Hisler Arşivi: İstanbul

Sema Elcim
2540 Görüntülenme

29 Aralık’ta Moda Sahnesi’nde prömiyeri yapılan “Hisler Arşivi İstanbul”, seyircinin bedenine sahneden bir kanal açmayı hedefleyen, bedensel bir performans gösterisi. Dansçıların kocaman bulut maskeleriyle kapalı olan yüzleri, seyircinin kendi atıflarına bırakılırken, bedenler, en ufak bir parmak kasılmasının bile fark edileceği şekilde seyircinin odağına sunuluyor.

Projenin yaratıcısı, Gizem Aksu ile sürecin tamamını anlatan, benim için oldukça ilginç ve keyifli bir söyleşi yaptık. 

Hislerin gücü adına, hayallerimizin gücü iktidara!

Her şey Karaköy – Kadıköy vapurunda başlar. 2015 Ankara Garı patlamasından, 15 Temmuz’u da içine alan ve özellikle büyük şehirlerdeki kamusal alanlarda bulunmanın endişe ve tedirginlik yarattığı bir dönemden geçilmektedir. Tüm bunların yarattığı travma ve çıkan söylentilerle başa çıkmaya çalıştığı bir sonbahar günü, Karaköy’dan bindiği vapurda, bedeninde hissettiği endişelerle kendini yapayalnız hissederken, diğer yolcuların gözlerinde dolanır bakışları. Aradığı belki bir güven hissidir o gözlerde ya da bir duygudaşlık. Ama bulamaz, çünkü hiçbir çift gözle kaşılaşamaz gözleri… Kafalar yere yönelmiş, bakışlar ya zeminde donmuş ya da bir telefon ekranında kaybolmuştur. O an İstanbul’da Karaköy’den Kadıköy’e seyahat eden yolcuların kafalarındaki kara bulutları fark eder. İşte bu imajdır Gizem Aksu’ya Hisler Arşivi İstanbul’u yapmaya götüren.

Kafalarda bulutlarla gezen insanları ilk gördüğü andan itibaren, bir şeyi merak etmeye başlar;

Bu hisli coğrafyada sanatçılar ne hissediyor?

Sanatçıların ne hissettiği önemlidir çünkü sanatla uğraşılan her an, hassasiyetin ve farkındalığın yükseldiği anlardır. Çünkü insanlar devam edebilmek için kanallarını kapatıp, görmek, bilmek istemezken, sanatçının toplumsal olanla iletişim kurmamak gibi bir seçeneği yoktur. Hele de sanatın bedensel bir dalıyla uğraşanların, hiç yoktur.

Sanatçı dostlarıyla konuşmaya karar verdiğinde bunu daha farklı bir noktaya taşımayı düşünür Gizem Aksu. Sanatçılarla, sanatsal pratiklerin dışında, sadece hisler üzerine konuşacakları bir ortam yaratmaya ve hatta bunu kamuya açık yapmaya karar verir. Hisler ve hayallerin bağlantısı konuşulur bir buluşmada, bir diğerinde tasarım ve tasa, bir başkasında yaşama sevinci. Hisleri konuşmak üzere dört buluşma yapılır ve bunların sonunda bir birliktelik hali ortaya çıkar. Bireysel bir ihtiyacı giderme düşüncesiyle yola çıkıp, başkalarına da iyi gelme ve iyileştirme noktasına ulaşılır hiç hesapta yokken.

Diğer taraftan, çalışmalarıyla aktivizm, performans ve edebiyatın travma yoluyla çalışan ve onu üreten koşulları dönüştüren kamu kültürlerine nasıl yol açtığını ortaya koyan, aynı zamanda da Amerika’da Kadın ve Cinsiyet Çalışmaları Enstitüsü’nde Profesör olan yazar Ann Cvetkovich’in çalışmalarından da etkilenen Gizem Aksu için “Hisler Arşivi İstanbul”un temelleri atılmıştır artık. 

Tüm bu alt yapının bir performansa evrilmesi, projenin en son aşamadır. Arşiv oluşurken, bir yandan performanslar arası geçişlerde bağlaç görevi yapan videolar ve fotoğraflar da çekilir. Aynı dönem, Belçika’da, bulut imajının malzemesi bulunur. 

İki senelik hazırlık sürecinin ardından nihayet yedi bölüm, iki animasyon ve beş filmden oluşan bir dans performansı olarak “Hisler Arşivi İstanbul” projesi,  Moda Sahnesi’nde seyirciyle buluşur.

Bir kamusal gözlemden yola çıktığını hiç unutmayan projede, birbirinden farklı fiziksel özelliklere sahip dansçılar (M. Suzan Alev, Leyla Postalcıoğlu, Ekin Tunçeli, Zeynep Günsür Yüceil) İstanbul’da yaşayan, bir vapurda karşımızda otursa yadırgamayacağımız gibi çıkıyorlar karşımıza.

Performansın tamamı, dansçıların kafalarında taşıdıkları, görmeyi engelleyen, nefesi ise kısıtlayan Leyla Okan tasarımı bulut maskeleriyle gerçekleşiyor. Bu nedenle, yani iki gözün kapanıp propriosepsiyon ile kasların içindeki sayısız nöronun harekete geçmesiyle açılan iç gözler sayesinde sadece hislerle dans ediliyor.  

Beden dramaturjisi her ne kadar ekstrem hareketler yerine gündelik hareketlerle yapılmış olsa da, karşınızdaki performansın zorladığı bedenle kurulan iletişim benim gibi bazı seyircilerde panik atak benzeri hislere yol açabiliyor.

Gizem Aksu

Bu hisli coğrafyada ne hissediyorum?

Performansın bütününün, makro anlamda ülkenin aydınlarına yapılan düşünsel müdahaleleri, mikro anlamda ise en özel yerlerde dahi birbirimize “sadece sevgiden” yaptığımız müdahaleleri, siyaset, ekonomi ve coğrafyanın hisler üzerindeki etkilerinin yansımaları olarak sunması, fena halde gerçek. Bunun yanında, sistemin dışına çıkabilme özgürlüğüne şahit olmak, seyirciyi ihtiyaç duyduğu umutla buluşturuyor neyse ki.

Bedenlere Yazılan Bir Metin

Metnin kâğıt yerine, dansçıların bedenlerine yazılması, çok fazla çalışmayı gerektiriyor. Dansçıların tekrar görerek dans ettiklerinde, içten görerek dans etme bilgisinin azalması, performansın, sahne dışında da devam eden bir sürece yayılması demek oluyor. Her bedenin yazısı birbirinden farklı olduğu gibi, yazıldığı anla ilgili olarak değişebiliyor. Başka bir deyişle, dansçılardan biri değiştiği zaman yeni bir metin yazılmış oluyor.

Gizem Aksu- Sema Elcim

“Hisler Arşivi İstanbul”un kereografisi (Gizem Aksu), müziği (özgün müzik Emre Malikler, Ah! Kosmos: Anneanneminin Koah’sı ve dEUS: Quatre Mains) ışık tasarımı (İrfan Varlı) ve sahne tasarımı (Bengi Günay), bu şehrin hızından nasibini alırken, parçalı yapısı sayesinde seyirciye kendine dönüp düşünme, belki belli kararlar alma fırsatı veriyor ve seyirci bu yolculuktan tekrar sahneye döndüğünde, bir noktadan performansı yakalayabiliyor. Görüntü Yönetmenliğini Derin Cankaya’nın, animasyonları Valko Chobanov ve Nina Paley’in, afiş tasarımını Pelin Kırca’nın yaptığı “Hisler Arşivi İstanbul” projesinin asistanı Büşra Tuna.

Gizem Aksu, İstanbul’un kendisine cömertçe sunduğu ne kadar his varsa, hepsini seyirciye vermek için çabaladığı projesini, Dresden’de deneyimlemek için Mart ayında Almanya’ya gidiyor. Üç ay boyunca bu kentin insanlarıyla hislerini konuşup, oranın imajını ve beden tasarımını çalışacak olan sanatçı, Hisler Arşivi İstanbul’un ise devam eden bir süreç olduğunun, yaşamın her anının bu arşive dâhil olduğunun farkında. Ve İstanbul’un bize verdiği yeni hislerin eklendiği devam arşivlerini oluşturmaya başlamış bile.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku