TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Bugün 09 Eylül 2010, Perşembe    
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 
Yazarlarımız 
Sıla İlyasoğulları
Tiyatro Entrikaları
 
Tiyatro ismi geçen her şeye göz atmadan edemiyorum. Geçenlerde Ankara Devlet Opera ve Balesi\'nin yeni sahnelemeye başladığı komik opera ile tiyatronun birleştiği “Tiyatro Entrikaları”nı izledim. Bazı gazetelerin çok önemliymiş gibi ısrarla üzerinde durduğu, eserin orijinal isminin (“Viva La Mamma”) kullanım hakkının alınamaması, izleyicinin ismi tanımaması sebebiyle oyunun izleyici sıkıntısı çekmesi gibi saçmasapan noktalara takılacağımı sanmayın. Bunlardan çok daha önemli noktaları ve tartışma konularını barındıran bir eser için iki satırdan fazlasını yazamayanlara selam olsun diyorum!
    
    Şimdi bu komik operanın genel profiline değinerek; kavram karmaşası yaşadığımız noktalara kadar kayarak iniyoruz.“Tiyatro Entrikaları” nın müziği G.Donizetti\'ye ait. Librettosu ise Napoli\'li şair Domenice Gilardoni\'den ve Antonio Simone Sografi\'nin iki komedisinden derlenmiş. İlk olarak 1827\'de Napoli\'de “Teatro Nuovo”da sahnelenmiş.
    
    Konusu ise tam bir komedinin doyurucu noktasında. Perde açılır açılmaz anlıyoruz ki, ciddi bir operanın (bir Antik Roma Operası) provasındayız. Oyuncular günlük kıyafetleriyle şarkılarını söylüyorlar; maestro, menejer ve diğer sahne görevlilerini görüyoruz. Derken prova yarıda kesiliyor ve oyuncular arasında ciddi bir çekişme başlıyor. Bu çekişme, oyuncuların ve operacıların olağan rol kapma çekişmesi aslında. Fakat burada daha abartılı şeklini görüyoruz. Bu çekişme öyle bir hal alıyor ki, karakterlerden soprano Luigia\'nın annesi Agata da işin içine giriyor. Kızı Luigia ile Primadonna\'nın bir düet yapmasını isteyen Agata, sevimliliğinin yanında, cadalozluğu ve cahilliğiyle operanın başrolünü oynayacak Rus tenoru, Doratea\'yı ve Primadonna\'yı kaçırıyor. Sonra da operayı kurtarmak için başrolde çıkmak istiyor. Maestro da bunu kabul ediyor. Primadonna\'nın kendini beğenmiş eşi Stefano da kaçan Rus tenorun rolünü üstleniyor. Sahne müdürü ise oyuncuları temsile zorluyor. Kendisiyle beraber tekrardan bir araya gelen solistleri, provalarda cahilliği ve yeteneksizliğiyle söylediği detone aryalarla canından bezdiren Agata Anne, sonunda çok büyük bir iylik yapıyor. Belediye Başkanı, tenor ve Primadonna\'nın kaçışından ötürü operayı iptal etmek isteyince prodüksiyon masraflarının ödeyip, operayı mücevherlerini satarak kurtarıyor.
    
    Komik operaların geneline göz atarsak; bu operada, oyunculuk ve komedinin operanın önüne geçtiğini söyleyebilirim. Yani bir açıdan bakınca müzikli oyun mu, operet mi yoksa opera mı karar veremiyorsunuz. Amaç eğlenmek ve eğlendirmek aslında. Solistlerin seslerini gösteren aryalar da var elbette. Çiğdem Önol\'un Primadonna rolünde kibirli kadını oynarken, sesini tüm parlaklığıyla gösterebilmesi buna bir örnek. Amaç virtüözlüğü ortaya çıkarmak değil, önemli olan komediye katkıda bulunmak. Kahkahalarla izleyen seyircilerin, şakayla karışık aryaların arasında parlayan sesler dinlemeleri çok güzel. Bu duruma uygun bir örneği de Rus tenor (Antonstoinolonoff) rolünü oynayan tenor Murat Karahan sergiliyor. 2. perdede Donizetti\'nin “Alayın Kızı” Operası\'ndaki tenor aryasını tüm güçlüklerine rağmen yorumlayarak, karakterin kıt anlayışlı yapısıyla epey zıtlık yaratıyor.
    
    19.yy\'ın ilk yarısındaki romantik akımın komik bir parçası olsa da, bu operadaki, her şeyi dalgaya alma durumu, sanatın perde arkasını eleştirirken, muhteşem bir komediyle bizi başbaşa bırakıyor. Donizetti\'nin pek çok besteciden (Leoncavallo, Rossini, Strauss gibi) operaya uygun aryaları derlemesi; kendisinin “Aşk İksiri” ve “Alayın Kızı” eserlerinden de aryalar katması ve oyuncuları belli bir noktaya kadar özgür kılmak için “bavul aryalar” dediğimiz oyundan bağımsız, sanatçıların seçimine bırakılmış aryalara yer vermesi; operayı lezzetlendiriyor.
    
    
    Kurgunun sıradışı bir noktası: Bir anne opera sanatçısı kızına iyi bir rol kapmak için Primadonna başta olmak üzere bütün sanatçılarla ve maestroyla büyük bir çekişmeye giriyor. İşin asıl komik yanı ise, Agata rolünü üstlenen kişinin kadın kılığına girmiş bir erkek olması. Bir erkek olarak sesini inceltmeden konuşmak ve kadınmış gibi düşünüp hem de anne rolünü oynamak ne zor olmalı! Agata rolündeki Arda Aktar\'ı yürüyüşünden, ellerini kullanışına kadar girdiği mükemmel atmosferden dolayı tebrik etmek istiyorum. Üstelik operanın öyle ilginç bir tarafı var ki, cahil ve bilmiş bir anneyi oynamak için detone söylemesi ve komediyi güçlendirmesi için ciddi aryaların sözlerini komik şekilde değiştirip, herkese sataşması gerekiyor. Örneğin Rossini\'nin Otello\'su gibi dramatik bir operadan alınan “canzone del salice” aryasının sözlerinin alayla karışık değiştirilmesi gibi.
    
    Konuşmaların bol olduğu operada tempo gerçekten çok yüksek. Örneğin, Primadonna ile Agata\'nın çok güzel bir kavga sahnesi var. Düet yaparken, aryanın sözlerini kavgaya yönelik olarak değiştiren ikili, birden kendilerini bir boks ringi içinde buluyorlar ve resmen birbirlerine giriyorlar. Rejisörlerin verdiği notlara bakınca, bu boks sahnesiyle Bertolt Brecht\'e bir gönderme yapıldığını da fark ediyorum. Ne yaratıcı bir düşünce! Harika bir rejiyle üretilmiş o kadar çok şey var ki, Donizetti\'nin sağladığı imkanların da ötesinde müthiş bir karma olmuş. Çeşitli filmlerden (“Stardust Memories”, “All that Jazz”, “La nuit Américane”, “Warnung vor einer Heiligen Nutte” gibi) esinlenilmiş. Rejiden devam etmek gerekirse, oyunculara genel karakterleri anlatıp, onların rollerinde kendilerine özgü olmalarını sağladıkları bilgilerini ediniyorum. Bu perde arkası bilgisinin aynı zamanda oyunun dramaturjisine güzel bir yaklaşım olduğunu da belirtmek isterim.
    
    Oyunculuğa gelirsek, Arda Aktar\'ın dışında Vincenzo Biscroma rolündeki Levent Akev, Luigia rolündeki Sema Özer ve Stefano rolündeki Serhat Konukman dikkat çekiyor. Levent Akev\'in oyunu toparlayan, çekip çeviren ve metinde epey ağırlığı bulunan maestro rolünü doğal ve samimi bir şekilde üstlenmiş olduğunu görüyoruz. Annesinin tam tersi mızmız ve biraz da çocuksu bulduğumuz Luigia rolüne de Sema Özer tip ve duruş olarak gerçekten oturmuş. Serhat Konukman\'ı ise kasıntı kocayı pek muzip ve güzel mimikler kullanarak canlandırmasından ötürü tebrik etmek lazım. Operadaki dikkat çekici karakterlerden Rus tenoru canlandıran Murat Karahan\'ı da es geçmeyelim. Mimiklerini güzel kullanan bir solist. Bozuk Rus Türkçesi\'ni de çok güzel dillendirmiş doğrusu. Hem de öyle komik olmuş ki, menejerden sürekli para isteyen bir tip düşünün, takıntı yapmış paradan başka bir şey düşünmüyor ve bunu bozuk Türkçesi\'yle dile getiriyor. Agata Anne\'yle yaptıkları düetle de kahkahalara boğuyordu. “Ben istemiyor bu kadınla çalışmak” diyor mesela sonra da Agata\'yla yırttıkları notaları birbirlerine atıyorlardı.
    
    Dekor ve ışığı da unutmayalım; dekorun sade olması oyuna o kadar uymuş ki, ışıkların ve sahnenin kullanımının daha çok öne çıkmasına sebep olmuş. Örneğin boks sahnesindeki ışıkların korkunçluğu ve absürd kullanımı o kadar etkiliyor ki, insan bazen hiç dekor olmasa ne olurdu ki diyor. Sahnenin ne kadarlık kısmı kullanılıyorsa o anda, o kısımda olup bitenler dikkatimizi bütün oyundan alıp, sadece o noktaya yönlendiriyor çünkü.
    
    Gerçekçi anlayışa sahip bir tiyatro kurgusunu sindirirken, o dönemdeki cesareti de düşünmeden edemiyor insan. Mesela bugün buna benzer bir metni bir Türk yazmış olsaydı, opera dünyasındaki rol kapma entrikalarını böylesine ayyuka çıkarıp, üstüne de bir güzel eğlence cilası çektiği için sanırım başı epey dertte olurdu.
    Rejisörler, Alberto Paloscia ve Sergio Licursi\'ye böyle bir oyunu sahneye koydukları için teşekkürlerimi sunarken; Orkestra şefi Raoul Grüneris ve koro şefi Mustafa Erdoğan\'ı ve sahne arkasında emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
    
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Son zamanlarda izlediğim en anlamlı müzikli oyun: "Çanakkale'de Zaman"
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
 TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
   
    
ABONE GİRİŞ
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
1.Sayıyı Görmek için tıklayınız...
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ

  Mustafa Demirkanli
  Dalya Uçankuş
  Nurhan Tekerek
  Ebru Hanoğlu
  Güliz Güngör
  Mehmet Konuk
  Eser Rüzgar
  Levent Çağlayan
  Sıla İlyasoğulları
  Georges Daniel (Coşkun Tunçtan)
 
TİYATRO DERGİSİ 16 YILDIR TİYATRO SEVENLERİN SESİ
Web sitemiz Asos Hosting Sunucularinda barinmaktadir.