Yabancılığın Kabulü ya da Metnin Yasaklanması

Yunus Bektaşoğlu
1258 Görüntülenme
Yabancılığın Kabulü ya da Metnin Yasaklanması

Eugene İonesco’nun Kel Şarkıcı adlı oyunun ikili bir evrende ilerler. Oyunun ruhunda taşıdığı şiirsellik de buradan kaynaklıdır. Husselci anlamda Parantez’e alınan kısımlara bakıldığında İonesco bazen ciddiyet, bazen hain bir gülümseme ile bizi aydınlatır. Oyunu okumamış birinin tüm bu “İngiliz” detaylarından haberi yoktur. Oyunun hemen girişindeki Parantez içine bakalım:

“İngiliz koltuklan olan orta halli bir ingiliz odası. Bir ingiliz akşamı. BAY SMITH, bir ingiliz, bir ingiliz şöminesinin karşısında koltuğuna oturmuş, ayağında ingiliz terlikleri, ingiliz piposunu tüttürerek bir ingiliz gazetesi okuyor. Gözünde ingiliz gözlüğü. Dvdaklannm, üstünde bir ingiliz bıyığı, fanında bcşka bir ingiliz koltuğunda BAYAN SMITH, bir ingiliz kadını, oturmakta ve ingiliz çorapları yamamaktadır. Uzun bir ingiliz sessizliği, ingiliz saati onyedi kere ingiliz biçimi çalar.”

Yinelenen “İngiliz” oluş bir anlamda bir sıkıntı durumuna getirilir. İşte oyundaki ana izlek de bu “Sıkıntı” halidir. Bir aynılık hissi gibi görülebilecek bu yineleme sanki kendini hatırlatmak için çabalayan bir düşünce gibi karşımıza çıkar. Konunun İngiliz ya da Fransız olmakla bir ilgisi yok; asıl konu “olmayan” şeyin ta kendisi. İşte bu sıkıntının ana nedeni olan Yabancılığın kaynağı da burada yatmaktadır. 

Ve girişte Bayan Smith’in konuşması karşılar bizi. Klasik bir durum yoktur:

“BAYAN SMITH. İşte, saat dokuz. Çorbayı içtik; balığı, yağda kızarmış patatesi, ingiliz salatasını yedik. Çocuklar ingiliz suyu içtiler. Bu akşam iyi doyduk. Londra dolaylarında yaşıyoruz, hem adımız Smith de ondan.”

Klasik bir durum yoktur, dedik, doğru; bilindik bir giriş, gelişme, sonuç metinden sürülerek geriye yasaklanmış bir metin bırakır. Bu yasaklanmış metnin vaadidir delilik. “Önemli” olarak görülen kişilerin kimliği veya yaşadıkları yer ya da milliyetleri balık ve patates birlikte anılarak yazar tarafından asıl önemli olana yer açılır. Peki nedir bu önemli olan? Bir anlamda hiç! Diğer anlamda anlamsızlık. 

İonesco oyunun daha girişindeki bu tavrı ile olay ve kurgu denilen düzenin dışına çıkarak kurguyu Absürd bir durumun içine sürükler. Olayın kendisi zaten yasaklanmıştır. Bu noktadan itibaren aynı bir tabloyu izler gibi bir tavır takınırız. Dino Buzzati’nin Tatar Çölü romanında bu hassasiyet vardır. Elbette Buzzati’nin metninde bir olay vardır ama bu olmakla değil de daha çok umudun boşa çıkmasıyla heba edilir. Hatta örneği pekiştirmek adına Beckett’ın meşhur üçlemesini de araya sıkıştırabiliriz. Özellikle Molloy ve Adlandırılmayan metinlerinde olay veya kurgu adına bir şey bulmayız. İonesco’nun metni için kullanıldığımız “Yasaklanmış Metin” olgusu Beckett için de kullanılabilir. Molloy ve Adlandırılmayan metinlerinde eylemi yasaklayan yazar, uzun cümlelerle bizi bir yaşantının doğrusal sıkıntısına, buhranına ortak eder.

Yeniden İonesco’nun oyununa dönelim, bizi ilgilendiren kısımla ağır bir tanışıklığın içine girmeye başladık. Bay ve Bayan Smith’in bir diyaloğuna bakalım önce:

“BAY SMITH. Hangi zavallı Bobby’den bahsediyorsun kuzum? 

BAYAN SMITH. Karısından canım. Onun da adı Bobby ya, Bobby Watson. ikisinin de adı aynı; bu yüzden, beraber oldukları zamıan kimse onları ayırdedemezdi. Ancak biri öldükten sonra karısının hangisi olduğunu anlıyabildik. Onları daha halâ birbirinden ayıramıyanlar var; kadının yerine adama gidip «başınız sağolsun» diyorlar. Biliyor muydun sen bunu?”

