TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Bugün 08 Eylül 2010, Çarşamba    
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 
Yazarlarımız 
Sıla İlyasoğulları
Son zamanlarda izlediğim en anlamlı müzikli oyun: "Çanakkale'de Zaman"
 
Metni ve rejisi Murat Göksu'ya ait, Ankara Devlet Opera ve Balesi solistleri tarafından sahnelenen, 18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni Anma Haftası'ndan itibaren Nisan'da da oynanan "Çanakkale'de Zaman", sadece bu haftaya özgü olmakla beraber pek çok kez izleyici karşısına çıktı. Çanakkale Savaşı'nı hem aryalar ve şarkılarla hem de oyuncularla anlatmayı başarabilen bir müzikli oyun. Kanlı Çanakkale Savaşı'nı gözler önüne sermiyor; ancak izleyicilere özet ve net anlaşılır bilgiler sunuyor.
    
    Oyuna ilk anlarından başlamak istiyorum. Sahne açılır açılmaz bir kadının, (Meryem Dolunay Dilek) Çanakkale'de ölen bir Anzak askerinin mezarı başında ağıt yaktığını görüyoruz. Evet bu bir Türk kadını. Neden böyle bir başlangıç yapıldığını sormuyorum. Çünkü bu konu soru işareti olmaktan çıktı artık günümüzde. Bu yüzden tahmini konuşmak yerine emin olduğum şeyi söyleyeyim: Biz Türkler, özellikle sanatçılarımız; ortaya koydukları ürünlerde Türk Milleti'nin ne kadar vicdanlı, duygusal ve hoşgörülü olduklarını anlatmaya çalışıyorlar. Buna bir diyeceğim yok yalnız, kimsenin göstermeyeceği duyarlılığı savaştaki düşmanlarımıza karşı gösterme merakımızı artık bitirsek iyi olur. Çanakkale'yi anlatan tarihi bir oyunda hem de ilk sahnede, Anzak askeri için ağlayan kadın figürü görmek hoş değil. Atatürk'ün Anzak Askerleri için "Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır." sözünün o dönem içinde ve o koşullara göre değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu sözün abartılı yönlere kaydırılmasından yana değilim.
    
    Oyuna dönersek ilk perdede ağlayan kadının etrafındaki asker kıyafetli erkek oyunculara bakıyoruz. Şimdi kafamızda bir şey canlanması lazım değil mi? Bir kadın ağlıyor, etrafta başka kadınlar ve erkekler var. Kim bunlar? Doğrusu buna cevap bulamadan erkek oyuncuların anlatıcılar olduklarını anlıyoruz. Bize Çanakkale Savaşı'nı anlatıyorlar. Her biri için ayrı ayrı karakter biçimlemesi yok. Ancak, başrolde gibi gözüken iki kişi olduğu söylenebilir: Oyunun hakimi havasını yaratan Barış Yanç ve Serhat Konukman. Bilge Yılmaz da başrol hissini vermese de oyunda önemli bir röle bürünüyor. İlk perdedekinin tam tersi bir durumu sergiliyor. Bu kez bir Türk kadını savaşta ölen kocası için ağlıyor. Söz konusu Çanakkale olunca ağlayan, çilekeş Türk kadını figürü görmek normal ama bu ağlama çok uzun tutulduğu için oyunun temposu düşüyor. Hem çok uzun hem de oyuncu ağladığı sırada söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorsunuz; ağlama gerçekçi olmasına rağmen. Sözcüklerin anlaşılması konusuna ayrıntılı yorum yapmak gerekirse şunu söyleyebilirim: Hızlı söylenen sözcükler bazen net anlaşılmıyordu. Bunu, sahnenin (Türk Ocağı Sahnesi) akustiğine de bağlayabiliriz ancak oyuncuların da bunun bilincinde olmasında fayda var. Aryalarda ise sözcükleri gayet iyi anlayabiliyorduk; bunu bütün solistler için söylüyorum. Dinlediğim aryalarda sözlerini anlayamadığım olmadı.
    
    İlk sahnedeki hoşnutsuzluğumdan sonra oyunda güzel bulduğum kısımlar oldu elbette; oyuncuların düzgün diksiyonları ve yapay durmayan oyunculukları. Genel anlamda hem mizahi hem de kahramanca bir karakterle Çanakkale Savaşı'na sebebiyet veren olayları ve tarihi geçmişimizi anlatıyorlar. Günlük yaşamda yapılan bir konuşma gibi ancak; metin oyunculara öyle güzel paylaştırılmış ki yazılırken; örneğin, bir oyuncu hikayenin başını anlatırken diğeri kendi tavrını da katarak devamını getiriyor. Tek bir oyuncu uzun süre tarihi olayları anlatmıyor yani. Bu da sıkıcılığı engelleyip oyunu cazip ve zevkli hale getiriyor. Ancak oyunun metninde eksik bulduğum bir nokta var. Mustafa Kemal Atatürk'ten ve Çanakkale Savaşı'nın diğer kahramanlarından bahsedilirken, Atatürk'ün o dönemde hangi rütbede olduğu ya da hangi konumda, ne emri verdiği ve Anafartalar Kahramanı olma hikayesine değinilmemişti. Bunun önemli bir eksik olduğunu düşünüyorum.
    
