TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Bugün 08 Eylül 2010, Çarşamba    
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 
Yazarlarımız 
Mehmet Konuk
Hamlet'in Psikolojik Açıdan Analizi
 
Hamlet'in nasıl bir insan olduğu üzerinde çok konuşulmuş, çok yazılmış olmasına rağmen kişiliği yine de avuçlarda kayar gider. Oyun içindeki davranış ve tepkileri (hem kendine hem başkalarına karşı) çoğu kez ters ve beklenmedik tepkiler. Özellikle sahnede tek başına yaptığı konuşmalarda duyarlı noktalarının hangileri olduğu ortaya çıkar. Ne var ki, kullandığı üslup gibi kişiliği de sürekli bir başkalık gösterir. Hamlet'in bu yanı onun için hem bir sorun hem de bir kolaylık. Bir yandan kişiliğini bulamamanın, bilememenin acısıyla kıvranırken, öte yandan esnekliği sayesinde herkese uyabilir, her kılığa girebilir.
    
    Hem acı çeken hem çektiren ve bunu bildiği halde önüne geçemeyen, yaptıklarının arkasında olmak isteyen, kendini tamamı ile haklı bulan, bir yandan da yaptıklarının hatalı olabileceğini düşünüp sürekli bir iç çekişme yaşayan biri; insanoğlu Hamlet…
    
    Hamlet yalnızca var olmanın mı yoksa olmamanın mı daha iyi olduğunu değil, var olup olmadığını ve var olmakla olmamanın bir anlam taşıyıp taşımadığını soran kişi. Hamlet, sorularını cevapsız bırakan bir evren karşısında düşünen, düşünmek zorunda olan kişi. Hamlet, yalan dolanla, dolap düzenle, küçük hesaplarla dolu bu dünya ile beklenmedik kılıklarda anlaşılmaz buyruklar gönderen öteki dünya arasında gidip gelen kişi; insanı aynı anda hem yarı tanrı hem de bir toz parçası gibi görmenin acısıyla bunalan kişi. Oyun içinde ustaca oyun yönetecek ve sergileyecek; soytarıyla soytarı, saraylıyla saraylı, en akıllı kadar akıllı, kusursuz bir deli olabilecek kadar oyunculukla yoğrulmuş ama bir oyuncunun nasıl olup da kılık, kimlik ve varlık değiştirdiğini kendi kendine soran kişi Hamlet. İnsanın insanlığını bilişinden bu yana belki hep var olmuş; her Hamlet oyununda bir başka Hamlet olarak var olan ve gerçekte var olmayan bir kişi, bir oyuncu, bir “gölge” Hamlet, her efsane gibi, sınırlarından taşmış, kaynağı silinmiş bir simge.
    
    Hamlet'de birçok konu vardır. Ahlaka karşı güç ve politika vardır. Teori ve pratik arasında farklılık, yaşamın son amacı üzerine tartışma, aile dramının yanında aşk trajedisi vardır. Siyaset, din ve fizik ötesi sorunlar dikkate alınır. İçinde derin psikolojik çözümleme, kanlı bir öykü, bir düello ve genel katliam olmak üzere, istediğiniz her şey vardır. İnsan istediğini seçebilir ama seçerken, neyi ve niye seçtiğini bilmelidir.
    
    Psikoloji uzmanlarına kulak verelim:
    
    Psikanalistin kurucularından sayılan Sigmund Freud daha sekiz yaşında iken Shakespeare'i okumaya başlamış ve Shakespeare için “hayatımın en iyi şairi,” demiştir. Freud'un, ilerleyen dönemlerde, fallik dönemde yaşanan Oidipus kompleksini açıklarken Oidipus tragedyasından faydalanmanın yanı sıra açıklamalarında Hamlet'ten de örnekler verdiği bilinmektedir.
    
    Oidipus kompleksinin yaşandığı fallik dönem sürecinde çocuğa ideal şekilde davranılmaz ise çocuk bu döneme takılır. İlerleyen yaşlarda bu dönemin karmaşası bazı nevrozlarla ve davranış bozuklukları ile kendini tekrar ortaya çıkarabilir. Fakat artık süper egosunun da gelişmiş olması nedeni ile birey bu duyguları baskılamaya ve kendini aşırı derecede suçlamaya başlar. Sürekli bir kararsızlık ve huzursuzluk hali görülür. Kendini suçlamanın yanı sıra çevresindeki insanları da suçlamaya başlar. Freud'a göre; Hamlet fallik dönemdeki ödipal duyguya takılmış, anneye karşı aşırı derecede sevgi besleyen bir karakterdir. Babasının ölümü ile ödipal döneme tekrar bir dönüş yaşamıştır. Bir yandan bu duruma (babasının ölümüne) sevinmiş fakat annesini kendisinden çaldığını düşündüğü için amcasına karşı da müthiş bir düşmanlık beslemeye başlamıştır. Amcasının konumu, kendi bilinçdışı arzuları ile ilişkilenmeye; amca, Hamlet'in bilinçdışı arzularının simgesi olmaya başlamıştır. Ödipal dönemde babaya karşı geliştirilen düşmanca duyguları bu kez baba yerine geçen, anne ile evlenen amcaya karşı geliştirmiştir. Ancak bu duygudan dolayı bir yandan da utanç duymaktadır. Bunu baskılamak maksadı ile babasının intikamını bir maske olarak kullanmaktadır. Maksat baba intikamını almak olsa, bunu gerçekleştirebilecek birçok imkâna sahiptir fakat buna karşın yapmamaktadır. Özellikle de oyun içinde hayaletin ortaya çıkması Hamlet'in gömülü olan Oidipus kompleksini tekrar ortaya çıkarmıştır. Başka eylemlerde aşırı derecede atak olan Hamlet nedense bunu gerçekleştirmek konusunda çok tutuk davranmaktadır. Eğer eline geçirdiği ilk fırsatta bunu yapmış olsa içindeki ödipal duygu ile yüzleşecektir. Bu yüzden sürekli olarak ertelemektedir. Ta ki son sahneye kadar; son sahnede ise Kral'ı babasının intikamı için değil de annesi öldükten sonra öldürmüştür. Yani annesi için öldürmüştür!
    
    Ünlü Psikiyatr Didier Anzieu ise, “Hamlet, oidipus kompleksi tarafından yoğrulan, söz konusu arzuları yüzünden bilinçdışı bir suçluluk duygusu taşıyan, bu duygu yüzünden eylemlerinde, duygularında ve yaşamında felç olan bir insanın örneğidir,” demiştir.
    
    1955 yılında Ernest Jones ünlü bir çözümleme ortaya çıkarmıştır:
    
    "Hamlet babasının intikamını bir türlü alamaz. Çünkü babasını öldürerek yerine geçen ve annesiyle evlenen adam, aslında Hamlet'in çocukluğunda duyduğu ve bastırdığı bir isteği gerçekleştirmiştir. Hamlet, kendi babasını ortadan kaldırarak annesiyle birleşme isteğini bilinçaltında duymuş olduğu içindir ki, aynı şeyi gerçekleştiren adam karşısında kendini suçlamaktan kurtaramamakta ve bir türlü harekete geçememektedir.” Fakat Jones'un bunlardan çıkardığı başka bir sonuç var ki, doğrudan doğruya Shakespeare'nin kendisiyle ilgili. Jones'a göre eserde bulduğumuz Oidipus durumu Shakespeare'in kendi ruhsal durumuna ışık tutmaktadır. Shakespeare'in bu oyunu babasının ölümünden hemen sonra yazmasından, yazarın babasına karşı çocukluğunda duyduğu hislerin canlandığı bir sırada Hamlet'i kaleme aldığı sonucuna varır. Jones'a göre Hamlet bizi Shakespeare'in ruhunu ve bilincinin derinliklerinde olup bitenleri gösterir, felsefesini, görüşlerini dile getirir.
    
    Bütün bu bilgilerin ışığında, Hamlet şayet ölen babasının hayaletini gördükten hemen sonra kralı öldürmüş olsa veya bu suça annesinin de ortak olduğunu düşünüp annesini de öldürseydi Oidipus kompleksi yaşadığını söyleyemeyebilirdik. Ancak kılıcı kesinlikle annesine karşı kullanmayacağına dair kendi kendine söz vermesi, kralı dua ederken öldürme imkânı olmasına rağmen öldürmemesi ve öldürmekten vazgeçtikten hemen sonra “bir dahaki sefer seni annem dahi elimden alamayacaktır,” demesi, bir diğer sahnede annesi ile konuşurken birdenbire tekrar ölen babasının hayaletinin belirmesi ve suçlayan gözlerle Hamlet'e bakması, Hamlet'in de babasının neden suçlayan gözlerle kendisine baktığını anlayamaması, bizleri oidipus kompleksinin var olabileceği şüphesine götürmektedir. Hamlet, İngiltere'ye gönderildikten sonra kralı öldürme işlemini babasının intikamını almak maksadı ile gerçekleştirmesi gerektiğini neredeyse unutmuştur artık. Sürekli olarak bu öldürme eylemini başka mantıksal nedenlere bağlamaya çalışmaktadır. Ve son sahnede Hamlet'in kralı öldürmesinin baba intikamından mı yoksa annesinin intikamını almaktan dolayı mı olduğu anlaşılmamaktadır. Bu da bir diğer şüphe nedenidir.
    
    Mehmet Konuk
    Psikolojik Danışman
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
   
    
ABONE GİRİŞ
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
1.Sayıyı Görmek için tıklayınız...
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ

  Mustafa Demirkanli
  Dalya Uçankuş
  Nurhan Tekerek
  Ebru Hanoğlu
  Güliz Güngör
  Mehmet Konuk
  Eser Rüzgar
  Levent Çağlayan
  Sıla İlyasoğulları
  Georges Daniel (Coşkun Tunçtan)
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Web sitemiz Asos Hosting Sunucularinda barinmaktadir.