Ayçe Özyiğit

Bekliyoruz… Emin olmadan… Gelir mi? Gelecek elbet!!! Belki de… Yoksa!!!

Bu metinde umutsuzluğa yer yok. Dolayısıyla literatürde o sözcük hiçbir zaman yer almayacak. Aksi söz konusu değil yani. “Gelmeyecek” demiyoruz. Peki ya gelmezse? “Yapacak hiçbir şey yok.”

Oyunumuz “Godot’yu Beklerken.” 2016 İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu olarak sahnelenen oyunun hikâyesi, Vladimir ve Estragon’un, gelip gelmeyeceği belli olmayan Godot’yu beklemesini anlatıyor. Onlar bu bekleyişi sürdürürken bizler de bu iki adam arasında geçen diyaloğa tanık oluyoruz. Anlam veremediğimiz bu absürt diyaloğun derinliklerine indikçe anlıyoruz ki aslında tüm o cümleler gerçekte bizleri aydınlatmaya ve genel anlamda var oluşumuzu sorgulamaya yönelik.

İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen, şair ve 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen isimlerinden; Samuel Beckett. Godot’yu Beklerken’i 1949 yılında Fransızca olarak yazdı ve oyun ilk kez 1953’te Paris’te sahnelendi. Zamanla ülke çapında ün kazanıp 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başlandı.

“Godot’yu Beklerken” oynarken de, izlerken de büyük dikkat isteyen bir oyun. İlk bakışta oyun bizlere başlı başına bir anlamsızlıklar abidesi gibi görünebilir. Birbirinden değişik karakterler, ilginç diyaloglar ve anlam veremediğimiz bir bekleyiş. Vladamir ve Estragon, işçi sınıfından iki arkadaş. Onların tam anlamıyla neye sahip olduklarını ya da neye sahip olamadıklarını bilmiyoruz. Nereden gelip nereye gittiklerini de. Sahneye hapsolmuş olmalarının dışında ikisinin de hakkında bildiğimiz şeyler sınırlı. İkisinin de sahip olduğu çok şey yok, hatta hiçbir şeye sahip değiller bile diyebiliriz. İkisi de içinde bulundukları koşullardan rahatsızlar. İkisi de yoğun bir şikâyet silsilesi ile boğuşmakta ve ikisinin de bu durumdan kurtulmak için yapmayı seçtikleri tek şey var: “Bir kurtarıcıyı beklemek…”  Bir dakika!!! Bir şeyler galiba tanıdık gelmeye başlıyor. Kimdir bu kurtarıcı peki? Orası da muamma… Gelecek midir, gelmeyecek midir? Ya da belki de hiç var olmamıştır bu Godot denen adam. Ama o kapıyı açık bırakır Beckett. Kimilerine göre bir vazgeçiş hikâyesidir Godot’yu beklemek. Kimilerine göre de asla dindiremeyeceğimiz o umutcuklar yığını.  O “belki” hep olur ya. İşte tam da öyle…

Oyunun yönetmeni Şahika Tekand. Performatif sahneleme ve oyunculuk yöntemiyle sahneye koyduğu bu oyunla Afife ödülüne sahip oldu. İyi ki de oldu. Oyunda yaptığı güncel göndermeler ve kullandığı teknik dil sahnede bambaşka bir atmosfer yaratmış. Oyun başladığında, daha ilk andan itibaren şunu fark edeceksiniz: “Karşınızda oldukça kaliteli bir metin ve bir o kadar da kaliteli bir oyun sahnelenmekte.”

Oyunun dekor tasarımı Esat Tekand’a, ses ve ışık tasarımı yine Şahika Tekand’a ait. Oyunun çevirisini yapan isimler ise Uğur Ün ve Tarık Günersel.

Ve oyuncular… Cem Bender ve Onur Berk Arslanoğlu, Vladamir ve Estragon olarak hem çok uyumlular hem de oldukça başarılılar. Onur Berk’in o miskin havasını çok sevdim. Bender’in oyunculuğunun yanı sıra özellikle ses tonunu kullanışını da çok beğendiğimi söyleyebilirim. Özellikle; “Yapacak hiçbir şey yok”, repliği uzun süre aklımızda/dilimizde yer edecek gibi. Bir başkası o kadar güzel söyleyebilir miydi bilmiyorum. Sedat Kalkavan, Nazlı Deniz Korkmaz, Mehmet Okuroğlu oyunda yer alan diğer başarılı oyunculardan. Benimse özellikle değinmek istediğim isim… Bu yorumu Yiğit Özşener hayranlığımı tamamen göz ardı ederek yapıyorum. Kendisi, oyunculuğunu beğendiğim sayılı insanlardan. Onu sahnede izlemek benim için ayrı bir zevkti ama açıkçası o kadar başarılı bir oyunculukla karşılaşacağımı da hiç ummamıştım. Sadece gidin ve seyredin demek istiyorum. Bu sezonun gerçekten de izlenesi sayılı oyunlarından birisi “Godot’yu Beklerken.”

Kapılar açık mıdır ya da en azından bir nebze bile aralık mıdır, bilinmez. Bizler için de bir Godot var mıdır? Bizi çekip çıkaracak mıdır bu karanlıklardan? Biraz daha mı beklemeliyiz?

“Silkelen ve kendine gel”, diye bir klişe söz vardır. Aslında söz konusu olan o kişi sizsiniz. Umut etmek güzel tabii… Tüm o açık kapıları düşünmek, o “neden olmasın” sözleri… Her şey kulağa çok hoş geliyor. Fakat tüm bu bekleyişler yüzünden zaman bizden uzaklaşıyor. Beklemek de bir tercih tabii, ama gerçekte o “kurtarıcı” yok. Ne yaparsanız siz yapacaksınız.

Bir sonraki oyun, 15 Mayıs Pazartesi saat 20.30’da Zorlu PSM’de izlenebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here