Kısa bir süre önce izleme fırsatı bulduğum “Zambakta Kan Lekesi”, Ankara’da bir grup genç tiyatrocu tarafından kurulan ve ismini yeni yeni duyurmaya başlayan Bambu Tiyatro’nun 1993 Sivas katliamı ile ilgili son derece başarılı ve dramatik oyunu. Prömiyerini 12 Haziran 2015 tarihinde Ankara Devlet Tiyatroları 75. Yıl Sahnesi’nde gerçekleştiren Bambu Tiyatro, ikinci kez 19 Haziran’da yine aynı sahnede oyununu sergiledi. “Zambakta Kan Lekesi” 16 Kasım 2015 tarihinde Ankara Devlet Tiyatroları 75. Yıl Sahnesi’nde sahnelenecek, kaçırmayın derim.

Oyunla ilgili fikirlerimi paylaşmadan önce Bambu Tiyatro’dan biraz bahsetmek istiyorum. Bambu Tiyatro sadece bir tiyatro topluluğu değil. Aynı zamanda kültürel bir oluşum. Bambu Tiyatro’yu oluşturan genç sanatçılar, ilk önce tiyatro ağırlıklı kültür-sanat dergisi “Bambu” yu kurmuşlardı. Derginin kısa sürede yakaladığı başarıdan sonra büyük çabalarla geçtiğimiz nisan ayında Kızılay İzmir Caddesi’ndeki “Bambu Tiyatro ve Kültür Evi”ni açtılar. Bambu, hem dergi, hem tiyatro olarak; şiir ve hikaye günleri düzenleyen, tiyatro gösterileri ve müzik dinletilerinin yapıldığı, sanat kurslarının verildiği, aynı zamanda kütüphane olarak da kullanılabilen bir kültür yuvası olarak aramıza katıldı.  Bu son derece samimi ve misafirperver çalışma ortamından da elbette güzel şeyler çıkıyor. Bambu Tiyatro ekibi, tüm profesyonelliği ve toplumsal duyarlılığıyla karşımıza bu kez bir Madımak Oteli belgeseli diyebileceğimiz “Zambakta Kan Lekesi” ile çıkıyor.

Perde açıldığında dört kız ve üç erkekten oluşan oyuncu grubunu görüyoruz. Kahramanlık mısralarıyla ve dramatik danslarla oyunu başlatıyorlar. Hep bir ağızdan okudukları cümleler dramatizmin ruhunu son derece enerjik biçimde yansıtıyor. Bir kadın, bir de erkek olmak üzere iki anlatıcı var. 22 yıl öncesine dönüp, bize başından sonuna kadar Sivas Katliamı’nın nasıl gerçekleştirildiğini en ince ayrıntısına kadar anlatıyorlar. Sonra diğer oyuncularla birlikte olayların canlandırmasını yapıyorlar. Hepsi siyah giyinmişler. Giysi değişimi, dekor değişimi gibi bir şey yok. Bu durum oyunun havasıyla gerçekten uyumluydu. Anladığım kadarıyla dikkati, anlatılan ve yaşanan olaylara çekmek düşüncesi vardı genel olarak. Tempoyu bir an bile düşürmeden oyunu devam ettirmelerini sağlıyordu bu anlayış. Sonrasında olaylar, canlı tanıkların anlatımıyla sinevizyondan verildi ara ara. Sonlara doğru Bilkent Üniversitesi mezunu soprano Didem Doğan’ın güzel sesinden türküler dinledik. Diğer oyuncular da koro olarak ona uyumlu şekilde eşlik ettiler.

Oyunun yapısına bakarsak, müzik ve dans katkılarıyla dramatize edilmiş tarihsel bir metin görüyoruz. Belgesel gibi olduğunu yazmışlar zaten küçük broşürlerinde. Ancak, oyunun belgesel niteliği taşıması sadece arada seyrettirilen sinevizyon gösterilerinden ötürü değil. Gerçek olayların olduğu gibi aktarılması ve kişilerin ağzından birebir alıntıların yapılması bunun ilk nedeni. İkinci nedeni, bana göre oyundaki her şeyin birbiriyle bütünleşmiş olması. Örneğin; dansçılar ön plana çıktığında diğerlerinin de uyumlu bir koreografi ile onlara katılıyor olması ya da soprano şarkı söylerken diğerlerinin ona eşlik etmesi. Müzik, tiyatro ve dansın flu çizgilerle birleştirilmesi de diyebiliriz buna. Bu üçünden hiçbiri belirgin değil, aksine iç içe. Bu sebeple Koreografi’yi üstlenen Gülden Çelen’i gayet başarılı buldum. Oyunun tek perde ve süresinin tam ayarında olması da önemli bir etken bu arada. Olayları dramatize edelim derken ağıda döküp izleyenleri bayıltmamışlar. Bu açıdan belgeseli senaryolaştıran ve oyunu yöneten Ahmet Yapar ve Yönetmen Yardımcısı Ozan Demircioğlu’nu tebrik ediyorum. Ayrıca oyun sahneye koyulurken, olay örgüsüne göre dansların başlayıp bittiği kısımlar çok güzel ayarlanmış. Katliamın hikayesini bölmeden aralara koymuşlar.

Sadece belirtmem gereken bir şey var. Anlatıcılardan birinin (Hüseyin Oçan) sesi bazen zor duyuluyordu. Sahneye göre değişmekle birlikte belki bunun için bir şeyler yapılabilir. Ben ortalarda oturuyordum. En arkada oturanları düşünerek söylüyorum. Onun dışında anlatıcılığı son derece içtendi.

Son olarak oyunculukla ilgili konuşmak gerekirse, bu tarz şeylerde sanatta genel olarak bir kavram vardır: bir şeyin içinde olmak ya da olmamak. Ben herkesin oyunun içinde olduğunu düşündüm. Çünkü bir olayı sahnede ne kadar iyi yaşarsanız o kadar güzel anlatıyorsunuz karşınızdakine. Bambu Tiyatro’yu yine böyle duyarlı bir projede görmek dileğiyle…

Sıla İlyasoğulları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here