Yetenek, Enerji ve Çok yönlülüğün ortasında: “Tuğrul Tülek”

Pınar Erol
2208 Görüntülenme

Fotoğraf: Ege İşlek

Seni ilk tanıdığımda “Tuğrul Tülek yörüngesi diye bir şey var” demiştim. Araya yıllar, nice olaylar, farklı tiyatrolar, yeni oyunlar girdi ama fikrim değişmedi; demlendi. Şimdi o yörüngenin bir de kuyruklu yıldızı olduğunu biliyorum. Biz kuyruğuna takıldığımıza göre, yıldızlık sana kaldı. Doğal bu. Güzel de. Burası sevgisini, sevincini belli edenlerin, ruhdaşların, duygudaşların yeri. 

“Bir çember etrafında, durmadan dönüyoruz. İnsan bir hatayı bir kez yapmalı. Bir kez affetmeli aynı kırgınlığı”

Hata yapmaktan korkmayan, deneyen, birlikte yaratan, birbirini alkışlamayı unutmayan, bilakis başarının ilk sahibi kim olursa olsun, o pırpır heyecanı sahiplenen, o coşkunun oluşturduğu ritimle kalpleri bir atanların güzel ülkesi. Aslında güzelleştirdiği ülkesi. Görmek istediği değişimi başlatanların bereketli duldası.

“ Neden buradayım? Bu araftayım. Geçtim kurtuldum sandım. Yine burada uyandım.” 

Artık dilini, aklını, enerjisini, seçimini sevdiklerinlesin. Böyle tazeleniyorsun. Birlikte oyun çalışıyor, oynuyor, yönetiyor, atölye yapıyorsun. Çalışkanlığını örnek gösterelim. En çok da çalışmayana, asalağa, metroda sürekli kartını onlar için basmanı söyleyenlere. 

“Bıktım kötü adamlardan eşsiz bir ahenk içinde dönen dünyayı durduranlardan”

Tiyatro Pangar’da “Hedda Gabler”ın Tesman’ısın; Tatlı Ekşi Tiyatro’da “Aşk Geçmişim”in yönetmenisin; seni DasDas’ta “Ben Varım” müzikalinde izlememize çok az kaldı; provadasın; Urbanplusist ile kurumsal yapıya da oyunculuğu bir güzel soktun, araştırıyorsun, orada öğretirken öğrenmeye devam ediyorsun. Bir de artık kendi şarkılarını yazıyor, söylüyorsun. “YaDa” ile başkalarının gözünden kendi özüne bakıyorsun. Birbirimizden yansıdığımızı bilerek aynaya daha güzel bakıyoruz biz de. Daha güzel halimizle karşısına geçiyoruz. Kendimiz için değilse bile, karşımızdaki için; senin için. Şarkılarındaki sözcüklerinin içini duyuyoruz dinlerken. Bunu ozanlıkla eş tutuyorum ben. Bu kadar hikaye nereden geliyor diye şaşırmıyorum artık.

“Bıraksak tüm işi gücü arkamızda, bir sırt çantası evimiz olsa, tanışsak dokunsak yeni hayatlara”

İlhamın ebe sobe yapmadığı durgun zamanlarda, şekilden şekle giren o esin kuşu, uğraya uğraya güzelleştirdiği her kalbi birbirine bağlıyor. Sanat dediğimiz yerden havalanıyor, bizi rüzgarına katıyor. Buna bayılıyorum. Adlı adınca Alfred Archibald Jones’u düşün. Onun yaratıcısını… Gülümsedin mi? “Doğru şeyi, doğru anda söyleyen Thespis gibi tarihin en doğru anında öne çıkan adamlar hep olacaktı ama çoğunluğu oluşturmak için de Archie gibilerine ihtiyaç vardı…” Samet Maya İkbal’in, ona, ortak geçmişlerini hatırlatan kadim dostluğu gibi tanıklık edeceğiz biz de. Anımsatıcı olacağız. Diş kökleri kadar derinden gelen bağlarla ahbaplık kuracağız. Çünkü inci gibi düşlerin var senin. 

“Geçtiğimiz tüm yollar birleştirdi bizi”

Seni, sözlerin ifade halini, yüzündeki her değişimi, kaçırırım korkusuyla hep çok dikkatli izliyorum sahnede. Bir yüzü, üretkenlik kadar güzelleştiren bir şey daha yok. Bir de buluşçu aklın… O kuyruklu yıldızdan yeryüzüne şu an inmişiz de henüz kimsenin kötülüğe yeltenemediği bir zamansızlıkta, “Anlamazlar gözyaşından. Anlamazlar çığlıklardan. Kalpleri kör, kalpleri duymaz. Hangi sütle büyümüşler? Hangi suyla yıkanmışlar? Gece nasıl uyumuşlar?” diye sormanı gerektirmeyen bir yerde durup bir kez daha aynı şeyi söylüyorum: “Dünya güzel, ben bu yörüngede kalayım”.

pastedGraphic.png 

Nerede kalmıştık? Seninle önceki söyleşilerimize göz attığımda, en son Mam’Art’ta oynadığın “Kızgın Damdaki Kedi” için konuştuğumuzu gördüm. Araya yine Mam’Art’ta geçen sezon oynadığın “Empatopya” girmiş.

Evet, ama ne yazık ki bu sezon devam etmiyoruz oyuna. Geçen sezon da az oynanmıştı. Benim çok sevdiğim, çok tiyatro tiyatro hissettiğim bir oyundu. Tam da böyle bir “ensemble oyunu” yapmak istiyordum. İçinde olmaktan çok keyif aldığım, çok da kafa açan bir oyundu. Keşke üç sene, dört sene oynayabilseydik. 

Yine geçen sezon Galata Perform’un “Yeni Metin Yeni Tiyatro” etkinliği kapsamında Ömer Kaçar’ın yazdığı “Misafir”i okuma tiyatrosu olarak sahneye koydun. Oyun ödül aldı, bir yazarımız daha oldu ve şimdi Kumbaracı50’de oynanıyor. İzleyebildin mi?

Ne kadar güzel değil mi? Henüz izlemedim ama sezonun en merak ettiğim oyunlarından biri.

Müzik hayatında hep vardı ve biz seni birçok yerde çalarken ya da özel gecelerde başkalarının şarkılarını söylerken bayılarak dinliyorduk ama artık tiyatroculardan oluşan ve kendi şarkılarını söylediğin bir müzik grubun var. YaDa. Sözler ve besteler senin. Daha önce Mam’Art’ta yönettiğin “Nereye Gitti Bütün Çiçekler” oyununun şarkılarını da yazmıştın. Şarkılarının başkalarıyla buluşmasıyla; oyunlarının başkalarıyla buluşmasının sendeki karşılığı nedir? 

Şu an yaptığımız şeyi ve “YaDa”nın yavaş yavaş kıvama gelmesini çok seviyorum. “İki Kişilik Yaz”ı hepimiz çok büyük bir sevgi ile anıyoruz. O benim için, seyircinin karşısında şarkı söylemeyi prova ettiğim bir oyun oldu. Ve sahnede şarkı söylerken, kendimi çok rahat hissettiğimi gördüm. Aslında ben liseden beri şarkı yaparım ama kimseye dinletmem. O “İki Kişilik Yaz” döneminde Özgehan Özturan’la da sahneyi paylaştık. O da oyunun üçüncü oyuncusuydu. Dot’un çok çılgın bir çalışma biçimi vardı. Orada tiyatro yapmayı, yeni oyunlar okumayı, çeviriler yapmayı her zaman çok sevdim ve bana çok iyi geliyordu ama yeni bir şeyler yapmak için bir zamanımın olmadığını gördüm. Hayatıma başka şeyler alabilmek, başka şeylere de alan açabilmek için, başka bir çalışma biçimini seçmeye karar verdim. Dolayısıyla o kadar sık oyun oynamayınca, aslında hep yapmak istediğim müziğe vakit ayırma şansım doğdu. Ben de Özgehan’ı aradım. Üç sene aynı sahneyi paylaşınca, ortak bir müzik zevki de oluşuyor doğal olarak. Ayrıca o oyun için bana gitar çalmayı öğreten kişi. Yani benim gitar hocam. Aramızda öyle bir bağ da var. “Benim yaptığım şarkılar var, gel bir dinle. Bakalım bunlardan bir şey olur mu” diye sordum. O da gitarını alıp geldi. Şarkıları dinledi ve gitarıyla şarkılara can getirmeye başladı. Aklımda hiç albüm çıkartmak, grup kurmak fikri yoktu. Belki bu şarkıları başkalarına ulaştırabilirim diye düşünüyordum. Çalarken baktık ki müzikal anlamda iyi de anlaşıyoruz. Birlikte geçirdiğimiz altı-yedi saatin sonunda; niye biz beraber müzik yapmıyoruz ki dedik. Ben büyüdüğümüz dönem olan 80’lerdeki, 90’lardaki, yani bildiğimiz dönemdeki müziği çok seviyorum ve özlüyorum. O “Garage Band” mevzusunu, bir araya gelip organik şekilde yapılan müziği, fazla sentetik desteğin olmadığı müziği dinlemeyi hâlâ çok seviyorum. Müzikle ilgili referans verirken kullandığımız isimlerin de bunlar olduğunu, asıl kalıcı olanların da yine bunlar olduğunu düşünüyorum. Bu isimlerden birine dönüşmek gibi bir iddiam yok ama bizi derinden etkilemiş ve müzisyen kimlikleriyle bizi bir yerden, başka bir yere götürmüş kişileri seviyoruz. Dolayısıyla en bildiğimiz yerden müzik yapmaya başladık ve ilham veren müziklerden yola çıkarak bir ekip oluşturmaya karar verdik. “YaDa” da böyle oluştu aslında. Süreçte ekibe Can Şıkyıldız ve Aykut Akdere eklendi. Dört insan, hepimizin başka fikirleri var. Ben rock da severim ama R&B de çok severim. Özgehan daha sıkı rockçı, hardrock’çıdır. Fakat sonra yolda gördük ki ben aslında şarkıları daha sert istiyorum. Özgehan da bunları bu kadar hard rock yaparsak kimse dinlemez diyor. Yani hem kendimizi daha iyi tanıdık hem de kendi müziğimizi oluşturmaya başladık. İki sene oldu önce evlerde, sonra yavaş yavaş stüdyolarda müzik yapmaya başlayalı. Süreçte yolumuz “Pasaj Müzik”le, “Garaj Müzik”le kesişti. Onlar bize yol haritası çizmemizde de yardımcı oluyorlar. Sonra stüdyo konserleri yaptık. O konserlerde, eşimizin, dostumuzun bizimle olması bizi çok mutlu ediyor. Birincisi; kendimizi güvende hissediyoruz. İkincisi; yaptığımız müziğin etkisini başka insanların üstünde görmek istiyoruz. Şu ana kadar da hep olumlu dönüşler aldık. Bu da bize güç verdi. Yaptığımız işe daha çok asılmamızı sağladı. Tabii ki stüdyo geceleri devam edecek. O biraz, bizim imzamız gibi de oldu. Hoşumuza da gidiyor ama artık yavaş yavaş stüdyonun dışına çıkıp başka yerlerde de konser vermek istiyoruz. İlk konserimiz de 22 Kasım’da Boa Sahne’de oldu.