Yaşar Ersoy’dan “Koronavirüs Günlerinde Dünya Tiyatro Günü Bildirisi”

editor
2292 Görüntülenme

Tiyatro oyuncusu, yazar ve yönetmen Yaşar Ersoy’un “Dünya Tiyatro Günü Bidirisi’ni okurlarımızla paylaşıyoruz:

KORONAVİRÜS GÜNLERİNDE DÜNYA TİYAYRO GÜNÜ BİLDİRİM

Dünya, küresel salgında hastalanan ve ölen insanları saydığı günlerden geçiyor…
Hastaları ve ölenleri her gün saya saya endişesinin ve korkusunun daha da arttığı günlerden…
Çaresizlik içinde eve kapanarak soluk almaya ve hayatta kalmaya çalıştığı günlerden…
Dünya korku ve endişe içinde…
Ölüm ve sokağa çıkma yasakları peşi sıra geliyor…
Koronavirüs kapıyı ne zaman çalacak diye beklediği, ölümcül günlerden geçiyor dünya…
İşte böylesi günlerde maalesef tiyatronun ışığı da söndü…
Karanlıkları aydınlatan, “Kral Çıplak”tır diye haykıran, sorgulayan, sorgulattıran, yüzleştiren, düşündüren, düşleri gerçek yapan, bir devrim provası olan tiyatronun perdeleri de kapandı.

Ve ilk kez bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatrolar;

“Çıkın ışığa
Buluşabilenler
Sevindirebilenler
Değişebilenler…”

diye çağrı yapıp seyircisiyle kucaklaşamıyor… Tiyatro emekçileri ile seyirciler göz göze, yürek yüreğe, akıl akıla gelerek, o harikulâde coşkuyu duymanın, yaşamanın ve insan kalmakta direnmenin paylaşımını yapamıyor…

Ne yazık ki, koronavirüs ekonomik, sosyal, kültürel yaşamın tüm çarklarını durdurdu…Bütün okulların kapandığı gibi bir “Halk Okulu” olan TİYATRO da perdelerini kapatmak zorunda kaldı.
Dünyanın yeni efendisi KORONAVİRÜS hayatı teslim aldı…
Koskoca kapitalist kibirli batı bile, koronavirüs önünde diz çöktü ve imdadına sosyalist Küba yetişti.
Bu durum nasıl açıklanabilir?..
Bir söz vardır, “varılan sonuç o güne kadar yapılan işlerin özetidir.”

Peki, nasıl bu hale geldik?
Ne suç işledik de koronavirüs belâsıyla cezamızı bulduk?
İnsanlık bu belâdan kurtulmak için bu soruların cevabını bulmak zorundadır.
Çünkü neyin olması gerektiğine giden yola, neyin olmadığından hareketle girilebilir…
İnsanı ve hayatı sorgulama, yüzleşme ve yeniden yaratma görevi olan tiyatronun, burjuva hümanist sızlama ve yakınmalarından uzak, bu soruları sormak ve yanıt bulmak sorumluluğu vardır.

Bilimi, bilim olmaktan çıkarmadan, paranın emrine sokmadan konuşan bilim insanları, bu ölümcül belânın, insana ve doğaya verilen tahribatın sonucu olduğunu yazıyorlardı.
Bunun suçlusunun da, doymak bilmeyen kapitalist sistem ve onun elit zenginleri olduğunu belirtiyorlardı.
Çünkü insana ve doğaya saygılı olmayan bir düzende, bu ve benzeri belâlar kaçınılmazdır. Küreselleşmeyle birlikte insanlık daha mutlu olacağını düşünürken, kapitalizmin küreselleşmesiyle birlikte, belâlar daha da çoğaldı ve bugünlerde evlerine kapanan, yalnızlaşan insan tek başına ölümü beklemeye başladı.
Dizginlerinden boşanmış küresel kapitalizm, 20. ve 21.yüzyılda doğaya ve insana karşı tahribatını daha da vahşileştirerek, bizi ölümle yüz yüze getirdi.

Açlık,yoksulluk ve sefaletin yanı sıra ekolojik yıkıma da sebep olan kapitalizm, hızla insanlığı, uygarlığı ve doğayı büyük bir felâkete sürüklediği apaçık görülüyor.
Atmosfer ısındı, ozon tabakası delindi, tropikal ormanların çoğu yok oldu, biyolojik genetik çeşitlilik hızla azaldı, çevre, toprak, su zehirlendi, denizler kirlendi, denizlerdeki yaşam tehdit altında, içtiğimiz ve yediğimiz gıdalar ölümcül hastalıklara sebep oldu, çölleşme genişledi, radyoaktif kirlenme ve nükleer tehlike canlı yaşamı yok etme noktasına ulaştı, yaşam tam bir kâbusa dönüştü.
Bu kirlenme ve tahribata insanın kirlenmesi de eşlik etti…
Sosyal kötülükler yaygınlaştı.

