Robert Schild

Viyana’yı ziyaret eden her kültür tutkunu, tiyatrosever olsun olmasın, bu kültür metropolünün en azından Volksoper’iyle tanışmalıdır… Kent merkezinden metro veya tramvay ile 15 dakikada ulaşabileceğiniz 1330 izleyici kapasiteli bu görkemli bina, 1898 yılında aslen tiyatro olarak açılmış olmakla birlikte, kısa süre sonra sadece müzikli oyunlar sahnelemeye başladı. Günümüzde de, Viyana’nın önemli ikonlarından sayılan “Devlet Operası” Staatsoper’in bir çeşit “küçük kardeşi”, keza aynı kamu kurumuna bağlı olan “Halk Operası”nın repertuvarında daha popüler operaların yanı sıra özellikle operet ve müzikaller yer alır. (Bir önceki Viyana yazımızı okumuş olanlar, Burgtheater/Volkstheater ikilisinde aynı benzerliği görmüşlerdir)

Volksoper de Yarasa Opereti

Tek bir sahnede sezonda 25 yapım ve 300 gösterim!

Viyana’ya giden ve özellikle opera tutkunu olmayan, ayrıca 200 Euro’ya kadar çıkan bilet fiyatlarını yüksek bulan dostlarıma önerdiğim Volksoper ziyaretleri sonunda pek çok “hayır duası” almışımdır! Biz de eşimle her Avusturya seyahatimizde bu geleneksel sahneye en az bir kez uğrarız. Burada nice Strauss, Lehar veya Kalman operetleri izledik, bir gidişimizde “Traviata”yı, diğer bir mutlu rastlantı sonucu “Hoffman’ın Masalları”nı yakaladık ve de nice Amerikan müzikallerinin (ne yazık ki!) Almanca çevirilerini…

Bu kez, özellikle eşimin de Johann Strauss’un o başyapıtını görmesi için, “Fledermaus” operetini bir daha izledim. 1874’deki ilk gösteriminden sonra kimi müzikologlar tarafınca opera türüne yakın görülen, Viyana “Altın Operet” döneminin bu en önemli eseri, Volksoper’in her mevsim defalarca sahnelediği en geleneksel yapımıdır. Avusturya’nın önde gelen opera sanatçılarından Heinz Zednik’in yönetiminde yıllarca beğeni ile izlenen “Yarasa”, değişik valslar eşliğinde, keza ustalıklı arya ve düetler aracılığı ile o dönemin güldürü geleneğine uyan yanıltıcı benzetmeler, maskeli karşılaşmalar ve aşk entrikalarıyla örülmüş, müzikal bir şenliktir. Özgün oyun metninden kaynaklanan geleneğe sadık kalınarak, uzun boylu ve alto sesli bir kadın sanatçının rolünü üstlendiği Kont Orlofsky’nin görkemli partisine konuk oluyor, göz kamaştırıcı dans ve bale sahnelerini izliyor ve asli sorumlusunun, o uzun gece boyunca bolca tüketilmiş şampanyanın olduğu belirlenen karışıklıklar, son sahnenin yer aldığı nezarethanede çözülüp tatlıya bağlanıyor! Neredeyse 150 yıllık bu müzikal şöleni iki saati aşkın bir süre boyunca keyifle izleyen Viyana operetseverler ve kimi turistlerle birlikte ülkedeki “antrakt geleneği”ne uymak üzere, biz de perde arasında birer kadeh “halk şampanyası” yudumlamadan edemedik!

Aynı hafta içinde Volksoper yönetiminin nazik davetini geri çevirmeyerek, “Sound Of Music” müzikalini de izledik. Bu sahnede daha önce tanık olduğum “My Fair Lady”, “Damdaki Kemancı” ve “Anything Goes” gibi Broadway klasiklerinin uyarlamalarıyla Rodgers/Hammerstein’in 1959’dan gelme bu popüler yapıtını karşılaştırdığımızda, birazcık “tapon” kaçtığı izlenimini verdi. Her ne kadar başroldeki soprano Maria Rainer’in başarısı, Avrupa müzikal dünyasının aranan Renaud Doucet (reji/koreografi) ve André Barbe (dekor/kostüm) ikilisinin yetkinliği öne çıkmışsa da, belki aynı yapıtı (“The Trapp Family” olarak) beyaz perdenin cömert olanaklarıyla izlemiş olmamız, bu dev tiyatronun geniş sahnesinde bile kısıtlayıcı kalmıştı… Öte yandan, oyunun sonlarına doğru ansızın beliren SS askerlerinin salonun iki yan ve arka kapısından topluca giriş yaparak izleyicileri “kuşatması”, gerçekten ürpertici bir sahneydi!

Volksoper de The Sound Of Music

Eylül’de başlayıp Haziran sonuna dek süren her sezonda en az 25 değişik yapımı 300 kez sahneleyen Volksoper ( https://www.volksoper.at/ ), her Viyana ziyaretçisinin gerçekten “olmazsa olmazıdır”!

Dış mahallelerde klasik müzik

Haydn’ın, Mozart’ın, Beethoven’in veya Mahler’in bu müzik kentine gelmişken, hemen her akşam değişik bir salonda yer alan batı sanat müziği dinletileri de göz ardı edilmemeli. Bunlar, turistik mekanlarda Mozart dönemi giysileri ve peruklarıyla dolaşıp ziyaretçileri “otantik Viyana oda müziği konserleri”ni dinlemeye özendiren kişilere uyarak, çoğu kez 2./3. sınıf müzisyenlerin seslendirdiği, 30-40 Euro karşılığında gidilebilecek, genellikle “kıyafetli” müzik gösterileri de olabilir tabii ki… Öte yandan, seyahate çıkmadan kısa bir internet taramasıyla Musikverein ve Konzerthaus gibi tarihi salonlarda veya katedralller/kiliselerin yanı sıra kimi küçük şato ve kasırlarda yer alan nitelikli konserler de keşfedilip özgün, unutulmayacak müzik şölenleri yaşanabilir!

Bizim son ziyaretimizde, müzikli ve müziksiz oyunlardan arta kalan ender akşamların birinde mutlu bir rastlantı sonucu, Viyana Senfoni Orkestrası’nın düzenlediği ilginç bir etkinlik bulabildik. (Gıpta edilecek) zenginlik budur ya – Viyana’nın dünya çapındaki Filarmoni Orkestrası’nın yanında, o denli popüler olmamakla birlikte, gene de çok beğenilen sürekli konserleri ve Japonya’ya kadar uzanan turneleriyle haklı bir saygınlık kazanmış olan Senfoni Orkestrası, kentin dış belediyelerini dolaşarak oradaki büyük salonlarda “halk konserleri” veriyor…

Bu kez Simmering Belediyesi’nin konuğu olarak, orkestranın sanat yönetmeninin belirttiği gibi “klasik müziğin her yere ulaşabileceğini, her ferdin yaşamını zenginleştirebileceğini” kanıtlarcasına, bir hamburger menüsü fiyatına belediyenin konser salonunda iki saat boyunca, gerçekten herkesin sevebileceği türdeki yapıtlar sunuldu! Genç şefleri David Marlow’un yönetimindeki 60 kişilik orkestra, ancak sığabildikleri sahnede Strauss Ailesi’nin vals ve polkalarından başlayarak, Offenbach’ın büyüleyici melodilerinin üzerinden W.A.Mozart’ın yapıtlarına kadar ulaştı ve Viyana’nın gerçek bir müzik kenti olduğunu bir kez daha gözlerimizin önüne serdi.

Haldun Taner’i de etkilemiş olan kabare tiyatrosu

Viyana ziyaretlerimin diğer bir “olmazsa olmazı”, kabare tiyatrosudur. Ne var ki, Avusturya kültürünün bu özgün türünü sadece iyi Almanca bilenlere önerebileceğim – lakin bu dili anlayanlar bile ülkenin iç politikasına  uzak kalmışsa, sahnede art arda gelen taşlamaların ancak bir bölümünü anlayabilecektir! Kişisel olarak özellikle “Kabarett Simpl”ın yılda bir değişen programlarının müdavimi olmam ise, ülkeye has bazı ince taşlamaları artık anlamıyorsam da, öğrencilik yıllarımdan bu yana sürdürdüğüm bir geleneğin devamı sayılır…

Kentin merkezinde, St. Stephan Katedrali’ne 5 dakika yürüyüş mesafesinde yer alan Simpl, Alman tiyatro ekolünün “küçük bir mücevheri” olarak tanımlamak istediğim kabare sanatının ilk temsilcileri arasında özel bir öneme sahiptir. Kesintisiz olarak 1912 yılından bu yana perde açıyor – her ne kadar bu ülkeyi sekiz yıl boyunca esir almış Nazi yönetimi o dönemde oraya kendi ideolojisini taşımış ise de… 1920’lerden başlamak üzere 1938 yılına dek bu sahneyi Almanca konuşulan metropollerin en önemli kabaresi durumuna getirmiş olan Yahudi sanatçılar arasında öne çıkanlardan Fritz Grünbaum Buchenwald toplama kampında katledilmiş, Karl Farkas ise işgalden bir gün önce ülkeyi terkedebilmişti! Savaş yıllarını ABD’nde geçiren Farkas, çok sevilen büyük müzikal revüler de yönetmiş olduğu Viyana’ya geri dönmesinin ardından 1950 yılında Simpl kabare tiyatrosunu “Müşteriye Hizmet” başlıklı programı ile skeç yazarı, oyuncu ve yönetmen sıfatıyla devralmış ve yaşama gözünü yumduğu 16 Mayıs 1971 akşamına dek bu sahneden yüzbinlerce izleyiciyi hınzırca güldürmesini bilmiştir.

Simpl’den ayrılıp kendi kumpanyalarını oluşturan veya bu “ikon” sahneye doğrudan rekabet etmek için kurulan daha nice kabare tiyatrosu vardır Viyana’da – ancak tam anlamıyla “amiral gemisi” sayılan Simpl’in çeşitliliğiyle derinliğine henüz ulaşmış olanlara rastlamadım doğrusu…

Kabarett Simpl / Fotoğraf- Sam Madwar

Simpl’in 106. kuruluş yılında, eskiden de olduğu gibi küçük masalarda oturup içkinizi yudumlarken, 2017/18 sezonunun “Im freien Fall” = “Serbest Düşüş” başlıklı programı izleyebilirsiniz: İki saat boyunca Avusturya ve dünya siyasetini, yerel ve Avrupa’daki ırkçılığı, Trump ve teroristleri, küreselleşme ile sosyal medyayı, bürokrasiyi ve sosyeteyi – kısacası bizleri üzen ve rahatsız eden onlarca konuyu şarkılar ve danslar da içeren yirmiyi aşkın kısa skeçlerle bir renkli yelpaze gibi önünüzden aktığını görüyor, zekice tasarlanmış sözcük oyunlarıyla ince esprilere gülüyorsunuz… İşte, Yahudi bilgeliğiyle Viyana mizah anlayışının 20. Yüzyıl’ın ilk yarısında oluşturduğu bu muzip, çevik, taşlayıcı ve uyarıcı tiyatro türü, 1950’lerin sonrasında da verdiği çağdaş meyvelerin postmodern dünyaya akıllıca uyarlanmasıyla, dimdik ayaktadır. Ülkemize kabare ekolünü tanıtıp 1960/70’li yıllarda sevdirmiş olan Haldun Taner’in de, 1955-57 yılları arasında öğrenim gördüğü Viyana’da izlemiş olduğu değişik Simpl revülerinden etkilendiğini biliyoruz – ne var ki, bu ekolün entelektüel çehresi üstadın ölümünden sonra ülkemizde yitirilmiş gibi…

Viyana ise, görkemli ve küçük tiyatroları, opera, operet ve müzikalleri, batı sanat müziği orkestraları ve kabare tiyatroları ile asırlık sahne geleneklerinin tümünü durmaksızın sürdürüyor…

Kapak: Viyana senfoni Orkestrası/ Fotoğraf-Andreas Balon

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here