“Yan Rol” ve “Kendi Gökkubbemiz”: Oyuncusu Tek, Alkışı Pek İki Oyun

Eda Geven
1318 Görüntülenme
“Yan Rol” ve “Kendi Gökkubbemiz”: Oyuncusu Tek, Alkışı Pek İki Oyun

Sezonun tek kişilik oyunları diğerlerinden bir adım öne çıkıyor. Nasıl çıkmasın ki? Tek kişi, belirli bir süre boyunca canlandırdığı karakterin, anlattığı hikayenin hakkını veriyor, oturduğumuz koltuklarda gözümüzü kırpmadan izlememizi sağlıyor ve sonunda böylesine emeğin karşılığında alkışlarımızı kazanıyor. Geçtiğimiz ay izlediğim Yan Rol ve Kendi Gökkubbemiz de böyle bir tanıma uyan oyunlarda başı çekiyor.

Tek kişilik oyunlar zor ama iyi yapılırsa, benim için en özel oyun oluyor. Bir kişi bazen tek bir karekteri, bazen de birden fazlasına can veriyor, bizi hikayenin içine çekiyor ve anlattığı ne varsa sonuna kadar inandırıyor. Bize de bu başarıyı takdir etmek düşüyor. Tüm bu nitelikleri taşıyan İkinci Kat Tiyatro’nun Yan Rol ve İstanbul Devlet Tiyatroları’nın Kendi Gökkubbemiz oyunları, sezonun en çok sevdiğim tek kişilik oyunları arasında haklı yerini alıyor.

Yan Rol / İkinci Kat 

Geçtiğimiz sezon seyircisine merhaba diyen Yan Rol, izlemekte geç kaldığıma hayıflandığım bir oyun oldu. Bugüne kadar oyunculuk kariyerinde ve kendi hayatında hep yan rollerin kadını olan Canan’la tanışmakla başlıyoruz. Her ne kadar şuh bir giriş yapsa da bunda bile yan rolde olmaktan geri duramıyor. Sonra çıkarıyor ayakkabısını, topluyor ayaklarını, koltuğa geçip hikayesini anlatmaya başlıyor. En yakın arkadaşıyla muhabbetinden, babasıyla ve ailesiyle ilişkisine kadar hayatını bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne seriyor. Neden yan rolde olduğuna bir kez daha emin olurken birden şaşırtıyor bizleri. Bir karar veriyor ve karanlık tarafa geçiyor. Sonrası da, izleyicinin takdirine kalıyor.

Önceliğimiz ve iyi ki’miz ailemiz, destekçimiz, adı üstünde arka çıkanımız arkadaşlarımızdır. Ancak daha önemlisi, kendimiz ve toplamamız gereken cesaretimiz var. Bunlar gerçekleşirse diğer kavramlar değer kazanır ve hayatımızın başrolünde oynamaya başlarız. Biraz risk ve biraz gözünü karartmaktan bir zarar gelmez, hatta kim bilir yeni kapıların da anahtarı olabilir. İnanmaktan ve kendine güvenmekten sonra kendini gerçekleştirmeye gelir sıra. İşte o zaman gelsin başrol, denensin yeni fırsatlar… Kalemine her zaman hayran olduğum Deniz Madanoğlu, oyunda aynen bunları anlattı bana. Tıpkı Poz’da, Medet’te olduğu gibi, hayattan başka bir kadını koydu sahneye. Yine başarıyla ördüğü oyun akışı ve getirdiği sonla, sevdiğim oyunlarına bir halka daha eklemiş oldum.

Oyuncu Başak Kara böyle bir karaktere çok yakışmış. Sahneye adımını atmasından yeni Canan olarak selamını vermesine kadar olan süre boyunca karakterin travmalarını, ikilemlerini, hırsını, mahcubiyetini, kısaca hissettiği her bir duyguyu ayrı ayrı bize de yansıttı. Canan’a yapma artık demek, haydi daha ne duruyorsun diye sarsmak, sonrasında da sarılmak istedik. Kısaca Canan’ı yani Başak Kara’yı çok sevdik.

Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk, bu iyi oyunu doğru oyuncuyla buluşturmayı ve bize de böylece güzel bir oyun seyri yaşatmayı başarmış. Ancak oyunun sadece İkinci Kat’ın sınırları içinde kalmaması, İstanbul’un iki yakasındaki birçok sahnede yerini alması konusundaki dilek ve temennimi belirtmek istiyorum. Oyun, daha fazla ilgiyi ve seyirciyi hak ediyor çünkü. Daha çok kişiye ulaşmalı ki, izleyenler izlemeyene anlatsın; onlar da izlesin ve alkışlasın, sonra onlar da diğerlerine anlatsın ve bu, hep böyle gitsin….

Kendimizden, anne babamızdan ve çevremizden çok fazla ortak özellik bulacağımız, hayata karşı cesur, fırsatlara karşı daha çok açık olmak konusunda birbirimizi motive edeceğimiz, belki içimizdeki yeni Canan’ı uyandıracağımız Yan Rol, sezon bitmeden izlenecekler listenize mutlaka konulsun. Sizlere iyi seyirler, benden de Canan’a selamlar!

