Teşekkür:
Bir tabuta saklanıp kapağını da kapatmış gibi duran ITI hakkında ulaştığın bilgiler için teşekkürler. Uluslararası bir kuruluşun Türkiye Merkezi’ni, tiyatro dünyamız için bir nebze aydınlatmış oldun.

Bir bilgi de ben ekleyeyim: Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün (ITI) web sitesindeki Türkiye Merkezi sayfasına bak. Tıklanacak tek bir link yok! Bütün bilgi Refik Erduran’ın şahsi telefonları, geçerli olduğu şüpheli adresi ve e-mailinden ibaret. Dikkat lütfen: e-mail adresi de, @ yerine (at) şeklinde yazılmış. Öyle (at) yazıp bir mail gönder bakalım, ulaşıyor mu?…

Serzeniş:
Anlamadım: ITI Türkiye Merkezi’nin dudak uçuklatan vurdumduymazlığı ile, altında 40 örgütün ve 20 tiyatronun imzası bulunan bir -adı üstünde- alternatif bildiriyi, terazinin iki kefesine koyuyorsun. Yani içeriği açısından da, biçimi açısından da bir büyük rezaletin karşısına, erdemli sayılabilecek bir davranışı koyup sorguluyorsun. Yazılmasına kim karar vermiş, eğer şöyle ya da böyle ise, ITI’yi eleştirmeye hakkımız olmazmış. O zaman ITI’ye ya da “Refik Erduran’a söylenebilecek tek lafımız olmamalı”ymış. Tutarsız olurmuşuz. Ben ITI’nin ulusal bildirisi için “O ayıbın altına kimler imza attılar bilelim” diyorum; sen “Bunlar da yetkisiz işler yapıyorlar zaten, al birini vur ötekine” demeye getiriyorsun. Bu, sende şimdiye kadar hiç rastlamadığım bir tutarsızlık.

Soruyorsun: Alternatif Bildiri’yi her yıl kim, kimden aldığı yetkiyle belirliyor? Gerçekten bilmiyorum.” İnan ki ben de bilmiyorum. Daha önce de alternatif bildiriler çıkmıştı. Bu bir gelenek mi, nasıl oluşmuş, kim kimden yetki almış da yazmış, gerçekten bilmiyorum. Bilmek zorunda da değilim. Ben sadece kendi yaptığım işten sorumluyum. Türk tiyatrosunun köşekadısı değilim.

Bu konu için uluslararası çerçeveden yetkilendirilmiş bir kurum var: ITI. Ama işte yazında ortaya serdiğin gibi, o da yoklukla malûl. ITI’nin kurumsal olarak yapması gereken iş, tiyatro ortamımız için doyurucu olmuyor anlaşılan ki; sürekli karşı çıkışlar yükseliyor. Ayrıca aklına esen herkesin de alternatif bildirisini yazmasında bir sakınca görmem. Hatta senin deyiminle “erken kalkan bildiri yazsın”, ne sakıncası var? Bence bunun için ille de birilerinden yetki almak gerekmiyor. O anlamda benim şahsen yetki arayışına girme ihtiyacım yoktur. Düşündüğümü yazarım, düşüncelerimle bütünleşenler destekler. Bir 27 Martta doğrularımı söylemek için, bürokratik bir mekanizma aramam gerekmez. Şu yaşadığımız kığıştılı yıkım günlerinde, bir bildiri için kurultay düzenleyecek halimiz mi var?

“Benim bildirim senin bildirini döver” gibi bir manşetle konuya giriş tarzın, insanın aklına şunu getiriyor: Yoksa bu sorunun altında birilerinin “Biz çatı örgütüyüz. Neden bu işlerden bizim haberimiz olmuyor abijim ya?” şeklindeki beylik serzenişi mi yatmaktadır? İşin o tarafı, bir çeşit ön sırada yer kapma telaşını andırır. Senin öyle düşünmediğini ummak isterim. Hem zaten soru buysa, muhatabının ben olmadığımı bilmen gerekir.

“Sağlıklı bir sürece evrilme” diyerek söze giriyorsun. Demek ki “Şu işe bir çeki-düzen versek, bir düzene soksak ne iyi olur” diye düşünüyorsun. Evet, öylesi bence de iyi olurdu. Dileyelim ki bir gün o da olsun: Türkiye Büyük Tiyatro Meclisi falan… Ya da: Occupy ITI…

Soruyu 27 Mart ulusal bildirisi hangi yöntemle yazılmalı şeklinde koysan itirazım olmayacaktı. Ama geçtiğimiz 27 Mart’ta bir alternatif bildiri yayınlanmış olmasını, ITI gibi kokuşmuş bir süreçle denkleştirmeye çalışman, hele hele R.T. Erdoğan da bu anlayışın ürünü değil mi?” şeklinde noktalaman, nizamî bir hareket değil. Dolayısıyla ITI faciasının karşısına, bu “yetki” komedisini koymanı ve tartıya getirmeye çalışmanı anlamsız buluyorum.

El altından, kapı arkasında, gizli gizli işlenmiş bir suçu ya da  bir ayıbı yakalamış gibi  soruyorsun: “Bu yıl alternatif bildiriyi sen yaz diyen kim?”… “Alternatif Bildiri Yazılması ve Bu Bildiriyi Yücel Erten’in Yazmasını Kim Önerdi?”… Gazetecilikte bunun adı manşet şehveti mi nedir, bilemem? Ne yani, sen mi önermek isterdin? Ya da kimin önermesini isterdin, söylemediğin için onu da bilemiyorum? Neden bunun altında ayıplı bir davranış aradığını da anlamıyorum.

Şaka:
Düşününce, uzak da olsa, bir ihtimal daha var: Refik abin “Seni de ITI’ye alalım” mı dedi yoksa? Samimi söylüyorum, seni kandırmadıysa gir bence, iyi olur. Yeter ki o kurum tabuttan çıksın.

Sonuç:
Soruna cevap veririm Demirkanlı. Ama önce şu büyük yolsuzluk yakalamış gazeteci edası ile sergilediğin, patavatsız karşılaştırmanı düzeltmeni ve meramını açıkça anlatmanı beklerim.

Sevgiler ve iyi dileklerle.

Yücel Erten / 22 Nisan 2014 / İstanbul

Benim Bildirim, Senin Bildirini Döver-1

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here