İnsana dair, onun yaşamına dair, yaşamın bütün yönlerine dair ne varsa metalaştığı, parasallaştığı, soysuzlaştığı bir toplumsal düzende ,insan var olmak için yüzsüzce çırpınır duruma geldi. Bu soysuz, arsız çırpınışıyla insan, bencilleşti… Değer ölçülerini yitirdi “becer de nasıl istersen becer” anlayışı hakim oldu.
Tüketim çılgınlığı içinde ego şişirmeleriyle Fikret Demirağ’ın ifade ettiği gibi;

“Ben! Ben! Narkozlu bir kalabalık;
genel manzara!
Bir insanlığı kayanlar kalabalığında
herkes,
Elini sallayan elli bencilige çarpıyor.”

Küresel kapitalizm bir yandan doğanın ve insanın kirlenmesine ve yıkımına neden olurken, diğer yandan emperyalist savaşlarla ülkeler işgal etti. Sömürdüğü ülkeleri, demokrasi, refah, mutluluk vaadiyle cehenneme çevirdi. Bunu da “terörle mücadele” diye adlandırdı.
Kapitalizmin dayattığı sömürü ve açlıktan dolayı BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre, dünyada her 10 saniyede bir çocuk ölmekte.

Tüm bunlar elit zenginlerin daha çok zengin olması için yapılmaktadır.Zira kapitalizm, yoksulluk üretmeden zenginlik üretemez.
Küresel zengin elitler daha zenginleşirken, küresel düzeydeki işsizlik, yoksulluk, sefalet artışı, ahlâki çürüme ve anlam kaybına da neden oldu..
Bilimi bilim, sanatı sanat olmaktan çıkardı.
Kısaca, kapitalizmin, insana ve hayata verdiği tahribat ve yıkım sayesinde, canlı hayatın kalbi durma noktasına geldi.
Tüm bu kötülükleri görüp söyleyenleri ise,küresel zengin elitler ve onların yandaş sözcüleri “felâket tellallığı” ve “bozgunculuk” yapmakla suçladılar.

Oysa her şey apaçık ortada…
Evet, koronavirüs gözle görülmüyor, ama dünyayı ölümle tehdit ediyor!..
Gelinen süreçte insanlığın önünde…
Bilimin, sanatın, felsefenin önünde…
Kapitalizmin radikal eleştirisini yapmak duruyor.
Ama sadece kötülükleri teşhir etmek için değil, yaşanılır bir dünya, sürdürülebilir bir uygarlık ve doğaya verilen tahribatı durdurmak için gereklidir!…

Halkların özgürlük, eşitlik, adalet, barış, kardeşlik özlemini yani sosyalizmi gerçekleştirmek için gereklidir!…
Kapitalist barbarlığın dayattığı köleliğe sömürüye, savaşlara, işgallere, teröre son vermek için gereklidir!…
Onurlu emek mücadelesini bilinçli vermek için gereklidir!..
Hem de burjuva hümanist sızlama ve yakınmalarından kurtularak verilmelidir!..
Bu anlamda ekonomik, sosyal, ideolojik, politik, etik, kültürel ve sanatsal mücadelenin sınıf bilinciyle verilmesi gereklidir!…

Aksi durumda insanlığın bir geleceği olmayacak demektir!…
Elbette “varılan sonuç o güne kadar yapılan işlerin özetidir.” Ve elbette her sonuç aynı zamanda bir başlangıçtır.
Dünya Tiyatro Günü bildirimi, dünya tiyatrosunun büyük ustası Bertholt Brecht’ın şiiriyle bitireyim.

“Bir sonuca gitmeyen bilgiyi
bilmek mi sanıyorsunuz?
Bu dünyayı gerçekten değiştirmiyorsa!
Dünya buna muhtaç.
Korkusuz ayrılırken bu dünyadan hızla;
Bir diyeceğim var:
Dünyadan yalnızca iyi bir insan olarak
ayrılmayın, yetmez…
Ardınızda iyi bir dünya bırakmaya
bakın!

YAŞAR ERSOY

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku