Yasmina Reza’dan Sağırlar Diyaloğu: “Vahşet Tanrısı”

Latif Acarlıoğlu
1887 Görüntülenme

20. yılını kutlayan Eskişehir Şehir Tiyatroları‘nda, Haller Gençlik Merkezi Salonu’nunda oynanan Fransız yazar Yasmina Reza (doğumu 1959)’nın yazıp Zeynep Avcı’nın dilimize aktardığı 2009 Tony En İyi Tiyatro Oyunu ödülünü alan Vahşet Tanrısı’nı ilk gösteriminde seyrettim. Oyunları yaklaşık 35 dile çevrilmiş, İran kökenli Rus baba ve Macar asıllı annenin kızı olarak Paris’te dünyaya gelen Reza, oyun yazarlığı yanında, senaryo ve roman da kaleme almış, hatta Babylone başlıklı polisiye romanıyla 2016 yılında Fransa’nın saygın ödüllerinden Renaudot’ya layık görülmüş çok yönlü bir sanatçı. 

Tanıtım kitapçığına baktığımızda, Vahşet Tanrısının yetkin bir ekip tarafından sahnelendiği görülmekte. Yönetmen koltuğunda, Şehir Tiyatroları’nın başarılı ve sevilen sanatçısı Mert Kırlak oturmakta. Oyunculara gelince; yönetmen yardımcısı da olan Çiğdem Altuğ Veronique’i, Korel Cezayirli Michel’i, Başak Boran Oksal Annette’i, Murat Danacı Alain’i canlandırmakta. Sahne dışında ise, dramaturji Şafak Özen’e, müzik Ali Eyidoğan’a, dekor tasarım Aylin Önen’a, ışık taraşım Ali Rıza Tekin’e ait.

Konu :

Yasmina Reza, Vahşet Tanrısı’nı oğlunun arkadaşları arasında yaşanan bir olaydan hareketle yazmış. Konu şöyle gelişmekte: Annette ve Alain Reille’in 11 yaşındaki çocukları Ferdinand, Veronique ve Michel Houillié’nin aynı yaştaki oğlu Bruno’nun suratına sopayla vurarak dudağını şişirip iki dişini kırması üzerine, Reille ailesi çocukları barıştırmak için “mağdur” aileye bir iyi niyet ziyaretinde bulunur. Çocukların bulunmadığı sahnede, yaralama olayı aileler arasında tartışılır ama saatlerce konuşulmasına rağmen, sorunun çözümü bir yana, durum daha da karışır ve aralarındaki anlaşmazlık daha da büyür. Birbirlerini anlamayan bu çiftler, kendi aralarında da anlaşamamakta, sürekli biri diğerinin açığını arayıp kendi çıkarını ön plana çıkarmaktadır. Dört kişiyi tek tek ele aldığımızda, her biri kendi açısından haklıyken, diğerleri açısından haksız duruma düşer. Sonra, konu dönüp dolaşıp kişilerin kendi iç dünyalarının sorgulanmasına yönelir. Her birinin kirli çamaşırı ortaya döküldüğünde, bu kez de kendilerini -boşuna- aklama çabasına girerler ve hiçbiri diğerini ikna edemez. Çocuklarına erdem aşılamak isteyen anne babaların da “yunmuş, yıkanmış” olmadıkları, birbirlerine uyguladıkları sözlü şiddetten anlaşılır: Çalışma yaşamları, davranışları, karakterleri, onları ahlak dersi vermekten alıkoymaktadır. 

Her ne kadar karakterler, çiftler-erkekler-kadınlar olarak ikili düzeyde dayanışma içine girseler de, genelde yalnız kalmaya mahkumdurlar. Çocukları barıştırmak isteyen aileler bir arpa boyu yol alamazlar. Çünkü günümüzün modern insanları sürekli konuşmakta ama iletişim kuramamaktadır. Bu kısır bir tartışma da sahnede bize sonu gelmeyeceği izlenimi vermekle kalmaz, karakterler evlerine döndükten sonra da süreceği izlenimi verir. Zaten Annette, Michel, Veronique, Alain Fransa’da çok rastlanan isimler olduğundan, binler, hatta yüzbinlerce insanın aynı şekilde olduğu anlatılmak istenir.

Aşağıdaki tablo, çiftler arasındaki ilişki karmaşasını simgelerle göstererek aralarındaki birliktelik (Λ) ve ayrılık (V) ilişkisine dikkat çekmektedir.

Reille Çifti Λ Houillié
Reille Çifti  V Houillié

Diğer tabloda ise tesadüfen seçtiğim Anette’in diğer üç kişiyle olan ilişkileri sergilenmektedir. Annette’in de diğer kişilerle hem birliktelik (Λ), hem de ayrılık (V) ilişkisi içinde olduğu görülmektedir. Elbette Annette karşıya alınıp yerine sırasıyla diğerleri, yani Alain, Michel ve Veronique getirildiğinde, aynı tablo bu kez diğerleri için söz konusu olacaktır. 

Annette V Alain
Annette Λ Alain
Annette V Michel
Annette Λ Michel
Annette V Veronique
Annette Λ Veronique

Şimdi de genel durumlardan biraz daha özel durumlara yönelelim:

Eşler birbirlerinin kirli çamaşırlarını başkalarının karşısında ortaya dökmekten çekinmedikleri gibi, bundan zevk almaktalar. Örneğin dünden kalan keklerin misafirlere ikram edilmesini isteyenin Michel olduğunu söyleyen, husumetli olduğu Annette-Alain çifti değil, kendi eşi Veronique’tir. Michel’in sabıkası bununla sınırlı olmayıp, zavallı bir “hamster”i ölüme terk eden de odur. 

Aslına bakılırsa, kişiler aralarında gerçek bir yakınlaşma hiçbir zaman sağlanamaz. Örneğin bir ara, Alain samimi olmak amacıyla Veronique’e sadece eşinin ve yakın dostlarının kullanabileceği, “Vero” diye seslense de, o buna izin vermeyerek “Veronique!” diye düzeltir. Alain’in Annette’e zaman zaman “Toutou” olarak seslenmesi üzerine, Veronique ve Alain’in gülmeye başlaması ise, bu sözcüğün Fransızca argoda “köpek” anlamına gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Günümüz teknolojisinin baş döndürücü bir hızla gelişmesi sonucu, insanlar cep telefonu sayesinde nerede olursa olsun, ulaşılır duruma geldiklerinden, gece gündüz, vakitli vakitsiz, demeden her an herkese ulaşılabilmektedir. “İşkolik” olan Alain, cep telefonu bağımlısı olup yürütmekte olduğu işini misafirliğe taşımış, elin evini adeta “home office”e çevirmiştir. Nitekim eşi Annette, telefonu alıp içi su dolu vazoya atarak hem kendini hem de evinde misafir olduğu çifti kurtarmayı amaçlar. Michel de annesi tarafından telefonla sık sık aranıp rahatsız edilmekten muzdariptir. Bizim toplumumuzda da bir hastalık olan bu davranışa parmak basılması yerinde olmuş. Öte yandan, ev sahibi Veronique’in Annette’in kusmasına verdiği tepki son derece yerinde. Oyunun en dikkate değer sahnelerinden biri bu bence. “Başka bir kadının davranışı da olsa olsa böyle olurdu” diyesi geliyor insanın. 

Bütün konuşmaların çıkmaza girmeye mahkûm olduğu ve sonunda kazananı ya da kaybedeni olmadığı bu oyunda, karakterlerden hiçbiri diğerine üstün gelemediğinden, havada uçuşan sözler arasında seyirciler, sözleri kimin sarf ettiğinden çok gerçekten ne dedikleriyle ilgilenmeye başlıyor ve formül, Veronique=Michel=Annette=Alain şeklinde gerçekleşiyor. Bu durumda, konuşanların ya hepsi haklı olmakta ya da hiçbiri! Bunun nedeni, tarafların “kendi” olma çabalarından kaynaklanıyor olsa gerek. “Nabza göre şerbet” verselerdi, anlaşmazlık bu kadar dışa vurulmayabilirdi.

 

Dekor

Dekor, konunun anlam ve önemine uygun olarak oldukça modern döşenmiş bir salon olarak tasarlanmış olup, oyun boyunca değişikliğe uğramıyor. Ev sahibi Veronique’in Afrika’da geçen romanlar yazmasından olsa gerek, seyircilerin tam karşısında kocaman bir aslan tablosu dikkat çekmekte. Aynı şekilde, vitrinde Afrika’dan geldiği izlenimi veren yeşil bir büst ve iki yanında Afrikalı masklar bulunuyor. Ayrıca raflarda, içki şişeleri yanında yazarı imleyen beş adet de daktilo görünmekte.

Kostüm

Kostümler, kişilerin canlandırdığı modern yaşam biçimine uygun olarak tasarlanmış. Alain’in önceleri hemen gidecekmiş gibi krem rengi pardösü ve koyu gri atkısını çıkarmaması, sonra da yine gidecekmiş gibi tekrar giymesi ilgi çekmekte. Michel, misafir ağırlayacağından olsa gerek, ev halinden kurtulup koyu renk pantolon ve ışık beni yanıltmadıysa lacivert beyaz pötikare gömlek giymiş. Veronique rol gereği daha hareketli ve canlı olması nedeniyle olsa gerek, allı yeşilli bluz, Annette ise sıkıntılı tavırlarına uygun olarak siyah-beyaz giymiş.

Sonuç

Vahşet Tanrısı, çocuklarının sıradan bir yaralanma sorunu nedeniyle iki aileyi karşı karşıya getirmesiyle klasik bir oyun gibi görünse de, durum hiç de öyle olmayıp, olay örgüsü ve işleniş tarzı açısından son derece modern bir oyun. Reza, çocuk kavgasının bahane olarak kullandığı bu oyunda, iletişimsizlik gibi evrensel bir konuyu öne çıkarmakta. Şiddetin daha çocukken aşılması gerektiği yaklaşımı öne çıkarılıyor. Ayrıca, Veronique-Michel çiftinin diyaloglarında hayvan sevgisi ve düşmanlığı işlenirken, ilaç firmalarının Alain aracılığıyla eleştirilmesi de diğer önemli konu başlıkları.

Oyunda, sonuç bölümü olmadığı gibi seyircilere ahlak dersi verme kaygısı da bulunmamakta. Diğer bir deyişle, içinde tek bir ahlak dersi yok! Bunun yerine, salonda bulunanları oyunun içine çekerek, kurgunun bir parçası olma amacı ile her seyircinin kendi dersini çıkarma amacı güdülmüş ve bunda da bir hayli başarılı olunmuş.

İyi bir yönetmen, dört yıldız oyuncu ve sahne gerisinden oyuna destek veren başarılı isimlerle, tek perdelik – yaklaşık 65 dakika –  Vahşet Tanrısı, seyircilerin içinde kendilerini bulacakları, görülmeye değer bir oyun!

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku