Yafo Tiyatro Festivali ve ötesi…

Robert Schild
0 yorum
Yafo Tiyatro Festivali ve ötesi…

Bir ay boyunca elliyi aşkın oyun performansı, çeşitli sokak gösterileri, atölye ve masterclass’larıyla geride bıraktığımız Uluslararası Yafo Tiyatro Festivali’ni, İsrail’in önde gelen sahnelerinden Gesher Tiyatrosu’nun yapımı Herzl Said ile bitirdim. “Herzl Der Ki” olarak çevirebileceğimiz bu oyun, tarihsel/politik eleştiri, kabare ve müzikal öğelerini içeren, tam anlamıyla dört dörtlük bir seyirlikti! 1970’lerin SSCB’nde yükselen tiyatro yıldızlarından olmakla birlikte, kırklı yaşlarında İsrail’e göç edip 1991’de Gesher’i kuran Yevgeny Arye’nin yönettiği, aynı tiyatronun gedikli yazarlarından Roy Hen’in kaleme aldığı bu eğitici komedi, Theodor Herzl’in 1949 yılında tabutundan çıkıp, daha yeni kurulmuş İsrail devletinin gerçekleriyle karşılaşmasını konu alıyor…

“Herzl Said ” / Gesher Tiyatrosu

1860 Budapeşte doğumlu Herzl, rüyasını kurduğu –ve en önemli kitabına adını da verdiği– “Yahudi Devleti”nin doğuşunu görememişti. 1904 yılında Viyana’da öldükten 45 yıl sonra naaşı Kudüs’e nakledilerek, adıyla anılacak tepede inşa edilen mütevazi gömüte taşındı. İşte oyun, o tarihi anda başlıyor… Yapılan tören denemesinde “Kadiş” duasının yanlışlıkla tersten okunmaya başlanması sonucu tabutun kapağı birden açılır ve frak ile silindir şapkalı, kanlı-canlı bir Theodor Herzl, orada duran haham ve askerin yanı sıra, saygı duruşuna girmiş bazı halk temsilcilerinin yanına dikiliverir!

Zeki diyaloglardan Beatles ezgilerine
Oyunu izlerken, dünyada daha az yankı yapmış, ancak İsrail’de her lise öğrencisinin bildiği, Herzl’in Altneuland (“Eski-yeni Ülke”) başlıklı kitabı hakkında birazcık fikir sahibi olmak gerekiyor… Bu roman bilim-kurgu türüne yaklaşmakla, yazarı tarafınca “bir masal” olarak adlandırılmıştı. Okurlarını 1923 yılına taşıyan ütopik anlatının yer aldığı topraklar, Yahudi ile Arap halklarının barış içinde bir arada yaşadığı, açıkça anılmamakla birlikte Osmanlı olduğu tahmin edilebilecek bir imparatorluğun parçası gibi… Burada din ve devlet işleri tümden ayrılmış olup ülkeyi laik teknokratlar yönetirken, kadınlara eşit haklar tanınmıştır. Tel Aviv kenti henüz kurulmamış, yoğun demiryolu ağları Yafo ile Kahire ve Şam kentlerini birbirine bağlıyor. Tarım için ise geniş sulama projeleri geliştirilmiş, yapay nehirler oluşturulmuş. Dahası, Akdeniz ile Ölü Deniz’in arasını bağlayan kanal, neredeyse sınırsız derecede elektrik enerjisi üretiyor.

“Herzl Said “/ Gesher Tiyatrosu

İşte böyle bir ortamı düşlemiş olan Herzl, 45 yıllık “zaman tüneli”nden çıktığında kendini oldukça değişik bir ülkede buluveriyor! Önce İsrail bayrağını garipsiyor, sonra askerlere takılıyor, ardından yanıbaşında bulunan halk temsilcilerine Altneuland romanında anlatmak istediklerini göstermek için, oradan bazı bölümleri bizzat onlarla sahnelemek istediğini belirtiyor. O sırada sahnenin sol tarafında küçük bir İtalyan sahnesi beliriyor ve Herzl’in rejisinde haham, asker, çiftçiler ve aralarında bulunan bir genç kız, düşsel 1923 döneminin halkını canlandırmaya başlıyor, zaman zaman ise sahnedeki “sahne”nin dışına taşarak, 1949’un nice tatlı/acı gerçekleriyle de yüzleştiriyorlar bizleri! Bu bağlamda izlediğimiz “oyun içindeki oyun” ile bazı ince eleştirileri de gözden kaçırmıyor, rüya ve gerçekler arasında gidip geliyoruz.

Bu son ikileme bir örnek vermek gerekirse, Roy Hen’in Altneuland’dan oyuna virgülüne dokunmadan aldığı şu diyaloğu aktaralım: Öykünün geçtiği topraklarda doğmuş ve Almanya’da eğitim gördükten sonra ülkenin ileri gelenleri arasında yerini almış olan Reşid Bey, Hristiyan/Alman bir ziyaretçinin “Buradaki yerli halk, Yahudilerin gelmesiyle zarar görmüş ve yurtlarını terk etmek durumunda kalmış mıydı?” sorusunu “Onların gelmesi hepimiz için büyük bir nimet sayılır…” şeklinde yanıtlarken, gerekçesini de şöyle açıklar: “Burada toprağı olanlar, bunu Yahudi toplumuna yüksek fiyatlardan satabildi. Ancak toprak sahibi olmayanlar da kazandı, zira onlara bu yeni ülkede çalışarak refaha kavuşmak olanakları doğdu…”

