Ayçe Özyiğit

Eğer hayat birgün, bir yerlerde son bulmasaydı nasıl olurdu diye düşündünüz mü hiç? Ya da çoktan bitmiş bir hayata yeni bir son biçebilseydik. Kaldığı yerden devam ettirebilseydik yaşamları. Yeni bir hikâye yazabilseydik ölüme, son bulmuşluğa. Mesela bombalar patlamamış olsa. Ya da tesadüf bu ya patlayan bombalar kimseye zarar vermemiş. Kurşunlar hiç değmemiş bedenlere, yara açmamış. Sonsuzluğa uğurlanmamış çocuklar. Çocuklar ölmemiş hiç.

“Yaşlı Çocuk” özünde dört “yaşlı çocuğu” konu edinir. İlk çocuğumuz, Suriye’den kaçarken, Bodrum üzerinden Kanada’ya gitme çabası ölümle sonuçlanan ve cesedi Ege sahiline vuran 3 yaşındaki Aylan Kurdi’dir. Gazze’de, Al-Shati kampındaki çocuk parkına düşen bombayla ölen 8 çocuk arasında olan 8 yaşındaki Jamal Salih I’lyan ikinci çocuğumuz. Diğer çocuklarımız ise Cizre’de çatışma sırasında evinin önünde kurşunlara maruz kalan ve sokağa çıkma yasağından dolayı cesedi derin dondurucuda saklanan 10 yaşındaki Cemile Çağırga ve Ankara’da barış mitingi sırasındaki bombalamada babasıyla hayatını kaybeden 9 yaşındaki Veysel Deniz Atılgan. Birbirinden farklı gibi görünse de özünde aynı olan bu yaşamların buluştuğu ortak nokta, her bir çocuğun, aslında onlara çok uzak olması gereken ölümle tanışması.

Oyun “keşke gerçek olsa” dediğimiz bu hayalden yola çıkıyor ve Yeşim Özsoy, son bulmuş bu yaşamlara yeni bir son yazıyor. Eğer çocuklar ölmemiş olsaydı hayatlarına nasıl devam ederlerdi? Gelecekleri nasıl olurdu? Okurlar mıydı? Evlenirler miydi? Çocukları olur muydu? Mutlu olurlar mıydı? Bu sorularla yeni bir hikâye oluştururken ise kesinlikle ajitasyona başvurmuyor. “İşte şu noktada ağlamanız gerekiyor, şimdi mendillerinizi hazırlayın.” gibi vurguları, dayatmaları yok oyunun. Ama öte yandan sizi en derininizden vuruyor. Hem de öyle bir vuruyor ki elinizden gelenin ya da yetindiğiniz şeyin ağlamak veya üzülmekle sınırlı olduğunu düşündüğünüz için utanıyorsunuz. Zaten ağlamanızı da istemiyor oyun. “Görün!” diyor. “Bir de böyle hikâyelerimiz var.” Size ne taraftan dokunursa…


Oyunun yazarı ve yönetmeni Yeşim Özsoy. Aynı zamanda oyunda çocuklarımızdan birisinin annesi rolünde… Üstlendiği her görevde kendisini oldukça başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Yeşim Özsoy bizi öyle bir oyunla karşı karşıya bırakıyor ki, izlerken her sahnede çılgınca alkışlayasınız geliyor. “Açıkçası bir şeyleri değiştirmek için artık kitlelerden değil, kişilerden medet umar oldum ben.” diyor Yeşim Özsoy. “Kendi zaman çizelgemde bu dönemde böyle bir oyun yapmayı daha doğru buluyorum. Oyun belgesel tiyatro tarzında bir yapıya sahip olabilirdi ya da daha da dramatik bir şekilde işlenebilirdi bu hikâyeler; ama ben seyirci üzerinde ve kendimde farklı bir deney yaptım sanırım. Gerçekleri değiştirme noktasında tekrar değerlendirdim tiyatronun gücünü. Sahnede bir şeyi değiştirebilirseniz sanki dünyayı değiştirebilirmişsiniz gibi geliyor. Bunun dışında oyun bir ilizyonel durumdan, yani çocukların ölmediği ve mutlu olduğu ütopik bir dünyadan, onların yaşadığı gerçeğe doğru ilerlerken, aslında oyun yöntemi de ters yönde ilerliyor. Yani somut olan soyutlaşmaya başlıyor. Bunu metinde, oyunculukta ve tasarıda ortak noktaya getirmeye çalıştık. Misal başta eğlenceli ve güzel olan müzik, seslerle ve deformasyonlarla bozuluyor. Gerçek aslında soyut bir şey oluyor. Çünkü yaşadıklarımız da öyle bence.”

Akant Çetin, Ceren Demirel, Emre Yetim, Bertan Dirikolu, Enginay Gültekin, Erdem Kaynarca ve Metin Belgin bizi sarsan oyunun, bu kadar içimize dokunmasına vesile olan diğer başarılı oyuncuları.  Dramaturg Ferdi Çetin de alkışlamamız gereken görünmeyen isimlerden. Oyunun arka kadrosundaki diğer başarılı isimler ise Ahmet Sami Özbudak (yardımcı yönetmen), Başak Özdoğan (kostüm tasarım ve dekor tasarım), Çağrı Beklen (ses-müzik), Kemal Yiğitcan (ışık tasarım), Melisa Önel (video tasarımı)…

Ülkemizdeki oyun yazarlığının yetersizliği konusuna değindiğimizde “yazar yok” cümlesini kabul etmiyor Yeşim Özsoy. “Aslında yazarları anlayacak ve risk alacak tiyatro ve yönetmen yok” diyor. “Açıkçası benim başladığım zamanlarda çok daha zordu her şey. 2000’lerin başından bahsediyorum. Şimdi çok daha fazla yeni genç oyun yazarı var ve insanlar da tiyatrolar da daha fazla oyun yazarı arar hale geldi. Bunun gelişimine bizim de katkımız oldu. 2006’dan beri yaptığımız Yeni Metin Yeni Tiyatro projemizle.


Ölüm ve insan… Kağıt üzerinde bile yan yanayken hiç güzel durmuyorlar. Ya çocuk ve ölüm dersek… Çocuklar? Hani o oyuncakları olan, leğenlerde gemilerini yüzdüren, bayramlarda şeker toplayan… Ağzı yüzü çikolataya boyanmış çocuklar. Ne kadar tembih ederseniz edin, üzerini asla temiz göremeyeceğiniz çocuklar. Çocuklarımız. Kim olduğu, nereli olduğu ya da ne yapmış oldukları önemli değil. “Çocuk” kelimesinin sözlük karşılığı bile bunları önemsemiyor. Ben onlara ölümü yakıştıramıyorum. Ya siz? Onları bu şekilde hayal edebilir misiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here