 

Kendi Gökkubbemiz / İstanbul Devlet Tiyatrosu 

Devlet Tiyatroları’nın, tadı damağımızda kalan oyunlarına hasretiz ve iyi oyunlar izleme keyfini de arıyoruz. Birkaç yıldır istisna iki oyun hariç kapısını nerdeyse hiç çalmadığım Devlet Tiyatroları’na gitmeme kuralımı Kendi Gökkubbemiz ile bozdum. Oyun sonunda o eski tadı ne kadar özlediğimi hatırlayarak, iyi bir metin ve harikalar yaratan oyuncusu Okday Korunan’a hayranlığımla içim titreyerek Üsküdar Tekel Sahnesi’nde ayrıldım.

Kendi GökkubbemizYahya Kemal’in hayatından kesitlerle, şair dostlarını, Fransa yıllarını, Atatürk’le buluşmasını, memleket özlemlerini, şiire bakış açısını ve cananını anlatıyor. Cerrahpaşa’daki hasta yaşamından geriye doğru hayatının dönüm noktalarını, ilhamını, Türkçeye hayranlığını ve şiirlerini paylaşıyor. Edebiyatın bu en özel alanına kendini nasıl adadığını izliyoruz ve onunla birlitke içimizden tekrarlıyoruz “insan alemde hayal ettiği kadar yaşar.” Akıncı ve Sessiz Gemi şiirlerini onun ağzından dinlerken de mest oluyoruz. Ve ben heyecanla alkışlarken bir kez daha inanıyorum ki, Yahya Kemal, bu dünyaya şiir yazmak ve bizi sanatıyla, edebiyatla bir araya getirmek için gelmiş, iyi ki gelmiş.

Sönmez AtasoyKendi Gökkubbemiz’i 1990 yılında yazmış, ilk olarak Ankara Devlet tiyatrosu’nun oda tiyatrosu bölümünde Rüştü Asyalı tarafından sahnelenmiş. Sonra da, Toron Karacaoğlu tarafından yaklaşık 10 yıl boyunca izleyicilerle buluşmuş. Toron Karacaoğlu aynı zamanda Yahya Kemal’le bir araya gelme şansını da elde etmiş. Kalemindeki ustalığına saygı duruşunda bulunduğumuz Atasoy, bu oyunla Yahya Kemal’i daha çok sevmemizi ve takdir etmemizi sağlamış. Bir de, Türkçemizin ne kadar güzel bir dil, şiirin de ne kadar özel bir alan olduğunu bir kez daha anlamamızı. Yahya Kemal’i canlandıran Okday Korunan ise, yazarından aldığı bu emaneti çok güzel taşıyıp bize sunuyor. Şiirlerini okurken zihnimde canlandırdığım Yahya Kemal karşımdaydı. Onun yaşadığı sıkıntıları, güzel günleri, yazarken ki heyecanını, cananına duyduğu sevgisini iliklerime kadar hissettim. En son Sessiz Gemi şiirini gözüm kapalı dinlerken heyecandan kalbim çarpıyordu. Keşke oyun en az iki perde olsa ve bu keyif biraz daha sürse dedim.

Salona girdiğiniz zaman Yahya Kemal’in hasta yatağının, bavulunun yer aldığı, şiirli sayfaların, not kağıtlarının gökyüzündeki bulut misali asılı kaldığı, zemini sonbahar yapraklarının kapladığı muhteşem bir dekor sizi karşılıyor. Sahne tasarımını üstlenen Şirin Dağtekin Yenen oyunla birebir özdeşleşen, şiir gibi bir dekor tasarlamış. Oyunun sonunda benim gibi o şiirleri koparıp Okday Korunan’a okuması için vermeyi ve tek bir sayfa kalmayana kadar hepsini mest olmuş bir şekilde dinlemeyi isteyebilirsiniz (kendinizi engellemeniz biraz zor olacak).

Bu sezon Devlet Tiyatroları’nın tiyatro ve edebiyatseverlere yaptığı bir güzellik Kendi Gökkubbemiz*. Nefesinizi tutarak izlerken büyük şaire ve şiirine hayranlığınız biraz daha artacak. Okday Korunan’ı ve tek kelimeyle muhteşem olarak nitelendireceğiniz oyunculuğunu alkışlarken yorulabilirsiniz. Hatta, daha Üsküdar Tekel Sahnesi’nden ayrılmadan bir daha izlemek için plan yapabilirsiniz. Halen şiirler kulaklarımdan gitmemişken yakın zamanda yeniden seyredecek olmamın heyecanı içinde önerim, sizin de bu özel deneyime ortak olmanız. O zaman, şimdiden iyi seyirler ve hep şiirle kalmanız dileğiyle!

*Kendi Gökkubbemiz, bu sezon Direklararası Ödüllerinde Tableau (Tablo) Oyun kategorisinde ödüle layık görüldü. Tebrik ediyorum.

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku