“Yapraklar” Oyunuyla Sahneye Dönen Esen Özman: “Kuşakların Birbiriyle Barışık Yürümesi Tiyatromuzu Evrenselleştirir”

Burcu Okutucu
4589 Görüntülenme

Uzun yıllar Devlet Tiyatroları’ında yönetmenlik ve oyunculuk yapan Esen Özman, çağdaş Yunan yazar Andreas Flourakis’in “Yapraklar” adlı tek kişilik oyunuyla tiyatromuza içinden geçtiğimiz sancılı pandemi koşullarında umut ve mücadele dolu bir soluk getirdi. Yunanca aslından kendi çevirisiyle sahnelenen ve prömiyeri 24 Ekim’de Moda Sahnesi’nde gerçekleştirilen “Yapraklar”, Özman’ın İstanbul, Paris, Atina’da sürdürdüğü tiyatro serüveninin ardından İstanbul’a ve Türkiyeli seyircisine beş yıl sonra geri dönüşünü de simgeliyor. Esen Özman ile oyunun prömiyeri sonrası bir söyleşi gerçekleştirdik…

*****

Burcu Okutucu: “Yapraklar” oyunu ile yıllar sonra sizi İstanbul’da seyirci karşısına sizi çıkmaya iten ne oldu?

Esen Özman: Yıllar önce Fransa’dan döndüğümde elimde tek kişilik bir kadın oyunu vardı yapmayı hedeflediğim. Polonya’lı yazar Ewa Pokas’ın anlatısı bir kadın yalnızlığı metniydi bana göre.  Laurent Lévy Paris’ten gelip yönetmişti. Fransız Kültür Merkezi’nde iki temsil için Fransızca olarak hazırladığım oyunun birden önü açıldı. Türkçe’ye çevirip oynamam talebi de geldi. Ve her iki dilde de üç sezon boyunca çeşitli yerlerde sergilendiği gibi Paris’te Mandapa Kültür Merkezi’nde oynamaya varıncaya dek iş serpilip gelişti. Böyle sanki insanın kendi ruhuna, yüreğine yazılmış gibi metinleri yakalamak kolay olmuyor elbette.  Yıllar sonra, bu kez de Yunanistan’dan dönünce elimde tek kişilik bir kadın yalnızlığı metni vardı; “Yapraklar”. Aslında bu metin beş yıl boyunca çantamda benimle dolaştı.  Andreas Flourakis ve Yapraklar ile tanıştığımda bu oyunu er geç çalışmayı aklıma koymuştum. Ancak yurtdışında bulunmam, sık sık yaptığım yolculuklar, sabit bir yerde yaşamamam ve en önemlisi Yunanca öğrenme sürecinde olmam oyunun prömiyerini bu zamanlara kadar öteledi. Corona da girince araya oyun ertelenme kurbanı oldu. Yaz aylarında salgın yumuşar gibi olunca koyuldum çalışmaya ve her şeye rağmen oynama kararı aldım. Böylece yıllar önce o yaşlarımın kadın yalnızlığı oyunu Sıcaklık’ın bir tür uzantısı saydığım bu yaşlarımın kadın yalnızlığı oyunu Yapraklar’a doğru yelken açtım.

Burcu Okutucu: Pandemi döneminde yeni bir oyunla sahne almak zor oldu mu? Oyunun hazırlık sürecinde neler yaşadınız? Pandemi seyircinizi etkiledi mi? 

Esen Özman: Dediğim gibi, provalara pandeminin görece yumuşadığı süreçte başladım. Zaten pandemi öncesi dramaturji çalışmamı tamamlamış ve ezberimi yapmıştım. Hatta güzel bir sürpriz de olmuşdu daha öncesinde. Andreas Flourakis Yapraklar çevirimi Eurodram’a göndermemi söyledi. Eurodram internet ortamında o yılın ortaya çıkmaya değer yapıtlarını değerlendiren uluslararası bir kuruluş. Yapraklar çevirim 2019 yılının Yunan dilinden Türkçe’ye çevrilmiş başarılı oyun beğenisini kazandı. Bu durum da beni yüreklendirmişti. Ben kendi çevirdiği metinlere de rahatlıkla kıyabilen, değiştirip dönüştürebilen biriyim. Metin üzerinde çalışma aşamalarını çoktan geçirmiştim. Kumbaracıbaşı yokuşunda bulunan GRİ Sahnede provalarımı yaptım. Yalnız olduğum için çok da zor oldu diyemem. Sonuçta bir tek ışık ve efekti yapan teknisyen ile çalışmaktaydım. Esas zorlayan temsiller oldu. Sizin oyunu izlediğiniz MODA Sahnesinin stüdyosunda prömiyer yaptım. Haliyle tiyatro içinde bağlantı halinde olduğum kişilerle önlemsel olarak kontrolü kaybettim. Söyleşiye gelenler, kutlamak isteyenler, teslim aldığım çiçekler, imzaladığım kitaplar… O aşamada artık kontrolü tutmak olanaksız.  Gelen seyirciler sağ olsunlar. Bu koşullarda gelen izleyiciye madalya takılır. Gelmeyene de hayıflanılmaz. Davet ettiğim çoğu dost bile gelmeye çekindi haklı olarak. Şu an hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde tiyatrolar kapalı. Amerika’da da durum böyle. Kültür Bakanlığı bu yıl özel bir hoşgörü gösterse diye dilerim doğrusu. 

Burcu Okutucu: Sizin oyunlarını çevirdiğiniz ve yakınen tanıdığınız bir isim oyunun yazarı Andreas Flourakis. Flourakis ile oyunun hazırılık aşamasında görüşme, birlikte çalışma fırsatı bulabildiniz mi?

Esen Özman: Evet, Andreas Flourakis’in yazımı bana çok yakın geldi. Onun “Bir Ülke Arıyorum” ve “Medea’nın Başörtüsü” oyunlarını da çevirdim. Eylül ayında Mitos- Boyut tarafından “Toplu Oyunları 1” olarak hayata geçti. Onu çevirmeye devam etmeyi de düşünüyorum doğrusu. Olgulara aynı yerden baktığımızı düşünüyorum. Sistem eleştirisini politikalar ötesi çok kendine özgü bir yorumla yapan bir yazar o. Aslında hiç değilmiş gibi görünse de “Yapraklar” oyununda da sistemin yalnızlaştırdığı bir kadına vurgu yapıyor. Sokaktaki her kadının gerçekteki yalnızlığını barındırıyor bu metin bana kalırsa. “Medea’nın Başörtüsü”ndeki kadın da sistemin ötekileştirdiği bir kadını irdeliyor. “Bir Ülke Arıyorum” ise küresel sistemin ötekileştirdiği tüm insanlığın açmazını vurguluyor. Flourakis zekî bir yazar. Bir kamplaşmaya girmeksizin farkındalığını zekîce sunuyor bizlere. Çözüm olmadığının bilincinde. Ama var olan durumlardan malzeme çıkarıp çalışmak da tiyatro için çok keyifli ve elverişli. İşte onun yakaladığı bu traji-komik ya da satirik insan halleri bana çok ortak ve yakın geliyor. 

Kendisiyle çalışıp çalışmadığımı sordunuz. Tabii çalışmadım. Sanırım kendisi de istemezdi. Ben de tercih etmezdim. Yazar oyununa noktayı koyduktan sonra o artık yoruma açık bir kamu ürünüdür. Flourakis’in  modernist bir tiyatro yönetmeni olduğunu söylemeliyim bu arada. Bir yazışmamızda şöyle bir söz sarf ettiğini anımsıyorum: “Sen benden daha iyi anımsıyorsun şu an metnimdeki bâzı ayrıntıları.” Oyunun o zaman diliminde bana ait olduğunu bilecek denli duyarlı bir yazar elbette Andreas Flourakis.

Burcu Okutucu: “Büyüyünce bir kadın olarak yalnız da kalsan korkularınla baş etmeyi öğreneceksin ” diyor yazar. Sizce de öyle mi? Sizin de yaşamsal korkularınız var mı? 

Esen Özman: “Büyüyünce bir kadın olarak yalnız da kalsan korkularınla baş etmeyi öğreneceksin.” Bu leitmotif olarak kullandığım kilit noktası metnin aslında. Oyunda gizli bir ana-kız ilişkisi var. Ana rahminin belirleyiciliği… Vurgu yapmak istediğim…  Yapraklar’ın kadını annesini sekiz yaşındayken kaybediyor. Travma tabii. Beş yaşında parkta kaybolduğunda ve anne-babasına yeniden kavuştuğu an annesinin sarf ettiği sözcükler bunlar: “Büyüyünce bir kadın olarak yalnız da kalsan korkularınla baş etmeyi öğreneceksin”. Anne adeta küçük kızını erkek egemen dünyaya zırhlı kılmaya çalışıyor. İnkâr etmeyeceğim. Günahıyla, sevabıyla… Yâni olumlu ve olumsuz sonucuyla annem de beni bu bakış açısıyla büyüttü. Gardını alan, erkek düzene karşı duran…  Andreas Flourakis’e bağlamak istiyorum gene. Bana kalırsa o feminist bir yazar.

Burcu Okutucu: Oyunda sıkça geçen “Yapraklar” ve ‘Leke” sizce neyi simgeliyor?

Esen Özman: “Yapraklar” hayatımızın takvimi… Bu çok açık bence Andreas Flourakis’in metninde. Yapraklar’ın kadınının balkonundaki yapraklar elbette hayatından sayfalar. “Leke”ye gelince…  Annesinin öldüğü gün evden kasabanın merkezine kitap almak üzere kaçıyor bizim Yapraklar’ın sekiz yaşını anlatan kadını. Yoğun kar yağan o sabah uzaktan baktığında kasabayı bir leke gibi görüyor. O ilk leke… Hayatımıza annenin ölümüyle gelen… Lekeler hayatımızda çoktur. İlk ilişki… İlk kandır… “O Leke” belirler kadının gelecekteki yaşamını…

Burcu Okutucu: “Yapraklar” sizin izini sürdüğünüz “yalnızlık” olgusunun neresinde duruyor?

Esen Özman: “Yalnızlık olgusu” Yapraklar oyununun tam da merkezinde duruyor. Az önce dediğim gibi çağdaş kadının yalnızlığını irdelediği için tercihimdi bu metin. Ben burada entelektüalist bir yalnızlıktan söz etmiyorum. Dünyaya egemen bir güncel tema olarak yalnızlıktan söz ediyorum. Çoğunlukların arasında yapayalnız bırakılmış insanoğluna kadın özelinde bakan bir metin bizimkisi. Karşı cinsle ilişkisi olsa da sonunda yalnızlığına kaçan, neslini sürdürmek yerine balkonundaki bitki ve çiçekleriyle oyalanmayı yeğleyen sıradan, sade bir kadının öyküsü bizimkisi. 

Burcu Okutucu: Bir oyuncu ve bir kadın olarak, bu oyunun sizin için “küllerinden yeniden doğmak” anlamına geldiniğini söyleyebilir miyiz?

Esen Özman: Oyun tanıtım yazımda “küllerimden adeta yeniden doğduğumu” dile getirmiştim. Ama bu sözüm oyun “Yapraklar” olduğu için değildi. Beş yıl aradan sonra yeniden tiyatro yapabildiğim içindi. Seçtiğim oyun farklı bir metin de olabilirdi. Ancak bir gerçek var ki, insan aşkla yaptığı işten zaten entelektüel olarak kopamaz. Bâzı işler ona âşık olmadan yapılamaz. Elbette bu süreçte okudum, yazdım. İkinci kitabım “Sahne Işığı”nı ortaya çıkardım. İki oyun yazıp, iki oyun çevirdim. Yunanistan’da bol bol oyun izledim. Bunları dergilerde paylaştım. Beynimde tartıştım. Sanatımızın nerelere evrildiğini gözlemledim. Beslenmeden ve çalışmadan sürdürülemez bizim meslek. O aşk küser. Bazen çekilmek de iyidir. Demlendirip dinlendirip, küllendirip yeni bir doğuma hazırlık yapmak için.

Burcu Okutucu: Yapraklar bu sezon hangi sahnelerde ve hangi zamanlarda  seyircisiyle buluşmaya devam edecek ? 

Esen Özman: Ah! İşte zor konu.  Evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir süreçten geçiyoruz. Moda Sahnesi’nde başlayan oyunumu provalarını yaptığım Gri Sahne’de sürdürmek hedef. Ama açıkcası, coronanın seyrinden korktum. Aralık ayı için durumu izliyorum. Niyetim İzmir, Bodrum, Eskişehir, Ankara, Antalya turneleri de yapmak. Görüşmelerim vardı. Ama erteledik. Ben yıllarca Antalya Devlet Tiyatrosu’nda çalışmış ve Anadolu kentlerinde oyunlar yönetmiş biriyim. Anadolu seyircisinin sıcak safiyetini özledim. Corona elverdiğince oyunu diğer kentlerimize götürmek arzusundayım.

Burcu Okutucu: Siz, uzun yılları farklı ülkelerde tiyatro yapmış, tiyatronun çok farklı alanlarında üretmiş ve ülkemizi başarıyla temsil etmiş birisiniz. Sizce Türkiye tiyatrosu dünya tiyatrosunun neresinde?

Esen Özman: Yücelten sözleriniz için öncelikle teşekkür ederim. Fransa yıllarımda şöyle düşünürdüm: Dramaturji ve reji (yorumlama) sanatı Batı’da güçlü ama oyunculuk sanatı Doğu’da doğuştan gelen bir yetenek. Düşüncelerim biraz farklılaştı oyunculuk adına da zaman içinde.  Bir standartımız yok sanki. Ekolümüz oluşamadı. Dört ya da beş kuşak önceye baktığımızda (çok kabaca açımlıyorum elbette) Darülbedai (yâni bugünkü IBBŞT)’yi biçimlendiren bir André Antoine ekolü ve Devlet Tiyatroları’nı besleyen Carl Ebert ekolü vardı.  İkisi de erken kan kaybına uğradı. Nedeni strateji yoksunluğu, kuramsızlık (burada alaylılığı da bir kurama yerleştirmekten söz ediyorum, alaylılık kimi zaman olumladığım bir durum ama tartışması başka bir ortama bırakılacak konu elbette), toplumsal ve siyasal etmenlerden kaynaklanıyor olsa gerek. 

Adı geçen ödenekli tiyatrolara sanatçı yetiştiren Devlet Konservatuarları süreç içinde üretimi değil taklitçiliği seçince ve toplumsal koşullar da durumu destekleyince bugün içine düştüğümüz kaotik noktaya varıldı.  Tarih böyle işaretliyor.  Bu söyleşiyi Devlet Tiyatrolarının ve Devlet Opera ve balesinin tüzel statüsünü yitirdiği bir günde yapıyoruz. Oysa bir ulusun olmazsa olmaz ölçütüdür Devlet’inin tiyatrosu. Ulusal tiyatro, o Devlet’in tiyatrosu ile ve ona rağmen var olur. Günümüz düzeninde neredeyse her bir köşe başına açılmış tiyatro okullarından çıkan ve hemen her bir Üniversite’nin içinde konuşlanan tiyatro bölümlerinden mezun oyuncular bir yerlerde tiyatro yapıyorlar. Vahşi bir didişmenin içinde dizilerden rol kapma derdine düşmüş olarak buluyorlar kendilerini. Genç oyuncunun dizide oynamaktan başka ekonomik kaynağı çok az.  Biraz daha idealist oyuncu ise görece popülerliği ya da görünürlüğüyle tiyatroya seyirci toplamak için dizi yapıyor. Mevcut gerçekliğimiz içinde anlaşılır bir durum bu tabii. Oysa ekol oluşturmak başkadır…  Günü birlik işlere oyuncu yetiştirmek için kurs türünden okul kurmak ise bambaşkadır.