Oyunu yukarıda “dört dörtlük” olarak adlandırmamın nedenleri gerçekten dört yönlüdür! Bunların ilki, Roy Hen’in kaleminden gelme son derece zeki diyalogların yarattığı güldürü öğesiyle, roman ile gerçek arasında bu topraklarda gelişen tarihsel diyalektiğin peyderpey ortaya çıkarılmasıdır. İkincisi, sahnedeki “sahne” ile dışarıya taşan, antik bir araba ile yapılan Tiberias Gölü gezintisi ve benzeri devinimlerin altını çizen başarılı ışık, sahne ve giysi tasarımları eşliğinde Yevgeny Aryenin kucaklayıcı yönetimi olsa gerek… Bir diğeri, bu ustalıklı reji çalışmasına sinerji sağlayarak nice değişik roller üstlenen (sadece!) altı kişilik oyuncu grubunun yanı sıra Herzl’i başarıyla canlandıran, sadece Gesher’in değil İsrail’in sahne yıldızlarından Gilad Kletter. Ve –unutmadan– dördüncüsü, başta Ruth Rasyuk ile Henry David’in minimalist bir koreografi eşliğinde ustalıkla söyledikleri, aralarında Beatles’a kadar uzanan popüler melodilere gene Roy Hen’in sözlerini eşleştirdiği kabare türündeki şarkılar…

İlk basımı 1902’de yapılan ve bazı yönleriyle gerçekten bir masalı andıran Altneuland romanının kapağına Theodor Herzl “İsterseniz, bu bir masal olmaktan çıkar…” ibaresini koymuş, kitabın son sözünde ise “…ancak istemiyorsanız, size anlattıklarım bir masal olarak kalır…” saptamasını getirerek, konuyu şöyle bağlamıştı: “Rüyalar, eylemlerden zannedildiği kadar uzak değildir. Insanoğlunun tüm yaptıkları daha önce bir rüya idi, daha sonra da bir rüya haline gelir…” Oyunun sonunda yeniden tabutuna giren Herzl’e aynı sözleri söyleten Roy Hen ise, izleyicileri bu önemli ikilem ile evlerine gönderiyor!

1949’dan 1911’e…
İsrail’in Maariv gazetesinde çıkan bir yazıda “Daha iyi bir geleceği düşleyebilmeyi sağlayacak, etkileyici bir oyun” olarak tanımlanan eleştirel Herzl Said’in ardından, bu kez asırlık bir romanın oldukça hafif bir sahne uyarlamasını, nostaljik tebessümlerle izledik:

“Marienbad’da Yaz “

Günümüzde Damdaki Kemancı müzikalinin temelini oluşturan Sütçü Tevye öykülerinin yaratıcısı olarak bilinen Ukrayna asıllı mizah yazarı Sholem Aleichem’in 1911 yılında kaleme aldığı Marienbad’da Yaz romanını, İsrail’in ünlü beyazperde yönetmeni Noga Ashkenazi tiyatroya uyarlamış. Onun gibi sinema sektöründen gelme yönetmen Amir Wolf’un, birazcık da sessiz film havası vererek ince ince işlediği aynı isimli oyun, bir piyanist ile 15 kişilik kalabalık bir kadro ile sahneye taşınıyor… Özgün romanı oluşturan 36 mektup ve 46 telegraf metnini ustalıklı bir kolaj ile birleştirmesini bilmiş olan Wolf, orada anlatılanları sahnedeki 6 kadın ve 9 erkek tarafınca nefes kesici bir devingenlikle sahneye koyuyor. Konu aslında çok bilinen, hiç bir özelliği olmayan yalınlıkta: Döneminin Polonya’sındaki varsıl Yahudi toplumunun (kadın veya erkek) bireyleri, yaz aylarını komşu Çekoslovakya’nın ünlü Marienbad kaplıcalarında geçirirken, Varşova’da kalmış eşlerini aldatıyor mu, bu konudaki dedikodular nasıl da hemen oraya ulaşıyor – özetle: “Marienbad’da hapşıran olursa, ona Varşova’dan ‘çok yaşa!’ yanıtı geliyor hemen!”

“Marienbad”

Sahnelerin bir bölümüne sessiz sinemayı andırırcasına piyanosuyla eşlik eden Boris Zimin’in Varşova-Marienbad trenini anons etmesiyle başlayan, oraya gidenlerle burada kalan eşleri arasındaki açıklayıcı diyaloglarla çarpıcı devinimleri, oyunu kıpırdatan gerilimli ilişkilere ustalıklı bir giriş sağlıyor. O ilişkiler ki, Marienbad’daki “dayanılmaz perhiz, zorunlu spor ve sıkıcı akşamlar”dan şikâyet edenler ile “seni orada şu erkek/kadınla şu barda ve o restoranda samimi pozlarda görmüşler!” türündeki atışmalarla sürüyor… Sahnenin her bir yanına yığılmış, zaman zaman havada da uçuşan yüzlerce kağıdın simgelediği onlarca mektup ve telgrafı oyunculara okutmasının yanı sıra, orada yazılı olanları sahneye aktaran Amir Wolf ile birlikte, profesyonellikleriyle göz dolduran Adam Keller (sahne), Alexander Skirin (ışık), Vanya Bowden (giysi tasarımları), Ronnie Reshef (müzik) ve Talia Beck (koreografi), bu basit anlatıyı küçük bir başyapıta dönüştürmeyi bilmişlerdir.

Kısacası – Gesher Tiyatrosu, bu sezonda sahnelediği toplam 14 oyun ve 3 çocuk oyunu ile Aeschylus’dan Hanoch Levi gibi antik/çağdaş klasiklerle, Odysseus’dan Gulliver’in Seyahatler’ine kadar görsel şölenlerle her yaştaki tiyatro meraklısına en yetkin şekilde yönelmesini biliyor…

(Sahne fotoğrafları: Raday Rubinstein )

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku