Aşkların, tutkuların, hazların doruk noktalarını ve bu duyguların insanoğlunda oluşturduğu gönül körlüğü ile neler yapabileceğini evrensel bir dilde anlatan dünyaca ünlü oyun yazarı William Shakespeare’ in şüphesiz büyük küçük dünyadaki her milletten insanın bildiği en önemli eseri “Romeo ve Julliet”tir. Tabiri caizse kan davalı iki ailenin çocuğu olan aşıkların çaresiz bir şekilde ölüme yolculuklarının anlatıldığı bu oyun mutlu sonla bitseydi ne olurdu hiç düşündünüz mü? Romeo ve Juliet’in gençliklerinden eser kalmadığı, yılların verdiği boğucu evlilik hayatıyla aşklarının tazelenemediği, aynı bizler gibi her gün her gece daha da monotonlaşan bir hayatın içinde o dillere destan aşklarından iz kalmayacağı şüphesizdir. İstanbul Şehir Tiyatrolarının sahnelediği Kishon’ un “Tarla kuşuydu Juliet” oyunu işte bu aşkın güncel halini anlatan ve yaşlanan bu aşkı mizahi bir şekilde izleyiciye sunan doyurucu bir oyun. Engin Alkan’ın yönetmenliğinin ise Kishon’un alaycı uslübuna kattığı eşsiz Türk mizahının birleşimiyle bu ölümsüz aşkı ölümlü yaparak tiyatro seyircisine kahkaha dolu iki saat geçirmeyi garanti ettiği açıkça söylenebilir. Her zaman karanlık bir dekora giriş yapan seyirciler bu defa oyuncular tarafından bir evin mutfağında kahve keyfi yaparken karşılanıyorlar. Daha baştan sıcak bir his kaplıyor içinizi bir yandan tencere tava sesleri bir yandan fincanların şıkırtısı gizem uyandırmaya devam ediyor aklınızda “nerede bu tarla kuşu Juliet?” diye. Ancak oyun başlar başlamaz anlıyorsunuz sizi karşılayan bu orta yaşlı mutfak aşçılarının başarısız intihar denemesi sonucu hayatta kalan akranlarınız, geçmişin büyük aşıkları, günümüzün içi geçmiş karı koca hayatının parçası Romeo ve Juliet olduğunu. Başlıyor iki karı koca atışmaya ve iğnelemeye birbirlerini bir anda kendinizi buluyorsunuz oyunun içinde işte ben diyorsunuz benim bu Shakespeare romanının içindeki Juliet benim bu Romeo. Eskiden size ağır ve sıkıcı gelen anlaşılmaz şiirsel dilin içinde kaybolan o imkansız büyük aşk bir anda sizin yaşamınızın aynası oluyor. Aşkın ölümsüz olmadığına ilişkin acımasız eleştiriler kahkahalar içinde bir anda yitip gidiyor ve duymamazlıktan geliyorsunuz bu olumsuzlukları. Oyuncuların akıl almaz performansı, ince ince dokuyarak yazılan sözler ile enstürmanları dahi kendileri çalarak söyledikleri şarkılarla gülmenin yanı sıra bir nefes alma zamanı tanıyarak rahatlatıyor seyirciyi. Bütün bu şamata ve aktivitenin yanında William Sheakespeare’ de unutulmuyor o da bu büyük aşkın gidişatından hoşnutsuz bir şekilde o aristokrat ve şiirsel tavrıyla giriyor oyuna birdenbire ve o sıkıcı yazardan bir komedi üstadı çıkıyor karşınıza. Bütün bu anlattıklarımdan bir ordu oyuncu gelmesin aklınıza sadece dört oyuncunun özverili ve deneyimli oyunculuğuyla doluyor sahne, uzayıp giden sahneler bile sıkılmanıza veya kopuvermenize izin vermiyor bu bayatlamış aşk hikayesinden. İyisi mi siz birde Romeo ve Juliet’ i İstanbul Şehir Tiyatrolarında izleyin… İyi seyirler. |