Batı’da Ekol’ler belirler tiyatronun özünü. Örneğin bir Comédie-Française ekolü diyebiliriz. Bir Peter Brook, Ariane Mnouchkine ekolü diyebileceğimiz gibi… Strehler, Grotowski, Terzopoulos ekolü diyebileceğimiz gibi… Sadece klasik değil öncü ekolleri de sayıyorum burada. Bu kişilerin yanından geçmek, onlarla şekillenmek ya da onlara karşı dönüşmek aslolan bir tiyatro yasasıdır. 

Bu örnekleri veremiyoruz yazık ki ülkemizde. Evet, iyi yönetmenlerimiz var, iyi oyuncularımız var. Çok pırıltılı, hayran olunası genç oyuncularımız var. Ama bâzıları el yordamıyla çıkabiliyor,  çoğu da çıkamadan yitiyor.  Batı ülkelerinde insanlar tiyatroya oyunculuk, yorum izlemeye giderken, bizde dizideki güzel kızla, yakışıklı delikanlıyı yakından görmeye gidiyorlar.  Tiyatro bir eğlence alanı değildir. Kültürel ve entelektüel bir üst yapı kurumudur.   “Öncü” ve “amatör” kavramları da oturmadı henüz bizim toplumda. Pek çok amatör kıvamda güzel iş yapılıyor. Ama alternatif iddiada olup da amatörce yapılanlar çakılıp kalabiliyor. Tam da bu noktada tiyatroların belirli bir yaş grubuna gereksinimi olduğunu söylemeliyim. Batı tiyatrosunu bana sordunuz. Uzağa gitmeyelim. Komşumuz Yunanistan’da 40-70 yaş aralığı oyuncular oyunlardan oyunlara koşuyor ödenekli ve özel tiyatrolarda hem de öncü, alternatif, çarpıcı çalışmalarla. Sahnelerde kuşakların iç içe geçmesi gerek. Oysa bizde yaşlı diye kenara atıldıkları için çoğu metnin sahnelere taşınamadığına tanık oluyoruz. Bu, bizde elbette nüfusu genç ve sürekli kabuk değiştiren bir toplum olmamızdan kaynaklanan sosyolojik bir sorunsaldır.  Batı toplumlarında sahnelerdeki en aktif yaş grubu 40-80’dir dersem abartmış olmam. Nice genç tiyatro yazarı o yaş grubu için oyunlar yazıyor. Batı dramaturjisi o yaş grubuna da çalışıyor. Batı’da genç oyuncu ileri yaştaki oyuncuya değer verip saygı duyuyor. İleri yaş oyuncusu da gencin dinamizmi ile deneyimini zirvelere taşıyabiliyor. Aynı yaşam gerçeğimizdeki gibi bir paslaşma bu… Zaten oyunculuğun özü tektir. Oyunculuk sanatı yorumlarla çağdaşlaşır, dönüşür, yenilenir. Ekollerle tazelenir, güçlüyse kuramını oluşturur eleştiriye açılır, seyircinin beğenisine sunulur. Kuşakların birbiriyle barışık yürümesi insansal ve evrensel olana yaklaşmanın biricik yoludur tiyatro âleminde bana kalırsa. 

Burcu Okutucu: Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz Esen Hanım…

Esen Özman: Yapraklar oyunu, yazarı Andreas Flourakis ve hep iyileştirme adına çabaladığımız sanatımız tiyatro üzerine sohbet ve söyleşi olanağı verdiğiniz için be de size çok teşekkür ederim.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku