeme dönüşmeleri de bu iletiyi destekliyor gibi…

antigone-8

…ancak oyunun en önemli yanı, Sophokles’e karşın Anouilh’in irdelediği iletileriyle, Sağlam’ın onlardan türettikleridir. Özgün metinde (2), Antigone’nin ölü kardeşi Polyneikes’in gömülmesini emreden tanrıların buyruğu ile ona karşı duran devletin kuralları arasındaki ikilem, antik tiyatronun bu belki de en önemli tragedyasında ana konu olarak apaçık biçimde ortaya çıkıyor. Anouilh’in altını çizdiği çekişme ise, “Bir sabah uyandığımda Thebai Kralı olmuştum. Tanrı bilir ya, hayatta hiçbir zaman güçlü bir kişi olmaktan hoşlanmadım…” diyen, söylemini “Ancak ansızın kendimi verilen bir işi kabul etmeyen bir işçi gibi hissettim.” olarak sürdüren zalim/zayıf Kreon ile “Ben hoşlanmadığım her şeye hala ‘hayır’ diyebilirim ve her şeyde kararı yalnızca ben veririm” fikrini korkusuzca savunan Antigone arasındadır. Keza, daha önce koyulmuş olan kanunların buyruğu ışığında “Önümüzde bir iş var. (…) Bunun pis bir iş olduğunu söylüyorlar, ama o işi birileri yapmazsa, kim yapacak?” demekten başka bir çaresi olmayan Kreon’un emirlerine karşın “Anlamak istemiyorum. (…) Ben buraya anlamak için gelmedim; size ‘hayır’ demek ve ölmek için geldim” diyen Antigone’nin inatçı başkaldırısı, ikisinin sürdürdüğü diyaloglar aracılığı ile oyunun odak noktasını oluşturmakta.

antigone-11

Özetle, Anouilh’in yorumuna göre (beğenelim veya beğenmeyelim) her kanun devletinde yürütme organları, yasaların çerçevesinde (istese veya istemese) hareket etmek zorundadır… Buna karşı çıkanlar, kendi ülkü anlayışlarına göre doğru yolda sayılsalar dahi, bu ülkü/yasa çelişkisinde haklı veya haksız taraf olamaz! Bu soyut çıkarımlar sayesinde olsa gerek, oyun sahneye aktarıldığı 1944 yılında Nazi işbirlikçisi Vichy hükümetinin sansürüne takılmamıştı – ancak  yazarın bu “tarafsızlığı” Fransız “Résistance” akımına ihanet ettiği suçlamasını da getirecekti!…

Anouilh’in Antigone’sini sahneye hazırlayacak her “dürüst” dramaturg, bu soyut çekimserliğini yadsıyamaz – kaldı ki, oyunu yorumlayacak yönetmenlerin başka çıkarımlara varmaları, yazarına bir çeşit “ihanet”tir kanımca! Bu bağlamda, kendine her hafta iki oyun irdelemeyi görev edinmiş bir eleştirmenimizin “soruları cevaplamayı izleyiciye bırakırken, kanımca yorumu kararsız, biraz da havada kalıyor” ile “anladığım kadarıyla Eraslan Sağlam’ın asıl istediği de her şeyin tartışılması” türünden “kolaycı” kanısı biraz garip kaçmıyor mu?!

antigone-5

Öte yandan, tiyatro kuramcısı Georg Hensel’e göre “oyunun antik/trajik musibet olgusunu, çağdaş yorum ve psikolojik irdelemeyle kaldırmaktan çok, doğrulayan” (3) Anouilh’in metnine Eraslan Sağlam ilginç bir “coda” da eklemiş: Antigone’nin ısrarına/inadına teslim olup ölümü seçmesinin ardından iktidarı Kreon’dan devralan İsmene’nin Thebai halkına yeni yöneticileri olarak seslenmesi bir yana, kimi gardiyan ve askerler kâğıt oynarken Andrew Sisters’in dünyaya tanıttığı “Bei Mir Bist Du Schön” şarkısının tınlatılmasıyla oyunun bu sonu, dikta (faşizm?/emperyalizm?) öğelerinin (A.B.D. üzerinden mi?) globalleştiğini göstermeye çalışıyor. Bu yoruma diyeceğimiz yok, oyunun bazı bölümlerinde Nazi işgaline göndermelerde bulunan üniformalarına da – ancak arka planda çalınan “Lili Marlene” şarkısı ile 1932 yılından gelme Yiddiş müzikal ezgisi “Bay mir bistu sheyn”in kullanılmasının, önlenebilecek birer klişe olduğunu diyebiliriz…

…ancak gene de, Aristophanes, Molière ve Miller’den sonra şimdi de Anouilh ile gittikçe bir repertuar tiyatrosu düzeyine gelmeye başlayan Tatavla’nın bu Antigone yorumu, sezonun görülmesi gereken oyunlarındandır!

——————————————————-

1- “Voilà. Ces personnages vont vous jouer l’histoire d’Antigone.”http://lewebpedagogique.com/hberkane5/files/2012/09/Antigone_texte.pdf

2- Bu kısa eleştiri yazısında, oyunun konusuna yer verilmiyor; özellikle mitolojideki efsane ile Sophokles’in metnine ilgi duyanların şu kaynağa başvurmaları önerilir: http://mimesis-dergi.org/2011/06/sophokles-antigone/

3- G. Hensel: Spielplan; Egon & List, München/1999; sayfa 1280

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here