    Oyuncuları tanıtmak gerekirse Zeynep Çelen Tamer ve Aydın Buğra Güven koroya katılırken; İnanç Makinel, Barış Yanç, Serhat Konukman, Özgür Savaş Gençtürk, Görkem Ezgi Yıldırım, Bilge Yılmaz ve Meryem Dolunay Dilek solo söylüyorlardı. Metnin uzun olduğu ve müzikli oyundan çok, tiyatroya daha yakın bulduğum "Çanakkale'de Zaman", önce tarihin anlatıldığı, aralarda birer birer aryaların seslendirildiği bir oyundu. Oyuncuların koro halinde hepbir ağızdan söyledikleri ritmik cümle öbeklerinde hiçbirinin ritmi kaçırmadan birlikteliği koruduğunu görmek ise başka bir güzel noktasıydı oyunun. Sadece oyunun müzikli kısmında, düzenlemesi Musa Göçmen'e ait olan "Zeybek" adlı anonim Rumeli Türküsü'nü koro halinde söylerlerken ufak tefek birliktelik sorunları vardı. Ama Bariton Serhat Konukman'ın kahramanca söyleyişi ve sesi çok güzeldi bu türküde. Yunus Emre Oratoryosu'ndan Soprano Aryası'nı seslendiren Görkem Ezgi Yıldırım'ı da güzel sesi ve yorumu açısından kutlamak gerek. Bas Özgür Savaş Gençtürk de A.Adnan Saygun'un Bozlak adlı eserini muhteşem seslendirdi. Ayrıca oyun boyunca piyano eşlikte Aylin Özuğur'un da çok başarılı ve eşlik ettiği solistlerle uyumlu olduğunu söylemeliyim.
    
    
    Aryalara bakacak olusak; Çanakkale Savaşı'nın atmosferini çok iyi yansıtacak şekilde seçilmiş. Çoğunluğu Ahmet Adnan Saygun'un eserlerinden alınan aryaların sözleri duruma pek uymuş. Örneğin, Saygun'un Yunus Emre Oratoryosu'ndan "Recitativo, Tenor Solo" yu Barış Yanç'ın güzel yorumundan dinlerken sözlerine dikkat ettiğimizde Yunus Emre'nin kendinden asırlar sonra çıkacak kanlı bir savaşın şehitlerine hitap etmiş gibi düşünebileceğimiz dizelerini duyuyoruz:
    
    Yalancı dünyaya konup göçenler
    Ne söylerler ne bir haber verirler
    Üzerinde türlü türlü otlar bitenler
    Ne söylerler ne bir haber verirler
    
    Kimisinin üstünde biter otlar
    Kimisinin başında sıra serviler
    Kimi mâsum kimi güzel yiğitler
    Ne söylerler ne bir haber verirler
    
    2 perdelik oyunun son sahnesinde bayan oyuncuların tamamının modern Türk Kadını'nı temsil eden kıyafetler giymeleri ve Cumhuriyet için Atatürk'e teşekkür etmeleri çok hoştu. Ayrıca son perdede önemli mesajlar da veriliyordu izleyenlere. Günümüzün Türkiye'sinde bizi bekleyen tehkilere karşı halkı uyarmak ve uyandırmak gayesi vardı. Bunun en güzel örneği oyunda seslendirilen A.Adnan Saygun'un "Eski Üslupta Kantat" eserinin Bas Aryası'ndan dizeler:
    
    
    "Ey ey dipsiz kuyuda gün sayıklayan...
    Vakittir uyan!
    Yumma gözlerini, vakittir uyan!
    Dalgalan ey deniz!
    Yırtıl ey perde!
    Ey maden, örsten kalk, parla ellerde!
    Yetişir boşlukta kalanlar
    Yetişir ey el!
    Kör aç gözlerini! Dilsiz dile gel!"
    
    
    "Çanakkale'de Zaman", dinci yönetim ve tarikatların tehlikesi altındaki karanlık Cumhuriyet yıllarında yaşayan biz Türk halkı için, Ulusal Egemenliği ve Atatürkçülük'ü benimsetmek ve halkı bilinçlendirmek adına ortaya konmuş bir oyun. Buna benzer müzikli ya da müziksiz oyunlar Ankara'da bu sene içinde oynanmadı. Bize geçmişimizi hatırlatarak bugün için harekete geçmemizi söyleyen ve herkese örnek olan Murat Göksu'ya ve tüm sanatçılara teşekkür ediyorum.
    
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Tiyatro Entrikaları
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
   
    
ABONE GİRİŞ
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
1.Sayıyı Görmek için tıklayınız...
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ

  Mustafa Demirkanli
  Dalya Uçankuş
  Nurhan Tekerek
  Ebru Hanoğlu
  Güliz Güngör
  Mehmet Konuk
  Eser Rüzgar
  Levent Çağlayan
  Sıla İlyasoğulları
  Georges Daniel (Coşkun Tunçtan)
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Web sitemiz Asos Hosting Sunucularinda barinmaktadir.