Bu eğlendirici ve şaşırtıcı girişin peşinden şu cümleler gelir:

BAY SMITH. Tabiî babalarına anneleri gibi Bobby’yle Bobby. Bir kere Bobby Watson’ın amcası yaşlı Bobby Watson çok zengin; üstelik oğlanı da pek seviyor, öğrenimiyle de herhalde ilgilenir. 

BAYAN SMITH. Gayet tabiî. Eh, Bobby Watson’ın teyzesi yaşlı Bobby Watson da, Bobby Watson’m kızı Bobby Watson’un öğrenim parasını karşılar. Bobby Watson’ın annesi Bobby de böylece evlenebilir. Göz koyduğu biri var mıdır dersin? “

BAY SMITH. Tabiî. Bobby Watson’m kuzenlerinden biri. 

BAYAN SMITH. Kim? Bobby Watson’ mı? 

BAY SMITH. Hangi Bobby Watson’dan bahsediyorsun kuzum? 

BAYAN SMITH. Şey canım, şu ölen Bobby Watson’ın ölen amcası yaşlı Bobby Watson”ın oğlu olan Bobby Watson”

O zaman şimdi soralım; kim bu Bobby Watson? Bu kadar çok, bu kadar cinsiyetsiz olarak aslında sürekli hiçliği yineleyen bir bilinmezdir Bobby Watson. Bizi burada ilgilendiren bir nokta var; yabancılık! İonesco metine uyguladığı baskıyı aynı şekilde Bobby Watson’a uygular. İsim vererek insanı yasaklamış olur. Son derece klasik, yaygın bir isim ve soyisimle o genellemenin kendisini yasaklar ve isimsizliği karşımıza çıkartır. Herkesin adının Bobby olduğu bir yerde kimse kimseyi çağıramayacaktır. Ve kopuş da böyle başlayacaktır. 

Bobby Watson eğer bizim için Lacanlı anlamda “Simgesel” sisteme dahil oluşla özne kuruluyorsa, açğa çıkan gerçek ile de bir “Yarılma” meydana gelecektir.

Şimdi Yabancılığın çok farklı bir noktaya taşındığı ve bu metnin ruhunu barındıran kısımla ilgilenelim:

“BAY MARTIN. Affedersiniz bayan, eğer yanılmıyorsam, sizi bir yerde gördüm gibi geliyor bana. 

BAYAN MARTIN. Bana da beyfendi, bana da sizi bir yerde gördüm gibi geliyor. 

BAY MARTIN. Acaba sizi Manchester’da mı gördüm, bayan? 

BAYAN MARTIN. Pekâlâ olabilir. Ben Manchester’lıyım. Buna rağmen, beni Manchester’da görüp görmediğinizi söyliyemiyeceğim. 

BAY MARTIN. Allah Allah, ne tuhaf! Ben de Manchester’lıyım, bayan. 

BAYAN MARTIN. Sahi, pek tuhaf. 

BAY MARTIN. Sahi, pek tuhaf, değil mi ama? Yalnız, bayan, ben Manchester’dan ayrıklı aşağı yukan beş hafta oldu. 

BAYAN MARTIN. Pek acayip doğrusu! Hem de ne tuhaf bir tesadüf! Ben de beyfendi, ben de Manchester’dan aynlalı aşağı yukan beş hafta oldu.”

Önce bir soru: Bay ve Bayan Martin birbirlerine yabancı oldukları için mi tanımazlar yoksa kendilerini –hatta- birbirilerini tanımadıkları için mi yabancıdırlar? Cevap için acele etmeyelim. Bir ekleme daha yapalım. Bay ve Bayan Martin evlenmiş, çocukları olmuş iki bireydir. Buna rağmen birbirlerini tanımamaları tuhaf geliyor olmalı ama olmamalı. Gerçekleştirilen o evlilik zaten bir yabancılığın benimsenmesi adınadır. Evlenirler veya sevgili olurlar çünkü yabancılıklarını aktarabilecekleri başka bir Kabul edilmiş toplumsal kaide yoktur. Bu yüzden de bastırdıkları dürtülerini ve benliklerini kabul gören bir olguya, evliliğe aktarırlar. 

Oyunun başında parantez içinde belirtilen “İngiliz” oluşla aynı tekrarlamayı barındırır bu durum. Dikkat edin yaptıkları uzun diyalog boyunca aslında karşılarındakini tanımaya yönelik bir hamlede bulunmazlar. Tamamen kendi hayatlarını yinelerler. Yani kendilerini parantez içine alarak varlıklarını koruma altına alırlar. İşte bu anlamdadır ki İonesco’nun Kel Şarkıcı metninde konu olan “Var oluş” bu yabancılığın kendisidir.  

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku